
titsay
No title available

ellievsbear
Sade Olutola
wallacepolsom
Sweet Seals For You, Always
RMH
Alisa U Zemlji Chuda
Misplaced Lens Cap
sheepfilms
dirt enthusiast
trying on a metaphor

tannertan36
Show & Tell

Andulka
he wasn't even looking at me and he found me
No title available

Product Placement
almost home
NASA
seen from United States
seen from United States
seen from United States

seen from Canada
seen from United States
seen from United States

seen from Malaysia

seen from Türkiye

seen from United States
seen from United States

seen from Malaysia

seen from United States
seen from United States
seen from United States

seen from Malaysia
seen from United States

seen from Türkiye

seen from United States

seen from Lithuania

seen from United States
@ebrargnc
O kadar saniyelik sınırlarda yaşıyoruz ki... Eşyalar, kitaplar, kıyafetler hepsi saniyeler içinde toz duman olabilir. Anısı var diye kıyamadığın, beni ben yapan dediğin her şey aslında sadece koca bir yalan. Sen aslında ipin üstündesin, dün mutlulukla çekindiğin fotoğrafa bugün milyonların umutla bakıp hadi dayan diyeceğini aklına bile getiremezsin. Kendini kaptırdığın her şey anlık bir oluş, anlık bir yokoluş.
"Bir şair tanırım
Onunki içler acısı
Kalbini asla vermemiş
Çalmışlar
Kalbi eski bir efsanede saklı."
"Erguvana şiir söyleme, anlatamazsın. Kendisi şiir. Gör ve duy, kâfi.”
"Ülkendeki kuşlardan ne haber vardır
Mezarlardan bile yükselen bir bahar vardır
Aşk celladından ne çıkar madem ki yar vardır
Yoktan da vardan da ötede bir Var vardır
Hep suç bende değil beni yakıp yıkan bir nazar vardır..."
“Ne çocuklarımız, ne torunlarımız bakır mutfak eşyalarını tanımıyor. O kalaylı tasları, tencereleri, tavaları. Hiçbiri kalaylı bir maşrabadan kaynak suyu içmedi. Bakır eşyalar onlar için artık bir aksesuar, bir süs unsuru. Oysa vaktiyle o tavalar, o tencereler kimlerin elinden geçti. Kaç gelinin, kaç dedenin, kaç babaannenin bir ömrü dolduran hatırasını taşıyorlar. Bir kahve cezvesinin kulpundan tutan el kaç kuşağın eli ile ısınıyor, onlardan miras kalan duyguları paylaşıyor. Ama biz redd-i miras ettik. Bakırları sattık. Yerine alüminyum tencereler, melamin tabaklar aldık. Bu tabaklar düştü mü kırılmıyordu. Ancak ömürleri kısa oldu, tam mutfak dolaplarına ısınacakları zamanda pabuçları dama atıldı. Onların yerlerine başka kaplar, başka bardaklar imal edilmişti. Geçiyor, herşey süratle geçip gidiyordu. Şimdilerde çoğu renkli yemek takımları var, seramikten. Bir kaç yılda atılıyor, yerine yenisi alınıyor. Bir eşyayı ömür boyu kullanmak, hele hele bunu çocuğuna, torununa hatıra bırakmak, onların da kullanmasını istemek çılgınlık sayılır oldu. Aklı başında olanlar plastik bidondan plastik bardağa su dolduruyor, suyu içtikten sonra bardağı çöpe atıyor. Eşya ile ünsiyetin sonu çoktan geldi. Sevdiğimiz bir sandalyeyi, bir porselen fincanı, hatıralarla yüklü bir vazoyu ne yapıyoruz? O vazo ki onda nice güzel günlerin çiçekleri kokmuştur. O çiçekler alındığında, o vazoya konulduğunda kalbin sesi hangi ilahiler ile coşmuş, hangi şarkılarla dolmuştur. Bir tiren son kampana ile birlikte kalktığında dökülen gözyaşları, bir vapur iskeleye yanaştığında içimizin pır pır edişi, postacıya kapıyı açtığımızda elimize değen bir mektup, şiir defteri arasında kuruyan bir gelincik bütün bunlar hayatımızdan nasıl uçup gitti. Onlar mı uçtu, yoksa bir karakoncolos bütün bu güzellikleri kovalayarak yerine konfeksiyon duygular, gel geç müzikler mi koydu. Vakti daralan kim? Kim bana ayaküstü yemek yemeyi öğütlüyor. Ninem derdi ki “Bir kadın pişirdiği yemek ile beraber pişerse o yemeğin tadı, tuzu, bereketi olur”. Ninelerimizin ve dedelerimizin dünyası ne çabuk bir masala dönüştü. Ve masallara niçin inanmıyoruz? Bir âletin Mars’tan gönderdiği fotoğraflara inanıyoruz ama. İnanıyoruz da ne oluyor? Yemekler daha lezzetli, sohbetler daha koyu, aşklar daha derin, arkadaşlıklar daha vazgeçilmez mi oluyor? Babamızdan armağan saati saklıyor, takıyor, kullanıyor muyuz; yoksa modası geçti bunun şimdi at nalı saatler takılıyor diye o güzel Omega’yı bir çekmecenin gözüne mi atıverdik. Çekmecenin kapağı kapanınca odayı rahmetlinin paltosundan yayılan tütün kokusu mu doldurdu. Hayır. Bütün bunlar olmuyor. Eşyalar, insanlar, sevgiler, saygılar, gözyaşları, gülücükler kaçıyor bizden. Yahut biz onlardan uzaklaşıyoruz. Tek başımıza kaldığımız ekran başında sürekli zaplıyoruz. Sürekli zap. Sürekli zap bizi bir süratli arabaya atıyor. Gazlayıp kayboluyoruz. Eşyalardan, hatıralardan, arkadaşlardan, birlikte kotarılan herşeyden uzakta ama yine meyus, yine tatminsiz, yine sıkıntıyla bekliyoruz. Neyi bekliyoruz? Herhalde “yeniliğin bitmeyen büyüsünü”. Niçin daralıyoruz? İşte herşeyimiz var, daha ne istiyoruz? Yeni, alışılmadık, bizi bir süre oyalayacak bir şey. Bu mu? Belki de etrafımızı saran bu ses, bu görüntü, bu bina, bu araba, bu bilgisayar, bu marka, ikiyüz çeşit açık büfe, elli bin çeşit AVM ürününün çekip gitmesini, bizi rahat bırakmasını istiyoruz. Gerçekten istiyor muyuz? Oysa onlar yağmur gibi üzerimize geliyor, biz bulut gibi onlara koşuyoruz. Birleştiğimizde işte o dağılma, o un-ufak olma gerçekleşiyor. Saatimiz çalışıyor ama kalbimiz durmuş. Çalışmıyor. Kalbin sesini duyamıyoruz. Tam bu sırada adamlar geliyor. Evin önündeki ağacı, o güzel ıhlamuru kesmek istiyorlar. Bu ağacı babamın dedesi dikmiş. Gölgesinden nesiller geçmiş. Yaprakları arasında tebessümler, yorgun bakışlar, ilk aşklar, kırık kalpler var. Kesmeyin diyoruz bu ağacın hatırası var, kıymayın ona. Buyurgan bir ses: Ama biz buraya bir gökdelen dikeceğiz. İşler açılacak, faizler düşecek, barış gelecek, bilim kansere çare bulacak diyor. Birbirimize bakıp önce susuyor sonra “kesin” diyoruz. Ağaç kesiliyor, çünkü kalbin sesi yok artık.”
— Mustafa KUTLU
Şiir gibi bakan kadınları Şiirden anlayan adamlar sevmeli. Ya da, şiir gibi bakan kadınlar Şiirden anlayan adamları sevmeli Sevmeli ki, ziyan olmasın o mısralar.. Ya da onun gibi bir şey işte.. Ertuğrul Bayam
"Gün ağarınca boynum bükülür
Dalarım uzaklara gönlüm sıkılır."
Ben istedim ki yollar hep düz, mevsim hep bahar, göğsümüz hep geniş olsun. Ama burası dünyadır, burada böyle olmaz.
.. ya ani karanlık
“inanana rahmet
inançsıza esef olan”
Menziller, Cahit Zarifoğlu
Herkes sussun.Gece konuşsun🌛
Anlamayanlar için dilimi, değersizler için kalbimi yormadığım günden beri mutluyum..
bir kem söz bir cana battığında, kalbi oracıkta tuz buz olan insanlar da var.
| gökhan özcan.
bize değer vermeyen insanlardan uzak durmamızı isteyen bir Peygamberimiz var. bunun ne demek olduğunu kalbiniz yorulunca anlıyorsunuz.
-ibrahim tenekeci
Farkettim ki ben telefon duvar kağıdıma bile bağlanıyor onu değiştireceğim zaman 40 kez düşünüyorum.Sanırım bu yüzden bazı insanların hayatlarını sürekli nasıl bu kadar rahat değiştirebildiklerini anlamam mümkün değil.