Bir Hikaye
Bir gün yine beraber evden çıkmış, bahçe kapısının çıngır mıngır kapandığından emin olduktan sonra yolumuza koyulmuşken, artık parka mı gidiyorduk neydi- kesin öyledir; eğer park değilse istasyonda birer dondurma yemeyedir, yok dersen şanslıysak belki o gün yunuslarda bisiklet binip kaynamış darı yemeyedir- işte ben kaldırım niyetine dökülmüş betonda çıkan ayak izlerine, kedi köpek patilerine bakip sormustum "Dede bunlar nasıl oluyor böyle?" diye. Sen de büyük bir heyecan ve özgüvenle demiştin ki "bak şimdi şu su birikintisine bas sonra da koy ayağını yere, bekle biraz heh o bir süre sonra çıkıyor." Yaptın da hemen halihazirda bekleyen su birikintileriyle örnek olsun diye. Görevimiz birkaç gün o izi gözlemlemekten ibaretti artık. Çok etkilenmiştim gerçekten. Hayatın sırrı gibi bişeydi. Sonsuza dek kalacak bir iz bırakma heyecanı sarmıştı beni. Bir süre devam eden o küçük ayak izlerimi bırakma çabam bunun yüzündendir. Gel zaman git zaman metalurji bilgim arttıkça ögrendim acı gerçeği tabii. Zaten uzun zaman sürdürdüğüm bu projemde hiçbir sonuç almamış olmamdan anlamalıydım. Hemen koştum yetistirdim sana da, sen ama yine o alaycı gülüşünle yalanladın bu iddialari "yauu olur mu öyle şey" Harbiden. Koskoca Reçko dedikten sonra, birkaç kendini bilmezin lafına inanmamak gerekir. Babasız büyüyen çocuklar bilir ancak onlara çocuk olduklarını hatırlatanların kıymetini. Sürekli olgun olmanı bekleyenlerin yanında seninle bir cocuk olanları. Sen de işte bu yüzden benim için sonsuza dek, en iyi cocukluk arkadaşım olarak kalacaksın. Beraber oynadigimiz oyunlar, milletin bahçesinden yürüttüğümüz meyveler, cicekler, bakkala gidip aldığımız gofretler, keşfettiğimiz parklar.. Bunlar hala ilk günkü gibi gönlümün ucundaysa eğer iste bu yüzdendir. Gittiğimiz parklara hep beton doktu belediye sonradan, oyuncakları da kaldırdı hiçbir zaman bilemedik niye. Istasyon cay bahçesi de, o dondurmaci da yok yıllardır. Zaten hep aldığımız gofret de dincilerin çıktı be dede. Ya bir şeylerin tadı kalmadı ya da tadı hepten damagimizda kaldı şu hayatta fakat seninle hep bunlar bi kenara kalkmis, ufak birer detaymış gibi karsilamistik. Mutlu olmayi sen olmasan bilmeyecektim. Bana bu kadar derin bir ruhun varlığını gösterdiğin icin çok şanslıyım. Sevginin sıcaklığı, temiz bir yürek ve o naif çocuksu ruh her zaman küçük seylerde görünür olurmus, senin sayende anladım. Hayatta aslolani sende gördüm ki sonra da hep onu aradım. Unutulmak, müziksiz kalmak ve sokağa çıkıp insanlarla beraber sohbette olamamaktı en büyük korku ve isyan sebebin, biliyorum. Şimdi gittiğin yerde hep sevdiklerinle ozlem giderip o tas plak kayıtlarını YouTubedan kulagina koyup beraber dinlediğimiz duayenlerle beraber olacak, ve eminim yine bildigini okumaya devam edeceksin. Ve bence bir insan ne zaman ölür biliyor musun; şu dünya üzerinde onu bilen, konuşan kimse kalmadığı, bir yerde herhangi bir zamanda hiç tanımadığı biri bile ismine rastlamadığı zaman. İste bu yüzden biliyorum ki, sen hiçbir zaman ölmeyeceksin. Her zaman birileri olacak birilerine seni anlatan. Ve ben bizzat kendim, hikayemizi anlatacağım. Bazen babam, bazen dedem olduğun ama hep en iyi arkadasım olarak kaldığın hikayemizi. Sevgiyle..










