Patrick Hickey (Irish, 1927-1998), Still Life with Oysters. Oil on canvas, 25 x 30 in.

oozey mess
Today's Document
DEAR READER
h

No title available
occasionally subtle
Jules of Nature

shark vs the universe
i don't do bad sauce passes
wallacepolsom
almost home
YOU ARE THE REASON
todays bird

pixel skylines
Monterey Bay Aquarium
noise dept.

if i look back, i am lost

@theartofmadeline
Sweet Seals For You, Always
2025 on Tumblr: Trends That Defined the Year

seen from Malaysia

seen from United Kingdom

seen from Bulgaria

seen from Netherlands
seen from Türkiye

seen from United States
seen from United Kingdom
seen from United States
seen from Bangladesh
seen from Türkiye
seen from Canada
seen from Hungary

seen from United States

seen from Italy
seen from United States
seen from United States

seen from Türkiye
seen from United Kingdom

seen from United Kingdom

seen from Switzerland
@bonecolora
Patrick Hickey (Irish, 1927-1998), Still Life with Oysters. Oil on canvas, 25 x 30 in.
Still Life with Cheeses, Artichoke, and Cherries (1625) by Clara Peeters
via
Herodias - 1905 - via Württembergische Landesbibliothek
Stefan Johansson(Swedish, 1876–1955)
Ljuset(The light) 1925 watercolor via
Cosy childhood books🪻
E.H.Shepard - Christopher with Winnie The Pooh
Ilon Wikland - Lotta with Bamse
Blue sky with branches.
Salty wind, creamy clouds and fresh water.
Sometimes it’s glass of milk for lunch
never too early for halloween
Sean Lewis
Shaun Tan
Can'a;
Senelerdir bedenini görmüyor, sesini işitmiyor olmama rağmen her detayınla ve renklerinle halan kafamın içinde yaşamaya devam ediyorsun. Aklımdan ve kalbimden geçmediğin tek bir gün bile yok. Yaşarken pek anlayamamıştık ama bir nevi aileydik. Ne kadar başka evlere taşınsak da, çevremiz değişmeye başlasa da, günlerimizi birbirimizle paylaşamıyor hale gelsek de. O seneler içerisinde, yaşadığımız yoğun duygu maratonundan sağ çıkabilmeyi başardık ve halan ayakta durabilmenin vermiş olduğu o güç, işte bizi birbirimize sıkı sıkıya bağlayan şey o güçtü. Ama zamanla "o" gücünü kaybettiğini fark edemedim ve senin ayakta durabilmen için bir güç "veremedim." Sonsuz derecede üzgünüm. Karşımdaki sandalyede oturabilsen tekrardan ve saatlerce süren sohbetimizin içerisinde kaybolup gidebilsek. Eve dönmek için sandalyelerimizden kalkmaya yeltelenirken miles ile chet'in tuhaf ilişkilerinden bahsedebilsek akşam ışığı eşliğinde, yine ve yeniden. Benim için bu macera inanılmaz bir deneyimdi, senin için de öyle olduğunu biliyorum. Gururlu bir şekilde bundan sıklıkla bahsederdik. Çünkü bir nevi şövalye olmuş gibiydik beraber. Bu maceraya ortak olduğun için sonsuz teşekkürlerimi sana ithaf ediyorum. Sokaktaki kedinin yürüyüşünde, gülüşen çocukların yaydığı havada, salıncağın metal ıslaklığında, yere düşüşen kahverengi yapraklarda, terlemiş bir bardak naneli limonatada, günbatımı eşliğinde kaykay kayan gençte, gecenin karanlığı içerisine oturmuş müzik dinleyen kızda, pizzacıların kırmızı renkli duvarlarında, adaçayının güven verici kokusunda, sahafların önündeki banklarda kahkahalarla sohbet eden bizde, rüzgarların ıslak ıslık çalışında, denizin saçlarımızı tuzlatışında, Kasım ayının yoğun dalgalarında, mavi tonlarının umut oluşunda, joe, bill, billie, sevinç, julien, tigran'da, tatlı kadife sesli yaşlı adamda, Sony kulaklığın gri renginde. Hayatın her yerindesin ve yerindeyiz. Ben hayatta kaldıkça, rüyalarımda, anılarımda, hayallerimde, zihnimin her köşesinde yaşamaya devam edeceksin. Ölene kadar devam eden dostluk dedikleri bu olsa gerek? Ama bizimkisi ölümün ötesinde de devam eden bir dostluk olarak baki kalacak.