İç ses sorunsalı
İç ses, diye söylendim, Başımda rüzgar vardı Başımda uğultular...
Epey oldu böyle oturup bir şeyler karalamayalı sanırım. Bunda kafamın içindeki gürültünün boğucu bir uğultu halini alması ve bana nefes boşluğu oluşturmamasının da etkisi vardı. Biraz da eskisi gibi etki etmemeye başladı sanırım yazmak. Önceden yazdığımda kafamı biraz da olsa dökebilmenin konforu olurdu. Artık o hissi de alamıyorum. Blogdu, podcastti, bunların aralıklarının artmasının sebebi de bu gibi biraz. Hobinin işselleşmesi gibi, garip bir süreç..
Kafamı meşgul etmek için, bu gürültüyü gidermek için sürekli olarak kendime uğraşlar çıkarır hale geldim. Oyunlar, dönüp bakmayacağım anlık tüketim uygulamaları, güvenli alan görüp çıkmaktan kaçındığım ezberlenmiş diziler ve filmler derken gürültü bu döngüye de baskın gelmeye başladı. Öyle olunca da ben kendimi susturdum benimle susar umuduyla.
Mesela bu yazıyı da şu an yazıyorum ama bir amaca hizmet ettiğinden de şüpheliyim. Bir iki paragraf yazıp bırakabilirim de önceki uzun yazılara nazaran. Aynı şeyleri tekrarlayıp kendi söylediğimi uzatmak gibi geliyor öbür türlüsü artık. Bu iç ses konusu da bir iki saat önce diğer blogda attığım posttan çıktı. Onu direkt buraya kopyalasam sana ayıp olmaz bence, gidip arama şimdi yok yere
Az önce kendi kendime konuşurken (sesli düşünürken ya da) iç sesi falan olmayan insanların olup olmadığını bi' merak ettim. Konu da böyle konuşurken kelimeyi unutup kendi kendime olayı anlatamayışım üzerinden gelişti aslında. Bakınca kafamın içindeki sesi dışa aktarmaya çalışırken decoder sorunu gibi bir şey dfjkgfkdg Ama insanların deli dediği nokta bu iç sesi dışa çıkarıp kendinle konuştuğun/sesli düşündüğün nokta galiba. Oradan da iç sesi olmayan insanlar var mı diye merak ettim.. Size bunu niye anlattım? Hiçbir fikrim yok. Bazen nöronlarım sağdan sola gezerek takılıyo gibi kafamda, bu da öyle bir an sanırım. Neyse fdlgfdgjkf
Ve evet varmış böyle insanlar gerçekten. Yani iç sesi olmayan insanlar. Ben benimkinin bir tık abartı olduğunun farkındayım ama hiç olmaması da çok çok ilginç. Yani hiç kendini sorgulamaz mı insan? Hiç mi içinde bir yüzleşme olmuyor, ufacık bile mi ya? Hile kodu falan mı verildi girişte size nasıl bir şey bu yani?
Bu böyle büyük aydınlanmalar falan içeren bir yazı falan değil bu arada. Yani öyle bir umudun yoktur diye düşünüyorum en azından. Beynimin içinden dışına bitmek bilmeyen bir kaos akıntısı var ve bu da o damarlardan birindeki sızıntıdan ibaret. Bir amacı yok, bir varış noktası yok. Sadece var ve yer kaplıyor kdfgfdlgfd
Dur öyle bir beklentiyle geldiysen diye de eli boş çevirmiş olmayayım, hemen bir aktivite planlayalım dfjgdfjkgd Bu aşırı düşünme ve her şeyi beyninin içinde yoğun bir şekilde yaşayıp dışarı atmaktan çekinme olayı beyin yiyen virüslerden daha beter. Mental açıdan paralize bir hayatın tek farkı insanların sana engelli önceliği tanımıyor olması ve tüm sorumlulukları normal bir birey ölçeğinde beklemeye devam etmesi. O yüzden bizim de bu damarlardaki yükü hafifletmemiz lazım.
Planımız şu: -Ee iş buldun mu, ne zaman evleniyosun, çocuk ne zaman gibi hadsiz sorular soran bireylere karşı "Sana ne" cevabını yapıştırmak (bu şaka ama yapmak isterdim ya, çok güzel bir yük atımı olurdu bence dfkgfdkgfd) -Özel alan müsaitliğine göre haftada en az iki kere bir yere o an aklından geçen her şeyi yazmak, ses kaydı almak. Bunu biriyle paylaşıp paylaşmamak senin kararın senin özelini içerdiği için. Sorunları çözmez ama dile getirmek de faydalı olabiliyor neticede. -Sıvı tüketimini arttırmak. Günlük su tüketimini arttırmak önemli. Özellikle yazın gelmesi sonucu bu ihtiyaç daha çok artacak. Dehidrasyon vücudun her zaman düşmanı. Eksik bırakmamak gerek.
Evet doğaçlama planımız bu kadar. Uyup uymamak yine senin tercihin tabi ki, ben boş döndürmeyeyim istedim buraya kadar gelmişsin. Çok da uzatmadan buralarda bitiririm zaten ben de bu yazıyı. Klavye başında duraksayıp sürekli göz dalması gibi bir durumdan muzdarip olmuş durumdayım. Kurduğum cümleler o yüzden saçma ya da tekrarlayıcı duruyor da olabilir.
Normalde içime sinene kadar paylaşmazdım ama bu kez mükemmeliyetçi benliği dinlemek yok. Biraz da o persona dinlesin uğultuyu, hep bize hep bize yeter yani nereye kadar aaa. Nedir kardeşim benim bu beyinden çektiğim. Dümdüz oturmak istiyorum ben bir şey yapmadan. Neymiş efendim canı sıkılıyormuş. Sıkılsın bana ne ya? ben niye sen sıkıldın diye kalkıp uygulama yapıyorum. Biraz sıkıl, biraz damarları filtreleyecek kadar çalış. Ama yok, hemen başka bir şeyle bloklamaya çalış. Şiştik burada bu uğultuda.
Ben de istiyorum böyle hiçbir şey düşünmeden dümdüz bir hayat yaşayayım. Onun yerine ahtapot gibi 50 ayrı hobiyi yürütmeye çalışıp hepsinde ayrı bir vasatlık ortaya çıkıyor, o da gereksiz yer kaplayıp uğultuya ekleniyor sonra.
Bazen ben de bilmiyorum sanırım neye ihtiyacım olduğunu. Şu sıralar sadece sıkılmaya gibi hissediyorum. Yani bir şeyle uğraşmadan, dopamin reseptörlerini bir sürü dikkat dağıtıcı ile besleyip durmadan, bu bağımlılığı durdurup, sıkılarak yüzleşmem gereken şeyler var gibi. Yapabilir miyim şüpheli ama denemeye devam edeceğimden eminim.
Senden de o doğaçlama plan dışında biraz sıkılmanı bekleyebilirim sanırım. Hiçbir şey yapmadan oturmak ya da uzanmak. Uyumadan, telefona bakmadan, kitap okumadan, bir şey karalamadan, çizmeden, izlemeden. Bomboş durmak. Yapabilirsek ne ala. Olmazsa da canımız sağ olsun ne diyelim.
Ulan iyi ki de kısa yazarım dedim. Neyse burada bitirelim şimdilik. Ben bunu yazarken Kurban Bayramı'nın gecesi. O yüzden bunu o zaman diliminde okuyorsan iyi bayramlar diyerek toparlamış olayım. Kendine çokça dikkat et lütfen.








