
⁂

shark vs the universe
Misplaced Lens Cap
Claire Keane
Sweet Seals For You, Always
Mike Driver
taylor price
NASA
hello vonnie
Xuebing Du
occasionally subtle

#extradirty
cherry valley forever

pixel skylines
almost home
tumblr dot com

Andulka
Aqua Utopia|海の底で記憶を紡ぐ

oozey mess

No title available
seen from Germany
seen from United States
seen from Germany
seen from Russia

seen from Latvia

seen from United States
seen from United States

seen from United States
seen from United States
seen from United States

seen from United States
seen from United States
seen from United States

seen from United States
seen from United States
seen from United States
seen from United States

seen from United States
seen from Czechia
seen from United States
@ehveni-ser
Acı geçiyor.
Acı elbette geçiyor.
Acı çekmiş olmak geçmiyor.
empati yok. anlayış yok. düşünme yok. bana var. hep bana. hep bana.
let's.
“Bak bu yara annemden, işte bu babamdan, buradaki ilkokul öğretmenimden, haaa şu en derin olan mı onu ben açtım bilmeden. En çok da o acıtıyor canımı, en çok o kanıyor.”Nilgün Marmara
yüreğim ve anılarım benle olduğu sürece yeryüzünde tek bir huzurlu yer yok bana.
hayatımın çok uzun bir döneminde at kuyruğu saçlı kızdım. hiçbir güç başka bir şey yaptıramazdı bu saçlara. kimseler -ben dahil- kıvırcık olduğumu bile bilmezdi. saçmalığa bak, insanlar aleminde saçını toplama şeklin bile seni bir yerlere konumlandırıyor.
sanırım 20, belki de 19 yaşımda ilk kez saçımı serbest bıraktım. kıvırcıklığımla barıştım. saçımı sevdim. insanların tepkilerini sevdim. ama yine, yeni bir kimliğe büründürüldüm. kıvırcık kız...
saçımın uçlarını boyattım. bir anda hayattaki yeni konumum ‘istanbulun bozduğu kız’ oluverdi. zaman geçti, saçlarımı kestim. şaşırdım. yabancıydım. sevdim. kısa saçı çok sevdim.
saçımın bir yanını kazıtmak istedim ‘sen öyle biri değilsin’ oldu yeni yerim.
ensemi kazıttım, sıcaktı. sadece sıcaktan bunalmıştım ve tenime değen saçlar beni rahatsız etmişti ve ensemi kazıtmıştım. ‘değişik’ ilan edildim.
20 yaşımda ilk kez etek giydim. ilk kez elbise. çok sevdim. efil efil, darlanmadan yaşamak.. ‘sen böyle giyinir miydin’, ‘o asla öyle giyinmez’...
bazen elbise giymek saçımı salıvermek istedim, bazen pantolon gömlek.
nasıl değişti kimliğim her seferinde. nasıl bi gruplara itilip tıkıldım.
hiçbirinin içinde bir türlü ben olamadım.
bedenin yarattığı yabancılığa boğulup ruhumu bulamadım.
herhangi bir elbise gibi, herhangi bir sözüm de beni bir yerlere itiverdi.
elit, burjuva, varoş, amale, kibar, kaba...
dümdüz ben olamadım bir türlü. hep sanıldım.
o sanıldım, bu sanıldım.
kendimi her anlatmaya çalıştığımda oradan oraya yollandım.
o değilsem buydum. bu değilsem şu.
kendimi anlatamamaktan korktum, anlatamadım. daha çok korktum. denedikçe dibe yuvarlandım. anlaşılamamanın göbeğinde uyudum kaldım.
her seferinde denememeye yeminler ettim. ama kahretsin albayım, ben kitap değildim.
açtıkça içimi kapandım. sanılanı oynadım. oynadıkça unuttum. unuttukça ‘değiştim.’ yabancılaştım, uzaklaştım, farklılaştım, yalnızlaştım, kalabalıklaştım.
ne anladım ne anlatabildim ben bütün bunları.
sadece boğuşmaca, debelenmece. belki de bir eğlence.
acıdan kaçmak, daha büyük acılara götürüyor insanı.
yapamıyorum, bu hayatı.