Sanıldığı gibi Arap-İslam orduları Kürdistan’a kansız girmemiştir. Hicri 16’da Celewla, 18’de Hulvan ve Tikrit (o zaman güçlü bir Kürt şehriydi) kanlı bir şekilde alındı. 21’de Şehrezor ilk büyük savaşta yenilemeyince Utbe b. Farkad daha büyük bir orduyla burayı yerle bir etti. Farsistan Kürtleri Fesa ve Ahvaz’da h. 18’den 23’e kadar direndiler. Nusaybin, Sincar, Habur, Rasulayn ve Malatya kanlı bir şekilde alındı. Hatta Romalıların desteğiyle Kürtler Malatya’yı geri aldıysa da Muaviye burayı h. 36’da tekrar işgal ettirdi. H. 25’te Ahvaz Kürtleri Araplara karşı iki kere ayaklandı ve Basra valisi Ebu Musa tarafından kanlı bir şekilde bastırıldılar. Kürtlerin Bağdat yakınındaki Şeymara ve Masabazan’ı geri almaları üzerine Halife Ömer buraya Kays b Seleme komutasındaki orduyla buraları haritadan sildirdi. H. 83’te Farsistan Kürtleri yeniden ayaklandı ve Zalim Haccac’ı yenerek Kufe şehrini ele geçirdiler. Sonuçta burada katliamdan geçirildiler. Ancak h. 108’de Hazarların Azerbeycan, Ermeniye ve Kürdistan topraklarına saldırması ve buradaki Arap-İslam valilerini öldürmesi üzerine Araplar ile Kürtler arasında ittifaklar başlamıştır. Onun öncesindeki yüzyıl hep katliam ve talanlarla doludur. Rızayla İslam olan da yok gibidir. İbn-i Esir, Taberi, Tarih el umem el İslamiye, Futuh el-Buldan gibi tarhçiler ve eserler bu katliamlardan detaylıca söz etmektedir. Bir başka örnek verelim. Bugün Müslümanların sembol isimlerinden bir olan Kürt sultan Selahaddin’in ataları olan Hezbanî aşireti 905 yılında Arap-İslam yönetimine karşı büyük bir ayaklanma başlatır ve sonunda yenilince tümüyle El Cibal’den (günümüzde Kandil dağları ve çevresi) çıkarılır, günümüzdeki Azerbaycan’a kadar kaçmak zorunda kalırlar. Aşiret burada ikiye ayrılır ve bir kısmına kaçkınlar anlamında Revadî adı verilir.









