Kendimi kandırmayı bıraktığımdan beri, dünyanın en karanlık köşesinde oturuyormuşum gibi hissediyorum.
i don't do bad sauce passes
Lint Roller? I Barely Know Her
No title available
Today's Document
Cosmic Funnies
NASA
Cosimo Galluzzi

oozey mess

ellievsbear
PUT YOUR BEARD IN MY MOUTH

Kaledo Art
sheepfilms
styofa doing anything
taylor price
Aqua Utopia|海の底で記憶を紡ぐ

JBB: An Artblog!
KIROKAZE
art blog(derogatory)
No title available
No title available
seen from United States
seen from United States

seen from Malaysia
seen from Türkiye

seen from United States
seen from United States
seen from Singapore
seen from United States
seen from United States

seen from India

seen from Austria
seen from United States

seen from United Kingdom
seen from United States

seen from Japan

seen from United States
seen from China
seen from United States

seen from Malaysia

seen from Singapore
@dertlendimyine
Kendimi kandırmayı bıraktığımdan beri, dünyanın en karanlık köşesinde oturuyormuşum gibi hissediyorum.
Umudu olanlar uyusun, bizim sabahı beklemek için çok daha ağır gerekçelerimiz var.
İçimde bir yerlerde çok güzel bir hikaye başlayabilirdi, ama biz daha ilk sayfada birbirimizin hevesini kırdık.
Zamanın her şeyi unutturduğunu söylerler. Zaman sadece acıyı evcilleştiriyor, yok ettiği falan yok.
Bazı vedalar kelimelerle yapılmaz. Sadece bakışlar uzaklaşır, sesler soğur ve bir daha asla eskisi gibi olunamaz.
Bazı geceler
karanlık bir odada tavanla bakışırken insanın aklından geçen o sessiz çığlıkları kimse duymuyor. Dışarıdan baksan sapasağlam duran, sıradan şeylere gülümseyen, günlük koşturmacasına bir şekilde devam eden o insanın içinde aslında hangi savaşların koptuğunu, hangi yenilgileri sessizce sineye çektiğini kimse bilmiyor. Biz hep anlaşılmayı bekledik. Biri gelsin, hiçbir şey sormadan sadece gözümüzün içine baksın ve "Çok yorulmuşsun, biliyorum, geçecek" desin istedik. Ama o beklenen kişi hiç gelmedi. Gelmediği gibi, biz de zamanla o kapıya bakmaktan, birilerini beklemekten yavaş yavaş vazgeçtik.
Sanki bu şehrin bütün sokakları üzerimize üzerimize geliyor bazen. Her köşe başında eski bir anı, her sokak lambasının altında yarım kalmış, ucu açık bırakılmış bir hikaye var. Kaçıp gitmek istiyorsun; hiç tanınmadığın, kimsenin senden bir şey beklemediği, adını bile bilmedikleri uzak bir yere... Ama asıl meselenin şehirler veya mesafeler değil, insanın kendi içindeki o bitmek bilmeyen gürültü olduğunu çok geç anlıyorsun. Nereye gidersen git, ne kadar uzağa bilet alırsan al, o valizin içine kendi kırgınlıklarını, o hiç geçmeyen heveslerini de koyuyorsun. "Kendi gemimi alıp gidesim var" diyorum ya bazen, aslında o geminin çoktan su aldığını ve koca bir denizin ortasında yapayalnız kaldığımı kendime bile itiraf edemiyorum.
Herkesin bir gideni vardır, içinden bir türlü uğurlayamadığı.
Yorulduk ama değmedi.
Kimsenin limanı olmak istemiyorum artık. Kendi gemimi de, kendi dalgalarımı da alıp gidesim var bu şehirden.
En acısı da ne biliyor musun? Ne tam anlamıyla gidebiliyorsun, ne de kaldığın yerde bir anlam bulabiliyorsun. Sadece arada bir yerde sıkışıp kalıyorsun.
Anlaşılmayı beklemekten vazgeçtiğim gün, insanlarla arama görünmez duvarlar ördüm. Şimdi o duvarların arkasında tek başımayım.
İnsanın en büyük yenilgisi, bu kadarını da yapmaz dediği herkesin tam olarak o kadarını yapmasıdır.
Dışarıda koskoca bir hayat akıp gidiyor, benim içimde yaprak bile kıpırdamıyor.
Çabalayacak gücüm kalmadığında sırtımı dönüp gidişimi, yenilgi sandılar.
Bağıra bağıra susmanın ne demek olduğunu, en iyi geceler bilir.
Her şeyin geçtiğine inandığımız o sahte saatlerdeyiz.
Bazı şeyleri düzeltmeye gücün yetmez, dağılışını izlersin.
Bazen sadece durmak istersin. Ne bir adım ileri, ne bir adım geri. Sadece durup her şeyin kendi kendine düzelmesini beklemek… Ama biliyorsun, hiçbir şey düzelmeyecek.