O üzüntü birdenbire gelir. Hava yağmurludur.
Sait Faik Abasıyanık (via canberkbilginoglu)

❣ Chile in a Photography ❣
sheepfilms

blake kathryn

roma★
occasionally subtle

ellievsbear
Not today Justin
art blog(derogatory)
Monterey Bay Aquarium

Kiana Khansmith
Game of Thrones Daily
Claire Keane

pixel skylines
Stranger Things
"I'm Dorothy Gale from Kansas"

#extradirty
RMH
he wasn't even looking at me and he found me

shark vs the universe

No title available
seen from United States

seen from Türkiye

seen from United States

seen from France
seen from Russia
seen from France

seen from Malaysia
seen from Brazil

seen from United States

seen from Vietnam
seen from United States
seen from Germany

seen from Argentina
seen from Venezuela
seen from Malaysia
seen from Tunisia
seen from Ukraine

seen from Albania
seen from Türkiye

seen from United States
@deliningomlekleri
O üzüntü birdenbire gelir. Hava yağmurludur.
Sait Faik Abasıyanık (via canberkbilginoglu)
Gezi’yi en iyi anlatan yazı...
Polise kitap okuyan, saksafon çalan, börek veren, karanfil atan, vegan pide ya da taze nane ya da ped isteyen tipler var ya dalga geçtiğiniz hah işte onlar olmasaydı gezi mezi olmazdı. Bu naif, çevreci, militan olmayan, polisle nasıl uğraşacağını bilmeyen çocuklar dayak yediler ya milleti delirtip o bardağı taşıran son damlayı koyan işte oydu. Boğaz köprüsünden millet o yüzden delirmiş gibi aktı. Hayat o yüzden durdu. Komünisti, sosyalisti Kürdü hatta TGB'lisi şusu busu 1 Mayıslarda şurada burada az çatışmadılar polisle. Yemedikleri çeşit dayak kalmadı. Ama hiç bir zaman evindeki vatandaş “eeeh eytere beah” diye dellenip sabaha karşı sürreel sinema filmi gibi köprüyü yürüyerek geçmedi. O zamana kadar kimi eylemlere katılmıştım ama öyle aktif kovalamazdım. Çevre ile ilgili belki bir kaç tane gitmişliğim vardır. Haberlerde Gezi Parkını görünce de yine hezimetle bitecek ite kaka uzaklaştırılacak gençler ve çaresizce izleyeceğimiz inşaat dedim. Sonra o şerefsiz yaratık sürüsünün gaz sıka sıka savunmasız naif ne yapacağını bilemeyen gençleri dövdüğünü gördüm. Kırmızılı kadın ikonu. İş yerindeydim net hatırlıyorum öğleden sonraydı. Oha bu kadarı da oha yani oha lan “LAN BU KADARINA NE GEREK VAR YAZIK DEĞİL Mİ ÇOCUKLARA?” dedim. Kan beynime sıçradı. Evet parkları yıka yıka delirtmişlerdi şuydu buydu zaten bir çok konudan (kürtajdan giiir alkolden çık) doluyduk. Ama açık konuşmak gerekirse beni dalış maskemi, sirkeli kağıt mendili falan alıp sabahın köründe meydanlara çıkaran şey o naif çocuklardı. Yani çok net hatırlıyorum hissettiğim duygu “ulan soysuzlar gariban çevrecileri gazlayıp dövmek marifet değil YİYORSA GELİN LAN” gibiydi. O yakında oturan kimi arkadaşlarımın twitterlarından görüyordum bir hareketlenmeler vardı. Sabah ola hayrola diye girdim yatağa 31 Mayısta. Sabah olamadan annem aradı, uyandırdı, oğlum isyan çıkmış koş kaçırma diye. Yakın oturan kankamı aradım sabahın köründe arabaya atladık çıktık. Sonrası, sonrası efsane. Herkesin bir sürü hikayesi oldu askerlik anısı gibi ölene kadar çevire çevire anlatacağımız. Bizim de oldu onlardan. Ölmeyi bayılmak sanmak derler ya, gaz daha önce yemiştim ama o netlikte gazı hiç yememiştim. İlk gazı yedikten sonra hayatımız değişti. Bişeler yapalım ama ne yapalım direnelim ama nasıl yapalım falan derken o gazı yedikten (ve atlattıktan smile ifade simgesi ) sonra herkes gibi delirdik. Yani şimdi bakınca o günlerin fotolarına hakikaten fantastik film seti gibi. O duvarın dibine pısmış öğrencili, emeklili 5 benzemez tipler vs.. Yabancı birini bırakın sokağa çıkmamış da TV'den takip etmiş birine bile o fotolardan falan istediğiniz kadar anlatmaya çalışın anlatamazsınız. Yüzbinlerce, milyonlarca kişi KAFAYI YEMİŞ GİBİYDİK. Yani espriye gülmeli, Ethem'e ağlamalı, duyguların uçlarda yaşandığı tuhaf saatler, günler. Şimdi laf edilen eleştirilen “orantısız zeka” muhabbeti mesela önemliydi boş bir şey değildi. O moral üstünlük olmasa evine dönerdi insanlar. O günler “ee yeter be” deyip de sokağa çıkan herkes ama herkes benim kardeşimdir. Polise börek vermişse de kardeşimdir. Bizi içeri alan otel elemanları da kardeşimdir. 20 yıllık Adana Demirspor atkımı verdiğim sokak çocuğu da kardeşimdir. Yeni ekip gelip yorulmuşlar giderken revirden, Gezi parkının içinden geçerken herkesin ayağa kalkıp dolu gözlerle alkışladığı doktorlar, flaması parka fazla gelen örgütler, Apo posteri parka fazla gelen Kürtler, şimdilerde saçmalasa da parkta namaza duran devrimci müslolar, Mustafa Kemal'in askerleri oldukları için dalga geçilen heyecanlı gençler, anca muhtarlık sitesi hacklesin denilen RedHack, ilerlemeyen barikatın arkasında “geleceklermiş” diye elit komando birliği gibi beklenen, Rohirrim atlıları gibi gelen siyahbeyaz şövalyeler, zemin katlarda oturan, camlarının önüne süt sirke limon peçete su bırakan, belki normalde “kedili kadın” diye dalga geçilen teyzeler, 1 Haziran günü parkı polisler terkettikten sonra biz girerken orada mutluluktan ağlayan pos bıyıklı eski tüfek solcu amca, ki bu amca polislerin kaçarken bıraktığı üniformaları almış “emmperyalizmin köppekleriii DONLARINI DA BIRAKTI KAÇIYORLAAR” diye bağırıyordu. Ve gözlerinin içinden parlayarak o kadar inanmıştı ki o anda, sonunda, devrimi yapıyor olduğumuza, halen aklıma geldiğinde gözlerim dolar. Hiç bir şey için değilse o amcanın hevesi kursağında kalmasın diye devrimi yapıverseydik keşke diye düşünürüm. Sonra ustream'den yayın yapan onlarca kişi. Kesik nefes sesleriyle sokaklarda koşarken, kesik kesik görüntüden durumlarını anlamaya çalışırdık. O çok kişinin söylediği hepimizin hissettiği uyursam bir şey olacak, uyursam ihanet etmiş olacağım hissiyatı ile uyuyamayan her biriniz, en sert sosyalist gruptan çocuklara yoga yaptıran güleryüzlü ablalara kadar, gönüllü yemek yapanlar, düştüğümüzde yaramızı saranlar, şimdi birbirimize düşmanmışız gibi birbirimizi boklamaya doyamadığımız ama orada birbirimizi kaldıracağımızdan şüphe duymadığımız hepimiz yani hepiniz, yani hepimiz, bin benzemez de olsak, tüm bu saydıklarım ve daha fazla unuttuklarım, hepiniz benim kardeşimsiniz. Geyik yapmıyorum an itibariyle cidden ağlıyorum. Keşke biber gazı olsaydı bu gözümü yaşartan da yine omuz omuza barikatta olsaydık birlikte. Wifi şifrelerini paylaşan, apartman kapılarını açan, çeviğe saksı atan misafirperver bir Beyoğlu sakininin apartman boşluğuna sığınsam şimdi ertesi sabah AKM'nin tepesinden çıkar, Taksim meydanına bakarız, fethettiğimiz topraklara bakar gibi. Halay çekenler ve Boğaziçi caz korosu ve Abide-i Hürriyet anıtının üzeri bayraklarla öyle güzel süslenmiş ki anlatamam. Taksim'i hiç öyle güzel görmedik hiç öyle güzel görmediniz ve hepsi muhtemelen burada yazsa sabahlara kadar dalga geçeceğiniz naif çevrecilerin yediği efsanevi dayak sayesinde. Twitter: @failedulixes
Özürlü gibi kolaj yapmak bizim işimiz! Ahanda kitab, na bu da kitabın adında bahsi geçen çay, şu da da ilk cümle. ilk cümle önemlidir. #kitap #book #douglasadams #dirkgently #collage #ahandalar
Ömür boyu farklı kitaplar ve farklı kupalarla bu ikiliyi çekebilirim.
yoğurtçu parkı'da
Akşam baskısı
Gökyüzünün karesi #sky #cloud
Yerde buldum :)
Insanlar ikiye ayrılır:
Les Amores Imaginaires
Sırf çalışmamak için #neler #neler yaa
Hastasiyim su pisligin daginikligin oyalanmak icin fotografini cekmenin ertelemenin dikkat daginikligimin konsantrasyon bozuklugumun amk. diye bitti cumle neye niyet neye kisfmet..
Book covers of Dostoevsky’s Crime and Punishment.
Nihayet ideal çay fincanını yapmışlar. #Kendimecaylar
"Kuşların Duyduğu" adlı çalışmam. music by Antonio Sanchez (ilk denemem ve kuşlar pek görünmüyor) (Moda Sahili)
Çürük dişimdeki havayla temas ettikçe ağrıyan sinir uçları (Moda Sahili)
:))