“Dünyada görünmez sihirli bir çember var. Bu çemberin bir içi bir de dışı var. Ben dışarıda olanlardanım.”
— ‘’Marnie Oradayken’’ Anime Filminden

Love Begins

Kaledo Art
dirt enthusiast
"I'm Dorothy Gale from Kansas"
cherry valley forever
h

Andulka
🪼

titsay
styofa doing anything
PUT YOUR BEARD IN MY MOUTH

izzy's playlists!

No title available

★
Show & Tell
wallacepolsom
taylor price
hello vonnie
Lint Roller? I Barely Know Her
Stranger Things

seen from United States

seen from United States
seen from United States

seen from Singapore
seen from Netherlands

seen from United States

seen from Tunisia

seen from Singapore

seen from Canada
seen from Bulgaria

seen from Malaysia

seen from Singapore

seen from United States
seen from Argentina

seen from United States
seen from Israel

seen from United States
seen from Germany
seen from United States

seen from United States
@denizeyuruyen
“Dünyada görünmez sihirli bir çember var. Bu çemberin bir içi bir de dışı var. Ben dışarıda olanlardanım.”
— ‘’Marnie Oradayken’’ Anime Filminden
"Kaldığımız pansiyonların derme çatma gardıroplarında unutulmuş askılar olurdu..." "Onlara bakarak önceki ziyaretçilerin hayatlarını tahmin ederdik. Hep oynadığımız bir oyundu bu. O askılara geçirilmiş gömlekleri, bluzları, elbiseleri, pantolonları, hayatları hayal ederdik deniz kenarında bir şeyler içerken. Genç bir çiftmiş, çok elbise getirmişler, belli ki çocuklu bir aileymiş, yalnız ve mutsuz bir kadınmış…
Deniz kenarına inerdik. Pansiyonun köpeği ayaklarının dibine uzanırdı, orada hep iyi şeyler olduğu izlenimi vermek istercesine. Oysa biz bilirdik kavgaların, bağrışmaların, gözyaşlarının, mide kanamalarının da o odalardan geçtiğini.
Güneş inene kadar devam ederdi sohbetimiz. İlk içkilerimizle birlikte biterdi unutulmuş elbise askılarından fal tutma oyunu. O anda, tam o anda bir üşüme gelirdi sana. Hemen odaya koşar, sana çok yakıştırdığım turkuvaz ceketini alırdım gardıroptan. Hızla çekerdim askıdan. Aceleciliğime, hoyratlığıma isyan eder kendi halinde sallanmaya başlardı boş kalan elbise askısı. Dolaptaki metal boruya sürtünürken çıkardığı gıcırtı odayı kaplardı.
Sen uzaktan duyardın o sesi.
Senin sesinin de zaman zaman uzaktan duyulduğu gibi."
- Yekta Kopan - Askılar (Belki Yaz Erken Gelir kitabından)
"O kadar yalnızsın ki dayanamıyorum buna..."
"Şimdi her şeye can sıkıntısı hâkimdir. Benim gibi yalnızlığın acısını çeken insanlar, dertlerini unutmak için türlü çareler ararlar. Mesela ben, bir müddet kitap okur, bir fasıl hayale dalar, bazı insanları odama hayalen davet eder, bu hayali misafirlerimle dereden tepeden konuşurum. Bütün bu anlamsız şeylerin boşluğunu anladıkça üzüntüm çoğalır. Kendime bir iş güç ararım, masa başına geçip birkaç satır yazmak isterim..."
- Oktay Akbal - Önce Ekmekler Bozldu (1946)
Ve gece akıp giderken, duyabiliyor musun aşkın kokusunu?
Geçenlerde yeni ne okusam diye düşürken karşıma çıkan, biraz da kapağının güzelliğinden etkilenerek almaya karar verdiğim kitaba başladım. Evvelinde okuduğum ve sevdiğim Japon / Kore edebiyatından bazı eserler olmuştu. "Kütüphane" adının kitap isimlerinde bir tür akıma dönüştüğünü zannediyorum, çünkü sıkça benzer isimlere rastlar oldum. Daha önce "Hyunam-Dong Kitabevi"ni okumuştum mesela. Dünyada çok satan olmuş kitaplar özellikle edebi derinlik bakımından kimi zaman hayal kırıklığı yaratabilse de, yalın ama derin unsurlar da içeren güzel bir kitaptı bence, sevmiştim.
Bu kitapta da benzer biçimde minimal, kolay okunur bir anlatım var. Hatta kimi zaman olumsuz anlamda basite mi kaçıyor diye düşündürse de sayfalar ilerledikçe daha lezzetli daha derinlikli hale geliyor sanki, sevmeye başladım. Umarım ki böyle devam eder.
Sizin de okuyup sevdiğiniz Kore / Japon edebiyatından kitap önerileri olursa alabilirim.
( Michiko Aoyama - Aradığın şey Kütüphanede Saklı )
"Dünyaya katlanamadığım zamanlar bir kitap alıp battaniyenin altına kıvrılırım. Beni her şeyden uzaklaştıran küçük bir uzay gemisi gibidir."
🎬 One Day, You Will Reach the Sea (2022)
LİMON KOKULU YAĞMURLU VE UNUTMAYAN KADINLAR
"Gerçekten bir şey oluyor burada. Gizemli bir şey. Bir denizaltı kadar görkemli ve garip. Gri bir günde camlardan yağmuru seyretmek. Saydam yusufçuklar yavaşça uzaklaşıyor ve beni sana getiriyorlar topaz tapınaklarda. Sen bir güneş tanrısı gibi gülümsüyorsun. Biliyor musun kaç yıl tek başınaydım ben karmaşanın içinde. Bir türlü tutunamıyordum işte. Bir tek senin yanında yürümüştüm ben topaz bir günde ve suya yakın. Geceleri üstümü örterdin. Sonra konuşmazdın hiç. Uzun süre konuşmazdık. Gözlerinde kaybolurdum. Bu suskunluk anlaşılır bir şeydi. Deniz ve karanlık yerlerden geçen bir nehrin sessizliği gibi…
Biliyor musun bir şey oluyor burada. Garip bir şey. Bulanık bir suda yokoluş gibi. Gözlerimde beyaz kelebekler uçuşuyor ve beni kendime getiriyorlar yavaşça beyaz odalarda…
Unutuşum başka bir sendi. Ben ölüyordum Tropiko. Unutuşun beyaz romansıyla ölüyordum. Söyleyecek başka bir şeyim yok artık. Unutmak istemiyordum oysa. Güzel kalan yaralarda vardır çünkü… Limon kokulu, yağmurlu kadınlar vardır. Hiç unutmayan kadınlar vardır… limon kokulu… herşeye rağmen… yağmur kalan kadınlar vardır…
Ben iyiyim şimdi. Sen nasılsın?"
- Lale Müldür
Yaşam bir sürükleniş, her şey gelip geçiyor.
Ben içimdeki boşlukla, sancıyla kalıyorum.
Şöyle bir nefes alıp durunca, yüzüme çarpan anlamsızlık. Tüm bu telaş ne için?
Üzerimi sarmak için aradığım sıcak hisler, her köşe başında beklemiyor.
Elime bir el yok...
"Uzun zaman aşksız yaşadım. Bu, mevsimin sonbahar olması ya da havaların yağmurlu gitmesinden değildi. (...) Aşksız bir insan nasıl yaşar, nasıl yer, nasıl dolaşır, neler düşünür, diye merak ederdim. Herhalde böyle bir insan şehrin uçsuz bucaksız caddelerinde gölgesini arkasına takarak dolaşmaz, Unkapanı Köprüsü'nden mavnaları seyretmez, parklarda avarelikten hoşlanmaz, aşk filmlerini sevmezdi. O, işini gücünü bilen, caddelerde hep hızlı hızlı koşan tramvayları doldurup taşıran, ayakları çıplak çocuklara sadaka vermeyen bir insandı. Yalnız kendi için yaşar, başka bir şey bilmezdi.
Çoğu defa bir tramvay durağında veya bir dörtyol ağzında cigaramı yakmaya çalışır, bir insanın gözükmesini beklerken, o aşksız insanlarla karşılaşırdım. Hepsinin yüzü asıktı. Gelen tramvaylara saldırırlar, insanları iterler, çiftlerin resimlerine bakmazlardı. Arabalar gelip geçer, otomobiller feryadı basar, insanlar koşuşurken, ben bu dudakları gülümseme bilmeyen, hayalleri ışık görmemiş, hatıralarında aydınlık bir yüz, dağınık bir saç bulunmayan aşksız insanları düşünürdüm."
- Oktay Akbal - Aşksız İnsanlar (Önce Ekmekler Bozuldu kitabından, 1946)
📷.
🎬 Mükemmel Bir Hikaye (A perfect Story / Un Cuento Perfecto, 2023)
İspanyollardan ikili ilişkiler üzerine ince mesajları olan, keyifli, ruhu ferahlatıcı bir romantik komedi. Sevimli bir dizi.
İlk üç bölüm güzeldi, kendini izlettiriyor. Dilerim böyle devam eder.
Ek Not: Zaten 5 bölümmüş :)
"Gülüşünde bi'şey var Saklansam orda bir dakika Belki aylarca, yetmez zaman Senle olunca..."
"Önce ekmekler bozuldu, sonra her şey… "
"... Çünkü yeryüzünde savaş vardı, insanlar sebebini bilmeden, düşünmeden ölüyor, öldürüyorlardı. 'Savaş' kelimesi dünyanın her yerinde en çok kullanılan söz olmuştu. Radyolarda marşlar, nutuklar şaşkın insan sürülerinin üzerine savruluyor, gazeteler korkuyla okunuyordu. Tramvaylar, vapurlar sabahları, akşamları tıklım tıklım, daima aceleci, sinirli, telaşlı bir kalabalığı şehrin bir ucundan öteki ucuna taşıyıp duruyorlardı."
"İnsanlar kitle halinde olduğu gibi, kişi olarak da başkalaştılar. Mesela savaştan önce bir insan, işine gitmek için tramvay caddesine çıktığı zaman ilk olarak gökyüzüne bakar, mavi olduğunu görünce sebepsiz bir sevinç duyar, vakti varsa ağaçlar altından yürümeyi düşünür, adımları kaldırımlarda gezerken birtakım hayaller kurardı. Şimdiyse insanlar göğün mavi ya da siyah olmasına aldırış bile etmiyorlardı. Hepsi yalnız kendini düşünüyordu. Hayal kurmak artık geçmişte kalmıştı. Savaş zaten ilk önce hayalleri yok etti."
- Oktay Akbal - Önce Ekmekler Bozldu (1946)
Tek başınalık, bir ruh hali...