bazısorulara yeterliyanıtlar
aklımı biraz önce bıraktım ve ayakkabılarımı da daldım ormana. Yürüyoruz ya hayırlısı. Girdikçe içine kararıyor ortalık. Göz gözü görmüyor siyahtan. Görecek başka göz de yok ya hani insan kendi gözünü de hiç görmemiştir zaten, ayna yoksa ve görse ne garip? Ne aradığımı biliyordum da ayaklarım acımaya başladı bir de üşümeye. Canım ayaklarıma bi de baktım ki ayaklarım çıplak girmişim ormana. Unutmuşum ayakkabı giymeyi ulan dedim aklını da bıraksaydın ya ayakkabılarınla. Hatırlayamadım neyi bıraktığımı. Bıraktım ben de hatırlamayı. Biraz daha yürüyelim bakalım buralarda bi yerlerdedir. Biraz daha yürümeli. Önce sağ mı atmalı adımı yoksa sol mu? Ulan düşününce yürüyemiyor insan. Ben de bıraktım düşünmeyi. E zaten onun için buradaydım ya. Şimdi hatırladım neyi unuttuğumu. İnsan düşünmeyi bırakınca hatırlıyor belki de neyi unuttuğunu. Neyi unuttuğunu düşünürken unuttuğun şeyi düşünüyor oluyorsun ve bu aslında hatırlamak değil belki de. Yine takıldı aklıma hangi bacağımı sallayacaktım ileri. Sağ mı sol mu? Durduk ormanın ortasında ben ve ayaklarım ve bacaklarım. Kollarım var. ellerim bile var. burnum var gözlerimin ortasında biraz aşağısında gözlerime göre yüzümde. Duruyoruz hepsi birlikte karanlık bir ormanın ortasında. Karga öttü birden. Döndüm baktım pek bi şey görünmüyordu. Ne dediğini anlamadım karganın. Bakkal var mıdır acaba bu ormanda? Canım cips çekti ve biraz. Duruyorduk ormanın ortasında sik gibi. Ağacın dalında bi karga ötmüştü ve ne dediğini anlamamıştım. Lan ne diyorsun karga!? Diye bağırdım hayvana. Uçtu gitti korktu galiba. O gidince bi rahatladım yürümeye başladım tekrar. Elimi kolumu serbest bırakmıştım sonunda. Ormanda canım nasıl isterse öyle yürüyordum. Canım ne yöne gitmek isterse o yöne yürüyordum. Bi bilet olsa dedim güzel bi konsere gitsem ama yoktu bilet milet. Konser de yoktu galiba ormanda ne konseri. Bi domuz geldi galiba. Naber domuz. Gitti domuz. Devam ettim ben de gittim arkasından. İşte orada. Bi tane sandalye var orada. Güzel. Yani sandalye güzel değil. Sandalye olması güzel. Sandalye de güzeldir belki pek görünmüyor ama önemli de değil ormanda duran bir sandalyenin güzel olması. Yine de güzel ormanda bir sandalye olması. Yürü yürü yorulduk biraz oturalım. Oturmak insanın temel ihtiyacıdır. Bu sandalyeyi ormana ben koymuştum sanırım. Şimdi pek hatırlayamadım ama kim koyacak buraya sandalyeyi. Bence ben koydum. Sandalyeyi başkası koymuş olsa bile oturmam sorun olmayacaktır diye düşündüm. Çünkü ben otururken kimse oturmuyordu. Hala oturamamıştım sandalyeye. Bence oturmayalım ya sandalyeyle konuşalım biraz. Seni buraya kim koydu? Cevap yok. Sandalye bir sandalye gibi durmaya devam ediyor. İşler ilginçleşiyor. Yani bu sandalye olarak görünen şey gerçekten bir sandalye gibi duruyor burada. Elimi sürttüm biraz ahşap sandalye bu. Bacakları çelikten. Bıraktım sandalyeyle konuşma çabamı çömeldiğim yere. Oturdum sandalyenin üstüne. Vay lan. Sandalye gerçekten sandalyeymiş meğer. Bu sandalyeyi ormana gelmeden önce bulunduğum yere götürmeli. İnsanlara göstermeli. Bu sandalye görüntüsündeki şey gerçekten bir sandalye. Üstüne otur bak oturuluyor, demeli. Ormana gelmeden önce bulunduğum yerde hiçbir şey görüntüsü gibi değil ama görüntü çok önemli. İbret almalı bu sandalyeyi. Yedi düvel örnek almalı ve özenmeli. Sandalyeyi tebrik ettim ve ona bazı sandalyelerin insan gibi bazı insanların da marul gibi göründüğünden bahsettim. Bazı marullar da fıstık gibi görünüyordu ama bunu boşver şimdi sen zaten gerçek bir sandalyesin. Bu saçmalığa bir son vermek lazım. Seni ayakkabı gibi giyebilir miyim sandalye? Yok, dedi sandalye. Ben bir sandalyeyim. Oturacaksan otur yoksa fena olacak ulan puşt. Aa sandalyeye bak. Küfrediyor bir de amınakoduğum. Kalktım ben de sinirlendim birden sandalyeye. Ne biçim sandalyeymişsin zaten oturmayayım da sana gör, dedim. Üzüldü sandalye, yazık. Ben de üzüldüm. Öyle demek istemedim, dedim. Sandalye cevap vermedi. Allah kahretsin. Sandalyenin üstüne bi tane ağır bi taş koydum, oturdum sansın, üzülmesin diye. Yürümeye devam ettim.
Şakasını yapmıştı yine bizimki. Bi mağaranın girişine tabelayla. Mağara, yazan tabelaya baktım ve güldüm biraz. İçeri girdim hafif başımı eğip. Leş gibi kokuyodu. Selam verdim içerdekine. Ulan yazmasan biz de terzi sanacaktık eki eki, dedim gülerek. Selam abi, dedi. Sürünerek geldi yılanca yılanlığıyla sarıldı bana. Selam, dedim ben de ne denir selama başka. Ne var bugün? Valla bi şey yok bende. Zaten bu iş böyle. Bende bi şey olmuyo. Sende bi şey oluyo bende cevap oluyo. Bu şekilde bizim ilişkimiz biliyosun, dedi. Valla, dedim, bende bi akıl yok bugün niye böyle oldu bilmiyorum. Sandalye gördüm bi tane. Neydi o sandalye? diye sordum. Abi, dedi. Sandalyedir o başka ne olsun. Ben koydum onu oraya. Hee, dedim. Kendime güzel bi yer buldum. Bağdaşımı kurdum oturdum. Eğilerek durmak yordu beni. “bi şeyler oluyo. Ne olduğunu da pek anlamıyorum. Zaten bende pek bi şey olmuyo genelde. Nasıl olsun zaten.. olan biten bi şey yok aslında ama bi yerlerde bi şeyler oluyo. Can yakıyo. Ya bi şey oluyo ve her şey garip oluyo birden bire. Gevelemek anlamsız aslında işte acı çekiyorum bi sebepten. Sebebini de biliyorum ama tam da bilemiyorum. Bunlar benim derdim mi onu da bilmiyorum. Belki de değil. Benim derdimse bile dertlerimle ilişkime bakıyorum da ben dertlerime pek de derman olmuyorum. Aslında oluyorum lan. Baksana kalktım geldim buraya. Bu da benim derdimse bi akıl ver çözeyim. Benim derdim değilse söyle de dertlenmeyeyim.”
abi, dedi. Dert senin derdin ama akla ihtiyacın yok. Gördüğüm kadarıyla aklını bırakıp gelmişsin iyi de etmişsin. Gel biraz gezelim istersen. Yok, dedim ben gezdim biraz. Yoruldum da zaten. Sağol yine de. Burada oturalım. Bu arada ayakkabı var mı sende, diye sordum. Var abi olmaz mı, dedi. Yılanca gösterdi bi tarafı. Oh lan, dedim. Perişan olmuş ayaklarım. Yaktık bi ateş biraz, baktık ateşe. Ne güzel yanıyor canına yandığım. Biraz zorlanıyorum şu sıralar çalışmakta falan, diye girdim lafa. Ne gibi abi, dedi. “bi şey istemiyo canım. Canı bi şey istemeyince insan... Çalışmak da pek manalı gelmiyor. Yani hayat da çalışmayınca ölebilirsin diyor. Düzen böyle biraz. Ben de diyorum ki e öleyim o zaman zaten canım bi şey istemiyor. Sonra bakıyorum canım bi şeyler istiyor da çalışmak istemiyor. Böyle bi rezalet olamaz. Canının istediklerini yapmak için çalışmak gerekiyor. Senin canın çalışmak istemiyor. Sen de sanıyosun ki canın bi şey istemiyor. Halbuki canım bi şeyler istiyor. Canımın hiçbi şey istemediği zamanlar olmuştu. O gerçekten acayipti bak. Yani şöyle diyebiliriz belki; canım, canımın istediği şeylere giden yolu yürümek istemiyor. Yorulduğundan olsa gerek.” bi şeyler söyler diye baktım yılana. Sessizlikten anladı cevap beklediğimi. Pardon abi dinlemedim ya kıza mesaj yazıyodum, dedi yılan kafasını telefondan kaldırırken hafif sırıtarak. Ayakkabıları aldım çıktım mağaradan, çok sinirlendim. “Senin gibi bilge hayvana sokiim olmaz olsun böyle hayvan...”












