En zor istanbul ziyaretlerinden biri oldu. Her gun her aciklamada aglamamak ve guclu durmak icin inanilmaz efor sarfediyorum. Cok yoruldum.
h

JBB: An Artblog!
cherry valley forever

blake kathryn
Not today Justin
trying on a metaphor
TVSTRANGERTHINGS
taylor price
wallacepolsom

ellievsbear
styofa doing anything
todays bird
Aqua Utopia|海の底で記憶を紡ぐ
Stranger Things
No title available
Game of Thrones Daily

Janaina Medeiros

JVL

oozey mess

shark vs the universe
seen from Australia

seen from Spain

seen from India

seen from Germany

seen from Hong Kong SAR China

seen from T1

seen from Georgia
seen from China
seen from United States
seen from United States

seen from United States

seen from United States
seen from Türkiye
seen from United States

seen from United States
seen from United States

seen from United States

seen from United States

seen from United States
seen from United States
@bthequinn
En zor istanbul ziyaretlerinden biri oldu. Her gun her aciklamada aglamamak ve guclu durmak icin inanilmaz efor sarfediyorum. Cok yoruldum.
“A moon will rise from my darkness.”
Bayik ofis gunune ara verip viskisi fazla kacmis irish coffee icince keyfim yerine geldi. Ankara’yi, disarda hapur hupur aspava falan yemeyi, ozellikle de kiz arkadaslarimi cok ozledim. 35in etrafinda hepsini gerceklestirmeyi, cenem agriyana kadar kizlarla konusup gulmeyi diliyorum.
Sabah sogugunda gozlerimin agrisi gecmeden kendimi evden disari firlattim. Once bi kahve ismarladim (kendime) sonra yavas yavas gectim pazarin icinden. Yolda gordugum hasarli kalbi cebime attim, kendime bir buket cicek almak istedim ama yolup yolup agac dallari getirdiklerini gorunce vazgectim. Sonra da en buyuk siginagim olan kitapciya girip new yorker’in icine saklandim.
Bi acik bi kapali, soguk, bol kahveli gunler.
Sanki konusulanlari duyar gibi oldum. Sesler tanidikti. En sevdigim insanlar cok yakinda bir yerlerde konusup guluyorlardi. Kalbim hizli hizli atmaya basladi. Her an kapiyi acip yan odaya gecsem veya balkona ciksam onlarla karsilasabilir, boyunlarina atlayip onlari ne kadar ozledigimden bahsedebilirdim. Oturdugum yerden kalkip ileri dogru bir adim attim
Kapinin koluna asildigim an uyandim.
25 Ocak: bitisin baslangici. Cok zorlandim soylememek icin ama sonunda dilim bicaga donustu. Yaralamadan, yaralanmadan, yikmadan yenisini insa etmek mumkun degil biliyorum ama yine de imkansizi istiyorum.
5 to 9, you keep working, working, working
Working 5 to 9, 'til your dreams, come true
Working 5 to 9, you keep dreaming, dreaming, dreaming…
Yarali bereli gunler. Daglarda kar, cenevre’de ise sadece kesici sogugu var. Kafam tastan yapilmis gibi. Gunler ite kaka ilerliyor. Bazen ufak seylerle cok mutlu oluyorum ama neyse ki sonra gun bitmeden heyecani geciyor. Dunyada sayili gunu bulunan biri icin cok ic acici yasamiyorum hayati.
Bugun su non-aesthetic masada gunluk yazarken soyle bir cumle yaziverdim:
“Anlasilmaya calisirken ölüyoruz.”
Ne yazik, ne absurd.
Dunden kalan kirmizi sarabi iciyorum. Cok guzel bir malbec. Bu sabah asistan alimi icin ilk mulakati yapmak icin ofise gittim (haftalar sonra). Ofiste tek basima olacagimi bilsem de ofis icin giyinmek iyi geldi. Evde calismaya calismaktan bikmisim. Ofise giderken cok da istekli degildim acikcasi ama bi sure sonra bir suredir rastlamadigim bir sey hissettim: motivasyon. Her neyse iste aksam oldu, is sonrasi yaptigim konusmada yine kalpte yanma yapan birkac kelime duydum, eve geldim banyo yapip bu satirlari yaziyorum. Bugun de boyle.
#12,724
Tunelin sonundaki isigi gorsem de karanliktan cikmak istedigime emin degilim. Bir tur komfor alani olusturmusum, el yordamiyla da olsa aradigim her seyi bulabiliyormusum gibi hissediyorum.
Dun gece iyi uyuyamadim, gecenin bi yarisinda uyanip untamed’i okumaya devam ettim. Gozlerim yansa da okuduklarim bana cok iyi geldi; kelimelerden kendime merhem yapip geri yattim. Doganin buz tuttugu bir sabaha uyandim, cokca kahve ictim, birkac yarim-agiz email yazdim. Z’yi cok ozledim. Vizem cikarsa Frankfurta gidip koltugunda top bocegi olacagim. Bu kis beni genel olarak cok yordu. Kar da yagmayacaksa ben yarin bahara gecebilirim. Mersi.
Hastane isleri, sogukta yururken ordan oraya kaybolma, simge ve baris’in ay sarkisini done done dinleme♥️… dodo’nun gonderdigi su karti acip acip gulmesem cekilecek sabah degildi. Sonrasinda fransizcam baya gerilemeye basladigi icin biraz egzersiz yapayim dedim ama kafam darma duma n. Duz adam sami gibi tek seye odaklansam cok yol kat edecegimi biliyorum ama her yere, her seye 360 derece adim atmaya calistigim icin merkezden uzaklasamiyorum. Whatever.
Gul bahcesindeki melankoli heykeli. Yururken yolumu bir sekilde buraya dusuruyorum (nedense). Havalar soguk oldugu icin parkta in cip top oynuyor. Azicik esneme hareketleri yapiyorum. Sia’nin elastic heart sarkisi takiliyor aklima. Benim kalbimse daha cok acibadem kurabiyesi gibi. Bol catlakli, az elastik. Sevdigim herkese birer parca dagitip gogsumde ferah bir boslukla yasamak istiyorum.
Cenevre’de her yer yilbasi bile beklenmeden yol kenarina atilan cam agaclariyla dolu.
Bazen bu hayat icin gercekten fazla kirilgan oldugumu dusunuyorum ve/ya insanlar hakikaten plastikten yapilmis. Birkac gunluk zevk icin buyutulen, kesilen, sonra da firlatilip atilan her cam agacina dokunup ozur diliyorum. Bu hafta da boyle gecsin.
Sabahlari hala karanlik. Dolayisiyla geceye uyandim. Yuzumu yikamadan mutfaga gidip mantarli omlet hazirligina basladim. Inanilmaz istahli oldugumdan degil. Dun gece sikintidan bir turlu acikmadim ve aksam yemegi yemeden yatmistim. Sabah da 3.doz asimi olmam gerekiyordu ve ben kendimi, yine ben ben ve ben, ayakta tutmaliydim. Omlet yaptim, yanina oylesine bir cay, bir de c vitamini. Bulasiklari yikamadan biraktim. Birkac saat sonraki ben daha neseli ve duzenli bir insan olabilir sonucta, birakalim ona kalsin bazi sorumluluklar da... Sonra aynada yuzume baktim. Sacimdaki beyazlara, gozumun altinda torbalara takildi gozum. Yine de makyaj yaptim, saclarimi taradim, parfum bile sıktım. Dun gece uyanip neyi neden yaptigimi dusundum, bulamadim. Bu bana ara ara batan bir diken. Neden burdayim, neden calisiyorum, neden bu sehirdeyim tam olarak, kendimi neden cok az seviyorum. Kacip gitsem bir yerlere kacabilir miyim tam olarak? Emin degilim. Sanirim o guduyu, cesareti kaybettim. Dun starbucksta bir kiz gordum. Minyon, yuzu cok guzel, saclari simsiyah, ayaginda siyah converseler. Universitedeki zamanima benzettim. Finallere calisiyorlar haril haril. Cok buyuk sorumluluklar o zamanlar. Bir suru hayaller var. Anne-baba gibi olmamak, hatta mumkunse onlarin tersi olmak, ayni sehirde kalmamak, genislemek genislemek dunyayi ele gecirmek gibi planlar var. Arkadaslar cok, her zaman yaninizda olacaklarmis gibi. Halbuki 30a yaklasan herkes bilir ki arkadaslar sapir sapir dokulur zamanla. Sansliysaniz sizi cekebilen 3-5 saglam insanla yola devam edersiniz. Sirf bu yuzden bazen Ankara’yi bazen Istanbul’u ozluyorum. Insanlari yuzunden. Hos oralarda da kimse kalmadi ya. Gitsek hicbir seyi ayni bulamayiz. 30larin ortasina gelmeden nostaljik olmak bana biraz sacma gelse de oluyormus demek ki. Genisleyeyim derken kaybolmak, köksüz kalmak varmis benim hikayemde. Belki onumuzdeki ay bir aydinlanma yasar ve her seyi unuturum. Kimbilir.
Ellerime bakiyorum. Nereye koyacagimi bilemiyorum. Gozlerim yaniyor, midem yaniyor, kafam bulaniyor. Hayat hizli, ben yavas… ne kadar da beceriksiz oldugumu dusunuyorum. Sonra kedilerimi dusunuyorum, uykudan yeni kalkmis kedis kokusunu, pembe turuncu burunlari, mutluluk tortorlarini. Beni bu hayatta en cok kedilerimin dusuncesi sakinlestiriyor. Bir de gidebilsem, hemen bilet alip Ankara’ya ucardim. Anneme sarilir biraz aglar, babamla dertlesir buyudugum odada pamuklu nevresimlerin icine gomulup butun kis uyurdum.