Hiçbir şeyi hissetmeye vaktin kalmasın diye meşgul olmak istiyorsun
2025 on Tumblr: Trends That Defined the Year
Lint Roller? I Barely Know Her

No title available
RMH

Andulka
will byers stan first human second
art blog(derogatory)

Product Placement
One Nice Bug Per Day

⁂

if i look back, i am lost
No title available
Sade Olutola
DEAR READER

JBB: An Artblog!
cherry valley forever
Today's Document

titsay

Janaina Medeiros
YOU ARE THE REASON

seen from Germany

seen from United States
seen from United States

seen from United States
seen from United States
seen from United States
seen from United States

seen from United States
seen from Malaysia
seen from United States
seen from United States

seen from Canada
seen from United States
seen from Malaysia

seen from United States
seen from United States

seen from Belgium
seen from United States

seen from United Kingdom

seen from United States
@coplugumden
Hiçbir şeyi hissetmeye vaktin kalmasın diye meşgul olmak istiyorsun
yaş ilerledikçe katlanarak artan baş ağrısı
benim akışımın iq ortalaması son hatırladığımda daha yüksekti
kaburgalarım sancıyor, gelme
yok et beni hemen
anlamını kaybediyorsun
katilimi tanıyorum
ama çocukluğumu anımsadığımda gözlerimin doluşuna engel olamıyordum. daha sıra anılara gelmeden hem de. bir kitabı yarıda bıraktıracak kadar derin bir acı nüksettiğinde kalbe. yetmişini yeni doldurmuş bir kadın gibi doluyordu gözlerim, bazen cıvıl cıvıl etrafta koşturan, bazen suratındaki kocaman gülümsemeyle daha yeni çıkmaya başlamış eksik dişlerinin arasından gündoğumuna neşeyle bakan kız çocuğunu anımsadığımda. sanki yıllardır saçlarına uğramayan parlak kahverengi bukleleriyle ve bal köpüğü gözleriyle bembeyaz peluş tavşanını tutuyor. onu bıraktığını görmedim, hep yanında. ama o da çok yakında, elbet ki herkes gibi, sahip olduğu en büyük zenginliğini kaybedecek. ben kaybettim, ne zaman, nasıl olduğunu anlayamadan. bu kadar erken bırakmak benim hatamdı, bu kadar erken kaybedilmemeliydi. bu kadar erken çekilmemeliydi perde, henüz son bir sahne daha vardı ve onun adı hayattı. o zaman seyirciler koltuklarından birer birer kalktı, ışıklar kapandı. daha o zamandan biliyordum, bunun bir bedeli vardı. herkes gittikten sonra üzerime çöken sessizliğin çıkardığı kesik çığlıkları hatırlıyorum. duvara sürtünen tırnaklar benimkiler değildi ama diplerinde hissettiğim acı bana aitti. hayaletler benim değildi, hayaletler benimle değildi ama gölgeleri bana aitti.
giden insanlar belki hiç elimden tutmamıştı ama giderken götürdükleri göğüs kafesi bana aitti.
her gidiş bir kayıptı, kendi içinden sökülen bir parça. ve en sonunda senden sana hiçbir şey kalmıyordu. kendine kalmamışken insanlara yetemiyordun. içindeki son duygu zerresi de terk ettiğinde kaybedecek hiçbir şeyin kalmamış oluyordu. hepsi yitmiş, çoktan kayıplara karışmıştı.
sonra öyle olmadı. ben hep böyle sonra öyle olur dedim. bekledim. inadına olmadı. bir yerinden çatlayabilen her şey kırılmaya başladı.
biri cok yoruldugumu fark edebilir mi
denilen bir kelimeye günlerce ağladığım oldu. ben, ben mi duygusuzmuşum.
bir evin özlemini çekip hiçbir yere ait olamamakla lanetlenmiş gibi.
İçimi avuçlarına döksem, sana sarıla sarıla çürüse kollarım.
çok güzel kanatları var, hem artık uçurtmaları da yakalar. benim yaptığım uçurtmaları.
benim kalbim delik deşik, sen bağır dur.
özlüyorum, deli gibi.
ulan beni senin kadar biri ne mutlu etti ne de üzdü