Kendine İyi Bak...
𓃗
sheepfilms
Sade Olutola

@theartofmadeline
The Bright Sessions
Fieri Frames
PUT YOUR BEARD IN MY MOUTH

if i look back, i am lost
No title available
🩵 avery cochrane 🩵
No title available
todays bird
art blog(derogatory)
Cosimo Galluzzi
occasionally subtle

Jimmy Eat World
Mike Driver
EXPECTATIONS
Interview Vampire Daily
Cookie Run:Kingdom Official!

seen from United States
seen from United Kingdom
seen from Türkiye
seen from United States

seen from Malaysia

seen from Uruguay
seen from Norway
seen from United States

seen from Latvia
seen from Brazil
seen from United States

seen from Switzerland
seen from Bhutan

seen from United States

seen from Latvia
seen from Brazil

seen from United States
seen from Ukraine
seen from United States
seen from Venezuela
@eminefeyza
Kendine İyi Bak...
Hepimiz bir excel dosyasının satırından ibaretiz.
Bir satırla yaşadığım şehirden, ailemden, her zaman gittiğim cafenin her zaman oturduğum sandalyesinden, ağladığım sokaklardan, anılarımın olduğu köşelerden, en sevdiğim banktan, her şeyimden ve herkesten ayrıldım. Küçük bir şehrin küçük bir ilçesinin küçük insanlarının dünyasına atandım. 25 yıl meğer bunun için çalışmışım. Oysaki “büyük balıklar büyük denizlerde boğulur.” diyerek radikal bir kararla 25 yıl önce İstanbul'a tayin istemiş bir babanın, şimdi babasının 3 çocuk sahibi olduğu yaşta kızıyım ve bilenler bilir, ailemizde radikallik bilinen bir hikayedir.
Mütemadiyen ağladım. 24 saat nöbet tutup eve bitap bir şekilde geldiğimde ışığı açık bırakmış olmayı farketmenin, iftarı uyuyarak geçirip krakerle doymaya çalışmanın, evden çıkmadan üç kere anahtarı kontrol etmenin, arada çıtlayan ışıktan ve rüzgardan çarpan kapıdan korkmanın, buzdolabında bozulan sebze ve meyvelerden sonra hiçbir şey almamanın yalnızlıkla eş değer olduğunu öğrendim. Bu zamana kadar öğrenmiş olduğum tıp bilgisini uygulamaya geçirmek kadar iş ilişkilerini kurmanın güçlüğünün zor olduğunu, imzanın ve kaşenin önemini, her nöbetten sonra “acaba şu hastadan şu tahlili de istese miydim” diyerek uyuyamamayı öğrendim. Yaşımla eş memuriyet hayatı olan babamın yıllardır bizim için çalışıp da okuttuğu bir maaşını bir eşyaya yatıracak ve son model bir araba alacak kadar, yaşımla orantısız para kazanmayı öğrendim. Kısa zamanda çok şey öğrendim.
Hekim olmayı hiçbir zaman para ve statü için istemedim, terk-i diyar edeceğimiz şu dünyadan göçüp giderken kendime ve bir avuç insana faydalı olabilmek için istedim, hala da bu isteğimi koruyorum yalnız şu da bir gerçek ki çalışmak çok da matah bir şey değilmiş. Hatta hiç değilmiş. Yamulmuyorsam Nietzsche mealen, vaktinin üçte ikisini kendine ayırmayan her insan köledir der. Peki ben? Sadece nöbet tutuyor ve uyuyorum. Herkesin üstü ve sorumlusu olarak çalışan ben, kimsenin benden emir almadan iş yapamayacağı ben, 22 yaşında elleri titreyerek ilk çocuğunu ateşlendi diye acile getiren genç annenin karşısında o kadar köleyim ki, uyumak ve çalışmak dışında hiçbir şey yapmıyorum. Yaşamıyorum. Eğer burada, bu el memleketinde, bu Ilgaz Dağları'na bakan hastanede, bu tanımadığım yüzlere bakarken yaşadığımı ve ömrümü geçirdiğimi farkedersem ağlarım çünkü, biliyorum.
Bazen o kadar küçülüyorum, o kadar ufalıyorum, omuzlarım o kadar çöküyor ki. Geçen bir hastayı felç geçirme şüphesiyle sevk işlerimleriyle uğraşırken, bir hemşiremin “hocam geçen bir hastayı kaçırmışsınız, amca şu an konuşamıyor” demesiyle çöktüm. Göz dol, kalem düş, ses titre, otur ağla. Tıpta hiçbir zaman %100 olmaz, ama her zaman da hekimliğin %1'lik ihtimali yakalama vazifesi olduğunu düşünürüm. Kaçırmamam lazımdı, bilmem lazımdı, bunun için okumuştum, bunun için çalışıyordum, yoksa ne farkım vardı, hastaların %80'i aynı zaten. Ya da bir amcanın “hocam geçen annemi size getirdik, kalp krizi geçiriyordu” dediğindeki o saliselik korkum, o içimdeki fırtınam. Bazen çok küçülüyorum, çok eziliyorum, ufacık kalıyorum, ağırlaşıyorum, çöküyorum. Tarif edemiyorum.
“Kelebek gibisin, sıksam öleceksin, bıraksam uçacaksın.”
Bir filmde duymuştum sanırım, değilse de sinematografik bir şekilde aktarıyorum; “kadınlar aslında parası olan erkeği sevmezler, kadınlar güçlü erkeği severler ve maalesef günümüzde güç para demektir.”. Böyle bir cümleden çok soru çıkar, evet. Eğer para güçse, güçlü bir kadının sevebileceği erkek kim oluyor, bunu sormak lazım. Ancak gücün para olmadığını biliyordum, kazandıktan sonra daha iyi anladım, mesele bu değil. Erkek olmak başka bir şeymiş, erkek olmak zor işmiş. Kuşatıcı olmak, hissettirmeden koruma altına almak, merhametli olmak, varlığının hissedilmesini mekandan bağımsız sağlayabilmek, baştayken sonu hesaplamak, hayatta boşluk bırakmamak, bunlar paranın sağlayamayacağı ama bir erkeğin gücünün göstergesi olan şeylermiş, bunu da anladım.
Aslında yazacak çok şey vardı, zamanla eridi gitti. Keşke yazsaymışım, keşke dökseymişim içimi ama gerçek hüznün bunları yazdırtmadığını, kelimeleri bir araya getirtmediğimi biliyorum. Gerçekten hüzünlü olan insan ağlar, başka bir şey yapmaz, bunu da biliyorum.
Hemşirenin söylediği kaçırdığım ve konuşamayan amcanın kayıtlarına ulaştım, amca bana muayeneye geldiğinde bütün muayenesini yapmışım, tomografisine varıncaya kadar tetkiklerini isteyip uzman doktorlara danışmışım, ancak amcada anormal bir şey bulamayıp ayaktan sevk etmişim. Amca sevkim üzerine ildeki hastaneye gitmiş, oradaki doktorlar da araştırmışlar bir şey bulamamışlar, sonra amca felç geçirmiş. Yavaş yavaş iyileşerek sadece konuşmasında bozukluk kalmış. Çok şükür diyemem tabi ama en azından vicdanen daha rahatladığımı söyleyebilirim, ancak bu rahatlama ağladıktan sonra olmuştu. Neyse. Kalp krizi geçiren annenin oğluna gelince, saliselik korkumla “ne yapmıştık annenize” diye sordum, “sevk ettiniz hocam, orada da angio yaptılar, annem kurtuldu” deyince derin bir oh çektim ancak bu da saliselik çöküşten sonra gerçekleşti. Bunlar insanı kendine getiriyor, Rabb'im utandırmasın, Rabb'im şaşırtmasın. Güleryüzlülüğün medikal tedaviden daha önemli olduğunu düşünüyorum. Şu zamana kadar hastalarımdan kötü dönüş almadım, almayayım da. Allah'ım sen koru, sen bana verdiklerini hakkıyla yapmamı nasip et inşallah.
Aslında yazacak çok şey vardı da, işte.
Tosya Devlet Hastanesi Acil / Nöbet devrine 43 dk kala 07:17
Falan
Bişeylerin yolunda gitmesi üzerine düşünüyodum gün boyu. Yoğunlaşarak düşünmeyi başarabildiğimi hissederim çoğu zaman fakat öyle değil. Geniş ve yayarak düşünürüm ve bu uzun süre eksik kalmak anlamı taşır. Yarım kalmak gibi yada "sanki unutmuşluk" hissi. 3 hafta ard arda yaptığım muazzam fakat olay olmayacak planların tek bir tanesinin bile tuhaf bi şekilde gerçekleşmemesi hiçbişeyin yolunda olmadığı karamsarlığına saçma bi şekilde kendimi sokmama yeterli olmuştu. Halbuki yaşıyorsak , herşey yolunda demek ki. Bak yaşanılıyomuş kafasına sahip olanlardanım. Bu tarz yazmaktan hoşlanmam. Kendi üzerimden aşikar yazılar paylaşmaktanda. Roman okuyorum sanırım onun büyüsündeyim. Devrik cümleleri severim o ayrı insanın kusursuz doğallığını anımsatır. Muhteşem fakat standart planlarımın gerçekleşmemesi üzerine farkettiğim; "Kendi kafama göre bi yol çizip o olmayıncada hiçbişey yolunda gitmiyo buhranlığıyla huzursuzluk gebertmenin basitliği olmuştu." Cümle çok uzun sesli okuyor olsam nefessiz kalırdım. Uzun cümleleride hiç sevmem. Yalan gelir. Yada kasıntı gibi. Bu ikisi değilse bile muhakkak gereksiz. Velhasıl , yolun sonunda şuanlık vardığım mesafede görüş açım dile geliyor ki; Yol müthiş bi organizmadır. Akış gibi düşün. Dönüşümsüz ve sürekli. Şekilsiz.. Belirsiz.. Ve şahit oldum ki ancak nereye gittiğini bilenleri şaşırtmayan bi yol karmaşası , sadece ulaşıcağı yerden habersizleri her ufak atakta kaybolmuşluk hissiyle yeniden aldatıyo. Sanırım biz aldanmak kelimesini kaldıramamışız. Buna daha estetik bi isim takmışız ve yine bununla aldanmışız. Düşmek kalkmak. Düşmek kalkmak demişiz. Her kalkışımızda gücümüzle övünmüşüz. Düşünce insan olmuşuz gaflette olmuşuz. Sonra yeniden dirilmişiz. Hikaye böyle devam etmiş. İkna olunası rahat senaryo. Uyanalım. Gerçek bu değil. Ulaşıcağı yeri belli olan insanlara şahit oldunuz mu hiç? Konu her neyse , ulaşıncaya kadar hangi istedikleri gibi gitmeyen yola "düşmüşlük" dediler? Yada hiç melankoli kıyılarında balık oltalarken gördünüz mü? Yada hareketsiz durduklarına şahit olabildiniz mi? Buna tahammül edebilen bir tane ulaşıcağı yerden emin görebildiniz mi? Ulaşmak istediği yeri bilen insan bulmak zanaat bide bi kaç tanesini bulup kıyaslamasını yapmak. En iyisi bu kısmı boşgeç gitsin. Şunu sor mesela senin tam şuanda adımını attığın yolda sonunu düşlediğin arzun ne? Var mı böyle bi arzun. Yoksa yolum yol değilime mahkum kalanlardanmısın? Farklı bi soru daha atsın kaptan desin ki. "Düşledin. Yoluna baş koydun. Yolun aşkın olmadı mı?" Ulaştıktan sonra bu değilmiş desende olur. Soru geçerli. Günün sonlarına doğru sabahki aldanmışlığım yerine ağzımdan dökülen ;Buda yolun bu tarafıymış görmüş olduk sağlıcakla.oldu. Şaşırdınız mı? Hayır. Neden? Çünkü okumak kolay tabi. Bu kız bunları yazıp paylaşabildiğine göre demek ki bişeyler yolundan çıkmamış. Sonucuna bağlanmış falan. Romanların ve dizilerin ferahlatıcı noktalarından. Bi kuple armağanım olsun size. Umarım benden bu kadar uzun romansı yazıya bi kez daha şahit olmak nasibiniz olmasın. Esrarlı hafif sis bulaşmış boğuk bahislerden daha çok hoşlanırım. Kısa kesmiş. Görünmüş kaybolmuş. Sonra ara dur. Mis. Buda 19yaşımın cilvesi olsun. Bilinçli yanlışlar güzeldir. Renk tonunu dengeler. Salaş bi mizacım var fakat estetik vazgeçilmezim. Ne diyoduk? Ha. Sağlıcakla:)
BIRAK DAĞINIK KALSIN
https://www.youtube.com/watch?v=4fRaWZji_Co Alaca. Sabah.. Saat 5 suları. Güneşi görürüm birazdan. Hayır. Saat 12 suları. Dibi görürüm birazdan. Napıcaktım? Kim içindi? Susucaktım. Yo konuşucaktık. Tüm her şey bu vakitte hep bu kadar mı sessiz kalırdı? Bu kadar mı? Başımı çatlatacak kadar ağır mı? Bu sessizlik? Bu kadar mı? Daha ne kadar sürücek? ..kaçamıcakmıyım? Gözlerimi kapattığımda böyle yanmaya devam mı edicek? ..yine de uyuyamıcakmıyım? Napıcaktım? Düşünücektik. Kimi? Ne içindi? Belkide istediğini yapmam için güzel laflar söyleyen biri tarafından aldatılmışlığımı. Belkide tüm hepsini boş geçip gözlerimi,ciğerimi,kafamın içinde olup biten her şeyi dumana boğmayı.. Uçurdum sandıklarımın kafamda patlamasını.. Sonrasında ağır sızı baş ağrımdan aldığım hazzı.. Belkide tüm her şeyi avuçlarımda hükmetme arzusuyla yakalamaca çabamın , yitirdiklerimi kabullenmeden , her defasında daha çok daha çok kırdığım zincirlerimi.. Ürkek başkaldırmışlığımın çırpınışı , bana ''YETER'' dedirtecek dik başlığını hak gösterdiğinde , hırçınlaşmışlığımı yutturacak alaşağı mis bi tokatın aşık atmışlığıyla kaldığım kafa bulantımı.. Belkide tüm bunları konuşabilecekken normalde asla düşünmiceğim saçmalıkta gereksiz cümlelerin ağzımda diyaloglaşmışlığını.. Hangisinin üzerine göz dikicektim? Hiçbirinin. Yo hepsinin. Yaşamın bu dönemi , sınavını tüm kurallarıyla sunduğunda bana. Bu kalabalık , hiçliğimin en korunmuş tarafını belirginleştirsin diye mi var? Ne zaman silinecek? ..yok saymıcakmıyım? Görüntüler , gürültü ve vakit nefs-i müdafaası , kaybolmuşluğumun zehrini kusmam için mi? Ne zaman bitecek? ..kıpırdamıcakmıyım? Napıcaktım? Kim içi... Sus!! Bırak ya. Kalsın. Dokunma. Bırak!
15 / 02 / 2016 Büyüdüm .
Vardiya
Beklemek , bir yere yetişiyormuşçasına hızlı ve telaş dolu olmaktır. Fakat durduğun yerden kıpırdamamaktır. Olup biten ne varsa , geçip giden ne varsa tüm bunların tam ortasında bir taraftan sürekli soğuk almaktır. Direnmenin terbiyecisi beklemek değildir. Aksi , beklemek direnci kışkırtır. Beklemek , direnmeye maruz bırakır. Direnmek üzerine anlamlı olan ne kadar cümle varsa , direnci kapsayacak yaşanılabilecek neler varsa tümünden mahrum bırakır. Gerçekleşmeyenin dönüşümü huzursuzluk. Yitirmeyişin hedefi mücadele. Bazı bekleyişlerde vardır ki ucu bellidir. Bekleyişin böylesi adam eder insanı. Sindirtir çünkü. Hazmettirir. Ya uçsuz bucaksız , müphem bekleyişler? Her yerde yalama yaptığınız iki kelimenin can bulmuş hali. Ahlaksızlıkla yüz göz etmiş. Sonra hükmen galip gelmiş. Bekleyişlerin en yıpratmışlığı , en çirkinleştirmişliği ,en yaralamışlığı. Beklemek , uzaklar diye bilinmiş , oraya ulaşmak için arzusuyla yanıp tutuşanların zoraki mahkum kalmışlığıdır. Beklemekten nasibini almışların , gözlerini dikerek , usanmazcasına , asla ses çıkarmadan direnmişliğinin tek sığınakçısı,sudur. Tüm uzak kalmışlığı kapsar çünkü. An gelir. Nöbet biter. Belkide insan öyle sanır. Ya da artık öyle sanmak ister. Ve arsızca ''Beklediğim bu değilmiş''der. Arzusunun hakkını veremeyenin en hayasızca yalanı. Kendini ahlaksızca temize çekmişliği. An gelir,durum değişir. İnsan beklediğini değil , beklemeyi kutsar. Olup bitten ne varsa küllerinden ''Vazgeçmişlik'' olarak doğar. Vazgeçmişlik olup taşan ne varsa hepsi korunmamışlıkla anılır. An gelir. Nöbet biter.
O la la desem mi ellerine ?
Ellerime o la la dicek. Ve mesajlaşma karakterini bu kadar ele vericek. Sadece bir insan var:)
Hüküm
Gece alacaklı parmaklarıyla boğazımı sıkmaya , beni savunmasız bırakmaya , yeminli gözlerini dikerek , her geçen saniye dahada arsızlaşarak , tüm kozlarını boşaltmıştı üzerime. Kendimi onun kollarından atarken , dilimde tek bi cümle vardı. ''Ben kendimle nasıl baş edicem Allahım?'' 7 gece tek bir an atlamadan sabahlamıştım. Vücudum bu durumu sahiplenmişti. En son artık soluğumun isyanı bana nasıl bişeyin içinde olduğumun bilinci olmuştu. Bu halden sıyrılma çabamla beraber elbetteki.. Çok az insan acı çekerken düşünür. Fakat hiç kimse cümle kuramaz. Artık kafamı tüm olup bitene dönüp , acımdan sıyrılışıma bir kaç cümle kuruyorum... İnsanın en ağır yüzleşmesi bizzatıdır. İnsan en çok kendine ağlar. İnsan kusurdur. İnsanın bu haliyle yüz göz olmuşluğu tek başınalığıdır. İnsanın bu durumu yok sayışı , mutluluğudur. Gece , tüm görmezden gelmişliği fesh eder. Uyku,insanın kaçakçılığıdır. Geriye kalanlarsa gecenin kurbanı. İnsan , ifritliğinin sindirmişliğini sabaha bırakır. Tüm hazmedemeyiş , kin , açık yara... Tüm hepsinin en ağır haliyle gece yüz göz olur. Gözleri açık olmanın bedeli budur. Artık nöbet devri vakti çatınca. Mavi ton atlayınca. İnsan , sabahına geçiş yaptığında , uykudan alacaklı. Artık alt edilmesi daha zor birine dönüşerek , ifritliğini daha dayanıklı sindirir. Bu yaşamın ''Adam olucaksın'' deme şeklidir.
Birşeyi sürekli hatırlatmak , onu sürekli unutmaktır.
Sensiz geçen zamanı belli yaşamamışım. Sensizlik bir kuyuymuş onu aşamamışım. Bir yol buldum öteye geçerek gözlerinden. İşte yeni bir dünya peygamber sözlerinden | Erdem Beyazıt
Florya Ocak | 2016
Gözlerim Olurmusun?
Duvar hafif soğuk. Sürtündükçe parmaklarımda uyuşma var. Beş ayrı parmağım birleşmişler gibi hissettiriyolar bana. Bir süre sonra dokunmuşluğum soğumuşluktan pay kapıyor. Siyah bir yoldayım.. Siyah benim. Siyah bi yoldayım. Çünkü siyahı seçtim. Siyah olmasını istedim çünkü. Bastığım yer hafif tırtıklı. Pembemsi. Yoo toz pembe değil. Şeker pembesi gibi. Ama biraz toz pembeye kaçmış. Yolumda göbek göbek oyuklar var. Yuvarlak yuvarlak kırmızı portakallar var. Ve ayva gibi bişey. Belkide armut. Isırsam anlardım. Acı biber var. Çok ama çok acı kokan biber. Patatesler var. Hafif tozlu ama topraklı değil. Sağımda kendi kendini sarmaya çalışmış ama başarısız kalmış bambular. Önümde basamak var. Hesaplı adımlarım var. Kulağımda kocaman sesler var. İnsan bu kadar sesi bi kere çok ama çok dikkat kesilmişken , bi kerede hiç ama hiç dikkat kesilmemişken duyabilir ancak. Yorucu bi yolculuk. Zamanı dahada fazla arsızlaştıran bir yolculuğum var. Dokunmuşluğum var. Dokunuşumla büyülenmişliğim var. Dokunuşumun hakkını vermişliğim var. Kuş sesleri var. Gürültüden biraz daha sıyrılmış kuş sesleri. Biraz zaman sonra sert sert çarpan sonra üzülüp kıyamayan meltem rüzgarları var. Yolculuğuma zaman zaman şahitlik etmiş. Cemal Süreyalar. Nazım Hikmetler. Tomris Uyarlarım var. Daimi tanışmışlığım , duyduğumu içselleştirmişliğim var. Ve yolculuğumun sabahında , akşamında. Boğuk boğuk sisli gecelerinde. Tatlı bi ordu gibi hücümunu almış kar tanelerinde. Baharda. Güzde. Zaman zaman istasyonda bazen vapurda. Bahriyede. Bir çiçek dükkanında. Belki kafetaryanın birinde. Bir konserde. Limanda. Veya sokakta olmayan bi farkım var . Karanlık Diyalog | Ocak - 2016 [Bu yolculuktan Iphone kullanıcısı olarak farklı bi şekilde pay kapma imkanım oldu aynı zamanda. BE MY EYES uygulamasını telefonuna indiren tüm iphone kullanıcıları bu yolculuğa yol olur bi bakıma. Yoldaş olur. Yoluna yol katar. Huzurlu yolculuklar..]
``Bir Ekonomist Joseph E. Stiglitz yazısı
Merhaba... Ben Kapitalizm! Küçük kızlarınızı Barbie bebeklerle büyüttüm, “bugün sizden estetik operasyon için para istiyorlar” diye neden şaşırıyorsunuz! Çıkarlarım uğruna kocaman bir moda endüstrisi yarattım! İstediğimi de elde ettim; 17 yaşındaki kızların çoğu dış görünüşlerinden rahatsız. Ben Kapitalizmim! Bir kadının bir moda dergisini 15 dakika karıştırması kendi vücudunu beğenmemesine yetiyor! Ben Kapitalizmim ve bakış açınızı öyle bir değiştirdim ki, hırsız bir CEO'nun hayat hikâyesi sizin için "azim ve başarı hikâyesi" olabiliyor. Ben Kapitalizmim ve ortalama bir insanın günde 5,5 saat TV izlediği, kitap okumadığı, tiyatro ve sinemaya çok az gittiği bir toplumda alaşağı edilmek gibi bir kaygım yok! Ben Kapitalizmim ve Steve Jobs tabii ki çok önemli biriydi, ancak %1'inizin ihtiyacı olan makineleri 3. Dünya ülkelerinde, ucuz işçilerle üretmekte çok başarılıydı… Elbette bütün kapitalistler birer "aziz" gibi konuşacaklar, tıpkı Bill Gates gibi, 150 milyon dolarlık 66.000 m2 bir evde yaşayan bir aziz! Ben Kapitalizmim ve benim yüzümden ortalık miras kavgaları yüzünden kanlı bıçaklı olmuş akrabalarla dolu. Her yıl 20 milyon çocuk açlıktan ölürken siz bir koşu bandının üstünde fazla yağlarınızı eritmek için ter döküyorsunuz! Ben Kapitalizmim ve benim yüzümden dünyada 600 milyon obez ve 1,4 milyar aç insan var! Ben Kapitalizmim ve Starbucks için kahve üreten bir çiftçinin oradan bir bardak kahve satın alabilmesi için 3 gün çalışması gerek! Ben Kapitalizmim ve Uzak Doğu'da 6-12 yaş arası kızlar 200 dolar gibi komik bir paralarla seks kölesi olarak satılıyorlar. Ben Kapitalizmim ve "serbest piyasa ekonomisi" dünyanın en büyük yalanı. Ben Kapitalizmim ve Amerikalıların % 24'ü eğer milyarder olmaları için bütün ailelerini reddetmeleri gerekecekse, bunu yapabileceklerini söylüyor. Ben Kapitalizmim ve kadınlara sesleniyorum! Lütfen birer obje haline geldiğinizi aklınıza getirmeden Victoria's Secret'a koşun. Victoria's Secret ülkelerine Türkiye de eklendi, avuç içi kadar çamaşıra 80 dolar verince çok mutlu olacağınızı garanti ediyorum! Ben Kapitalizmim ve 15 yaşındaki bir çocuğun iPad alabilmek için böbreğini sattığını duyunca zevkten dört köşe oldum! Ben Kapitalizmim ve Madonna'nın sadece Londra'da 8 evi var, ortalama 600 evsize barınak olabilecek büyüklükte. Ben Kapitalizmim ve Tayland'da Disney fabrikası için çalışan bir çocuğun Disneyland'e girecek parayı çıkarması için 55 gün çalışması gerek. Afrika kıtası dünyanın altın rezervlerinin % 90'ını elinde bulundurmasına rağmen, dünyada sadece 4 tane Afrikalı milyarder var. Ben Kapitalizmim ve Afrika kıtasından her sene 8,5 milyar dolar değerinde pırlanta çıkıyor, kıtanın açlık sorununu çözmeye yetecek miktar... Ben Kapitalizmim ve siz pırlantalara bayılırsınız, Hindistan'da 1milyon kişi günde 1,2 dolar kazanarak o pırlantaları üretiyorlar. Dünyayı sarışın kadınların güzel olduğuna inandırdım, bu yüzden Asya kıtasında 300 milyon kadın düzenli olarak beyazlatıcı sabun kullanıyor. Ben Kapitalizmim ve sizin hayatlarına özendiğiniz Hollywood yıldızlarının % 64'ü kokain bağımlısı. Ben Kapitalizmim ve yılda 20 milyon çocuk açlıktan ölürken, siz aynı tişörtü haftada iki kez giymeye utanıyorsunuz. Ben Kapitalizmim ve siz hangi Tanrı’dan bahsediyorsunuz, artık farkına varın, taptığınız tek tanrı benim! Ben Kapitalizmim ve siz hangi Tanrı’dan bahsediyorsunuz, Müslümanlar 5 yıldızlı Kâbe manzaralı otellerinde, "ibadet" ederlerken? Ben Kapitalizmim ve siz hangi Tanrı’dan bahsediyorsunuz, bütün dünya Hıristiyan bayramı Noel'i sırf alışveriş yapıp eğlenmek için "kutlarken"? ABD'de 7 milyon evsiz insanın olduğundan kimsenin haberi yok, çünkü TV'de gördüğünüz Amerikalıların hepsi havuzlu villalarda yaşıyorlar. Ben Kapitalizmim ve yine başardım! Bütün kadınları dolapları tıka basa dolu olduğu halde giyecek hiçbir şeyleri olmadığına inandırdım. Dünya nüfusunun % 50'si dünya kaynaklarının ve zenginliklerinin % 1'ine sahip. Dünya nüfusunun % 1'i dünya kaynaklarının ve zenginliklerinin % 50'sine sahip. Ben Kapitalizmim ve bankacılar benim evlatlarım. Amerikalıların % 85'i eğer ekonomik durumlarını iyileştirebilecekse faşist bir hükümeti seçebileceklerini söylüyor. İşte bu kapitalin gücü! Sizi özgür bırakmayan, fikirlerinize sansür vuran, en sonunda polis kurşunuyla öldüren bir devleti kendi elinizle kurmanız ne tuhaf? Sizin ağzınızı burnunuzu kırıp hapse tıkmaları için bir devlet kuracak parayı, kendi vergilerinizle sağlamanız ne kadar tuhaf? Amy Winehouse gibi bağımlılara acırken, hepinizin birer bağımlı olduğunu unutmanız ne kadar komik! Zavallı tüketim bağımlıları... Joseph Stiglitz | Eşitsizliğin Bedeli
Taarruz
Yaşam karmaşayı ve kaosu verir.
Seyyah ruhlarımız ilk savaşı doğumla karşılar mülteci bedenlerde.
İlk travmasıdır bu yolculuğun.
Yaşayakalır , kurgusudur çünkü bu çatışmanın.
Yaşam daimi paradoksu günceller.
Ahir yaşam dile geldiğinde küçük zihinler , yürekler ve kocaman planların büyük sarhoşluğunun zoraki uyanışı gerçekleşir.
Bu görüş ızdırap doludur.
Hakikat doludur.
Bu görüş yaşamın yükümlülüğüdür.
Zamanın kışkırtması , rekabet hırsındandır.
Hükmen galip olan zaman , hırsızdır da aynı zamanda.
Her rabianın benini şiddetle alır avuçlarımızdan.
Bu korkunç saldırının bir yandaşlığı daha vardır ki , mücadelesi kanatır.
Adı “Nefis’‘tir.
Gaflet anıyla anılır.
Doğumun bedeli an'ın kavgasıyla eşleşir.
Kavga , insanın yazgısıdır.