Nörobilim Günlüğü
Bu günlüğü 2011 yılında yayımlanmış olan D. Eagleman’ın Incognito kitabıyla başlatıyorum. Bölüm 1 için.
Nörobilim için popüler bir giriş kitabı olan Incognito, girişte bizi Pink Floyd’un Brain Damage şarkısında geçen There's someone in my head but it's not me şarkı sözüyle karşılıyor. Kafamın içinde biri var ama o ben değilim. Şarkının Syd’e atfedilmesi bir tarafa, Eagleman’ın bu şarkı sözünü örnek vermesinin sebebi; bilinen manada beyin işlevlerimizin sadece bilinçli süreçlerden oluşmadığı, bilinçdışı süreçlerin de olduğu ve hatta bütün işleyen vücut mekanizmasını yöneten bir aygıt olduğunu vurgulamak için aslında.
Eagleman, insan zihninin merkezinde bilinçliliğin, yani kendi benliğinin merkezde olmamasının hikayesini Kopernik’ten başlatıyor. Kopernik dünyanın -yani insanın- her şeyin merkezinde olmadığı, klasik kabul olan Ptolemaios’un savını çürütecek şekilde Dünya’nın Güneş, Ay’ın da Dünya’nın etrafında olduğunu ileri sürmüştü. Tabi bu düşüncenin ilk Hypatia (m.s. 400) tarafından öne sürüldüğünü görmezden gelirsek. Asıl önemli olan nokta şu; insanlık tarihi boyunca Kopernik, Marx, Darwin, Freud insan benliğine darbeyi vurmuş kişilerdi. Bir mekanizma ortaya koyuyorlardı ve bu mekanizmada aslında insan özne değildi, bütün bu süreçlerin, mekanizmanın bir parçasıydı. Bu birinci adımdan, yani bütün mekanizmaların ortasında bulunmadığımızı gördükten sonra Eagleman retrospektif bir taramayla Aquinas’tan Leibniz’e, sosyolog olmayan doktor Weber’den Cartell’e kadar aslında zihin aygıtı içinde bilinçli olmayan süreçlerin var olduğunun ve düşünmenin aynı zamanda mekanik temellerinin olduğunun tohumlarını anlatıyor. Sistematik bir giriş. Kısa bir şekilde klasik düşünce mekanizmalarından önce nasıl kurtulduğumuzu sonra ise zihin aygıtında bilinçli süreçler dışındaki öğelerin de olduğunu kabullenmemiz gerekiyor.
Burada artık Darwin’in devrimsel ve insanın herhangi bir yaşam biçiminden farksız sayılmadığını gösteren Türlerin Kökeni’nin yayımladığı dünyada ortaya çıkan Freud’a geçiş yapabiliriz. Nitekim Freud bütün bu tohumları birleştirip, önümüze sistematik bir aygıt sunmaya çalışıyor. Yeni bir keşif sayılmaz, aslında çok da önemli değil. Önemli olan bütün bunları birleştirip bir sistem, bir yapı, bir mekanizma haline getirmiş olması. Başka bir popüler yorum da biz yapalım. Her ne kadar beğenmesem de Netflix içeriği olan Freud dizisinin ilk bölümünde Freud bilim camiasından oluşan bir amfide zihin ve psişik örgütlenmeyi şöyle anlatır;
Ben bir evim. İçim karanlık. Bilincim yalnız bir ışık. Rüzgardaki bir mum. Ttireşen bir alev. Bazen burada, bazen orada. Geri kalan her şey gölgede. Geri kalan her şey bilinçaltında...
Kitap benim olsaydı şöyle bir not düşerdim; aslında Freud’un erken dönemlerinde zihinsel süreçlerin nörobilimsel izdüşümlerinin peşine düşmüştü. Buraya girmeyeceğim malum çok uzun bir mesele ama örnek için Freud’un kendi çizimi olan bir şema bırakıyorum.
Şema özetle a nöronu üzerinden gelen uyarının, α ve β tarafından baskılanıp b nöronuna aktarılmasını anlatıyor. Aslında Freud tam olarak bunun peşindeydi, yanı baskılanmanın nöronlar arasındaki süreçlerden, daha geniş ifadeyle zihinsel süreçlerin nöronlar arasındaki bağlantılarla açıklanmasına yaklaşmıştı. Ne yazık ki döneminde nöronlar arasındaki boşluk olan sinapsların bile yeni bulunması gibi bilimsel yetersizlikler olmasaydı belki de psikanalizden daha çok nörobilimci olarak devam edecekti. Bu da bence güzel bir dipnot olurdu.
Freud zihinle alakalı dönemine kadar gelen bütün tohumları birleştirip ve Kopernik, Darwin gibi de yapısalcı görüşüyle birleştirerek zihnin ve psişik işlevlerin belli mekanizmalara, fiziksel temellerine dayandırarak önümüze bir şema koymuştu. Bazı kuramları hala tartışılır fakat perspektifi günümüzde beynin gözlemlenebilir olmasıyla birlikte tekrar gündeme geldi. Önemli olan perspektifiydi yani, bir mekanizma ortaya koymak ve bilinen klasik manada insan-ben merkezli düşüncenin dışına çıkmaktı.
Eagleman, Freud kısmından sonra popüler örnekler vererek -Mel Gibson’un alkol etkisindeyken polis memuruna Sen Yahudi misin? sorusunu sorması gibi- bilindışı durumlarımızın günlük hayatta da karşımıza çıktığını gösteriyor.
Birinci kısımda ikna olduk. İkinci bölüme geçmeye hazırız.











