“i’m sad and idk how to feel better”
“i don’t know what to draw”
“i always mess up”
“BUT I SUCK”
I'd rather be in outer space 🛸
$LAYYYTER

★

tannertan36

祝日 / Permanent Vacation
art blog(derogatory)
almost home
No title available
will byers stan first human second

Andulka

Discoholic 🪩
noise dept.
Alisa U Zemlji Chuda

Origami Around

Product Placement
hello vonnie

pixel skylines

Kaledo Art
Aqua Utopia|海の底で記憶を紡ぐ
Claire Keane

seen from United States
seen from United States

seen from Iraq

seen from Iraq

seen from United States
seen from United States
seen from United States

seen from United States
seen from United States

seen from United States

seen from United States

seen from United States
seen from United States
seen from United States

seen from United States
seen from United States
seen from United States
seen from United States
seen from Spain
seen from United States
@bugse
“i’m sad and idk how to feel better”
“i don’t know what to draw”
“i always mess up”
“BUT I SUCK”
via weheartit
05:05
Sen bana gülmüyorsun ama olsun
Bazı insanlar aynen böyle
“Biriyle bu kadar zaman harcayıp da, onun tamamen bir yabancı olduğunu öğrenmek ne büyük kayıp.”
—
Spotless Mind
(via icimizdekiyalnizlik)
loving can hurt, loving can hurt sometimes
ıts the only thing that makes us feel alive
iyi forumlar
“İnsan en çok sevdiğini üzermiş” konusunda ne düşünürsünüz? Ben bu konu üzerine düşünürken yanına bir de “çünkü insan en çok sevdiğine üzülürmüş” eklerim mesela, bambaşka bir tartışmanın kapısı açılır.
Hep aklıma o meşhur Oscar Wilde şiirinin (The Ballad of Reading Gaol) o malum kısmı gelir:
Yet each man kills the thing he loves By each let this be heard, Some do it with a bitter look, Some with a flattering word, The coward does it with a kiss, The brave man with a sword! (Oysa herkes öldürür sevdiğini Kulak verin bu dediklerime, Kimi bir bakışıyla yapar bunu, Kimi dalkavukça sözlerle, Korkaklar öpücükle öldürür, Yürekliler kılıç darbeleriyle!)
Birini ne kadar çok seviyorsan, ona o kadar çok ‘seni üzme hakkı’ tanıyorsun bence. Birine verdiğin değer ne kadar büyükse, yaptığı hatalar, sergilediği yanlışlar, söylediği sözlerin önemi vs de o kadar büyük oluyor. Ufacık bir hata bile hatayı yapan kişinin değeri kadar büyüyebiliyor bir anda gözünde. Başkası söylese hiç aklına takılmayacak - hatta geçmişte sana söylenmiş ve hiç aklına takılmamış, önemsemediğin - bir söz bile çok sevdiğin birisinin ağzından çıkınca seni günlerce üzebiliyor.
Onu alıp diğer insanlardan ayrı bir yere koyuyorsun çünkü. En tepede bir yerde, tek kişilik kristal bir tahtın üzerine oturtuyorsun. Onu o kadar yükseğe çıkarıyorsun ki kimi zaman kendinin bile o kadar yükseğe erişemeyeceğini düşünüyor, ona ulaşamamaktan korkuyorsun. Hal böyle olunca o kristalin üzerine düşen ufacık bir gölge bile “nasıl olabilir” diye sorgulatıyor. “Bu kadar yüksekte duran bir şeyin üzerine bu gölge düşebiliyorsa, gölgeyi yansıtan şey (hata) çok büyük olmalı.”
Değişik bir illüzyon. Sanırım aşkın bir parçası.
Aşkın etimolojisini biliyorsunuz değil mi?
Farsçadaki “aşeka”dan geliyor. Arapçada aşeka, sarmaşık demek. Akılda uyandırdığı ilk imge “sevdiğini sarmak, sarmalamak” kadar masum olsa da tırmanıcı bir bitki olan aşeka, sevginin ta kendisi gibi devamlı büyüyerek ağacın gövdesini sarıyor ancak ağaçtan beslendiği için ağacı zamanla tüketiyor ve kurutuyor. Özellikle “tırmanıcı” dedim, yükseklere koyduğumuz insanlarla bağdaşsın diye.
O yüzden çok fazla cezalandırıyorsun onu. Normalde karşına çıksa kaşlarını bile çatmayacağın bir sebep, sırf o yaptı diye ona elli kere peş peşe vurmana ve canını daha çok yakmana neden oluyor. Ya da şöyle söyleyeyim, onu gözünde o kadar yüceltiyorsun ki gözden düşmesi, yüksekten düşmesi anlamına geliyor. O kişi gözünde ne kadar yüksekse, düşüş mesafesi de, düştükten sonra hissettiği acı da o kadar fazla oluyor. “Gözden düşmek” deyimine deyim olarak bakamıyorum bazen, düşününce bile canım acıyor - dizlerim kanıyor.
Asıl fena olan ne biliyor musunuz? O tepelerden düşmene, o elli vuruşu yemene rağmen ısrarla yeniden yukarı tırmanmak istemen. “Olsun yine düşerim” fedakarlığı. “Bir dahakine yüz kere vurursun” izni. Yukarıda “sanırım” demişim, bence kesinlikle aşkın bir parçası.
Zaten eğer aşık değilsen “banane lan, ben mi çıktım o kristalin tepesine; sen koydun beni oraya öyleyse acısını neden ben çekiyorum” der ve gidersin. Ama eğer sekiz yaşlşdskf ve çok aşıksan o kristali kendi evin bellersin. Evin..
Asıl sorudan uzaklaşarak uzattım konuyu sanki. Yine; “insan en çok sevdiğini üzermiş” konusunda ne düşünürsünüz?
“Ah, göğsündeki her yarayı merhametle öptüğüm. Geç kalınan hiçbir hayat, hayat değildir. Hayatın olmayı dilerdim.”
— (via icimizdekiyalnizlik)
ben girmeye korktuğun çıkmaz sokağın duvarıyım. gel yüzüme konuş.