“Büyükler sayılara bayılırlar. Diyelim, onlara yeni arkadaşınızdan söz ettiniz; asla işin özünü merak etmezler. Örneğin, “Ses tonu nasıl? Hangi oyunları seviyor? Kelebek koleksiyonu var mı ?diye sormazlar asla. Onun yerine, ” Kaç yaşında? Kaç kardeşi var? Kaç kilo? Babası kaç para kazanıyor? derler. Onu ancak bu şekilde tanıyacaklarını sanırlar. Büyüklere,”Kırmızı kiremitli, güzel bir ev gördüm. Pencerelerinde sardunyalar, çatısında güvercinler vardı…” derseniz eğer, bu evi bir türlü gözlerinin önüne getiremezler. Onlara denilmesi gereken şudur “Milyonluk bir ev gördüm.” İşte o zaman, “Ah! ne kadar güzel” derler size.
“İnsan üzgün olunca günbatımının tadına daha iyi varıyor.”
“Eğer, milyonlarca yıldızdan yalnız birinde tek bir örneği olan bir çiçeği seviyorsan, yıldızlara bakmak bile mutly hissettirir sana kendini. ‘Çiçeğim oralarda bir yerde…’ dersin kendine. Ama, koyun çiçeği yedi mi, tüm yıldızlar söner! Bu senin için hiç önemli değil tabii!”
“Kelebeklerle tanışmak istiyorsam, birkaç tırtıla katlanmam gerek.”
“Ne kavranılmaz bir yer şu gözyaşı ülkesi.”
“Bilmiyordu ki krallar için dünya çok basittir, onların gözünde herkes uyruktur.”
” ‘Ne yapıyorsun burada?’ diye sordu ona.
‘İçiyorum,’ diye yanıt verdi ayyaş hüzünlü bir sesle.
‘Niye içiyorsun peki?’ diye üstelei Küçük Prens. Ona şimdiden acımaya başlamıştı.
‘Utandığımı unutmak için,’ diye itiraf etti ayyaş başını öne eğerek.
‘Neden utanıyorsun peki?’ diye sordu ona yardım etmek isteyen Küçük Prens.
‘İçmekten!’ dedi ayyaş ve sessizliğe döndü. “
“Kendini yargılamak başkalarını yargılamaktan daha güçtür. Kendini yargılamayı başarabilirsen gerçek bir bilgesin demektir”
“Acaba bir gün hepimiz kendi yıldızımızı yeniden bulalım diye mi yıldızlar böyle parlıyor?”
“İnsanların tanımaya ayıracak zamanları yok artık. Aldıklarını hazır alıyorlar dükkanlardan. Ama dost satan dükkanlar olmadığı için dostsuz kalıyorlar”.
“‘Güzelsiniz, ama boşsunuz,’ diye devam etti Küçük Prens güllere. ‘Uğrunuza kimse can vermek istemez. Elbette, yoldan geçen sıradan biri gülümü gördüğünde, size benzediğini sanacaktır. Ama, o tek başına hepinizden daha önemli, çünkü, benim suladığım gül o. Çünkü, üzerini cam fanusla örttüğüm o. Çünkü, esen yelden siperlikle koruduğum o. Çünkü, kelebek olması için bıraktığım bir ikisi dışında, üzerindeki tırtılları ayıkladığım o. Çünkü, sızlanmalarına, böbürlenmelerine, hatta suskunluklarına kulak kesildiğim de o. Çünkü, o benim gülüm.”
” ’ İşte sırrım, çok basit; En iyi, yüreğiyle görebilir insan. Gözler asıl görülmesi gerekeni göremez. Gülünü senin için bu kadar önemli kılan, ona harcadığın zamandır. İnsanlar bu hakikati unuturlar,’ dedi tilki. ’ Ama sen unutmamalısın. Birşeyi evcilleştirdin mi, sorumluluğu sana ait olur. Gülünden sorumlusun yani…’ “
“Sizin dünyadaki insanlar, bir bahçede beş bin gül yetiştiriyorlar; yine de aradıklarını bulamıyorlar… Oysa aradıkları, tek bir gülde, bir damla suda bulunabilir.”
” Birinin sizi evcilleştirmesini kabul etmişseniz, biraz olsun gözyaşı dökmeyi de göze alacaktınız…”
”-İnsanlar nerede? Çölde biraz yalnızlık duyuyor kişi…
-İnsanların arasında da yalnızlık duyulur, dedi yılan.”
“Tıpkı içi boşalmış yaşlı bir ağaç kabuğu gibi olacak, Agaç kabukları o kadar acıtmaz insanın içini…”