Alejandra Jodorowsky
Alejandra Jodorowsky bir sözünü resim eşliğinde gerçek hayattan örnekleyerek Facebook hesabımda paylaştığım gönderi çok tepki çekti. Bunun üzerine gönderiyi paylaşmamın amacımı, gönderimin anafikrini belirtmek ve gelen muazzam bir eleştiriyi ve verdiğim yanıtı sizlerle tartışmak istiyorum.Gönderiyi paylaşmamdaki amacım; bir kitleye saldırmak veya aşağılamak değil. Karşıt görüşlü insanlara asla hakaret etme, saldırma ve onları ayrı tutma taraftarı değilim. O gönderimde de bunlardan hiçbirini yapmadım. Amacım; gönderimin anafikrindeki savı Alejandra Jodorowsky'nin sözüyle ve bir resimle, gerçek hayattan örnekleyerek anlatmaktı.
Söz konusu gönderimin anafikri:
Bir şeyi uzun süre, tüm benliğinle benimsemiş ve yaşamış insanlar, yeni bir şeyi hastalık sanarlar. -bu insanların çoğu- Adapte olamaz ve empati yapamazlar.
İşte o muazzam diyebileceğim eleştiri:
"Bunu açık ve kapalı giyinen iki kadını kıyaslayarak yaparsan asla ve asla bu ana fikre ulaşılmasını beklememelisin."
Eleştiriye yanıtım:
Bahse konu olan gönderim, olaya daha derin ve felsefik bakabilecek düzeydeki bireyleri hedefliyor. Daha açık anlatmak isterim bu derinliği. Basitçe açık ve kapalı giyinen iki kadını karşılaştırmak istemedim. Kitlesel olarak karşılaştırmak istedim. Açık ve kapalı giyinen ve bunu benimsemiş iki farklı kitlenin psikolojisini ve farklarını bir sözle anlatmak istedim o gönderimde. Bu söz, yanlış anlaşılanın aksine her iki kitleye hitap ediyor. Kapalı giyineni kafeste diye tanımlamaktan ziyade, kapalı giyineni kendi kafesinde, açık giyineni kendi kafesinde olarak tanımlamayı doğru buluyorum. Bu iki kitle arasında nadir olarak bazı bireyler var ki, içinde bulunduğu kafesten çıkabilmiş. Kafesten çıkabilmekten kastım; her iki tarafı nesnellikle, mümkün olan her açıdan değerlendirebilmek ve empati yapabilmek.Nasıl ki -çoğunlukla- kapalı giyinmeyi benimsemiş kitle, açık giyinmeyi benimsemiş kitleyi namussuz bir kafir olarak değerlendiriyorsa, açık giyinmeyi benimsemiş kitle de, kapalı giyinmeyi benimsemiş kitleyi aşırı dindarlıkla yozlaşmış olarak değerlendiriyor. Her iki taraf (her iki tarafın çoğunluğu) kendi görüşünü, uzun süre benimsemiş ve yaşamış insanlar. Dolayısıyla bu görüşleri benlikleri işlemiş, yaşam tarzı olmuş ve nesnelliklerini (objektif bakış açılarını) yok etmiş. Bu iki kitlenin fertlerinin çoğu, karşılarındaki kitleyi değil felsefik ve psikolojik olarak değerlendirmek ve incelemek, basit bir empati bile yapmak istemiyorlar. Görüşümce, -altını çizmek isterim ki- asıl yozlaşmışlık; açık veya kapalı giyinen kitlede veya kitlenin fertlerinde değil, açık veya kapalı giyinen kitlenin karşı tarafı felsefik ve psikolojik olarak değerlendirmekten, bunu yapabilecek bilgileri yoksa empati yapmaktan yoksun fertlerindedir.Eleştirilerim; karşı tarafı felsefik ve psikolojik olarak değerlendirmekten, bunu yapabilecek bilgileri yoksa empati yapmaktan yoksun her iki kitleye ve fertlerine. Ben her iki tarafında empati yaparak, hatta deneme yanılma yoluyla tarafını seçmesi gerektiğini düşünüyorum. Fakat taraflar arası duvarlar (sekülerizm ve teizm arasındaki uzaklık) o kadar yükselmiş ve kalınlaşmış ki, değil deneme yanılma yolunu da kullanmak, empati yapmayı bile reddediyorlar Kapalı veya açık giyinen iki kitleden birisi yanlış olarak değerlendirilecekse; kitlelerin fertlerinin düşünme yetilerinin işlevselliğinin* analiz edilmesini ve karşılaştırılarak bir ardıla ulaşılmasını doğru buluyorum. Eğer ki kitlelerin düşünme yetilerinin işlevselliği analiz edildikten sonra ulaşılan ardılda, benliklerine işleyen görüşleri yanlış olarak belirtilecek olursa, bu kitle muhafazakar kitle olur.**.* Düşünme yetisi işlevselliğinden kastım; Geniş düşünebilme (detaylı empati, analiz, çıkarım yapabilme, mantık çerçevesinde bir ardıla ulaşabilme vb.) ve bilinçaltındaki sınırlara takılmadan düşünebilme (mensubu olduğu felsefi akımların, -varsa- ideolojilerin, amaçların, hayat deneyimlerinin etkisi altında kalmadan nesnel (objektif) düşünebilme) yetilerinin işlevselliğidir.** Sekülerizmi ve muhafazakarlığı benimsemiş ülkelerin refah seviyeleri gözden geçilirse; sekülerizmi benimsemiş ülkelerin refah seviyeleri, muhafazakarlığı benimsemiş ülkelerin seviyelerinden bariz bir şekilde açık ara daha fazla olduğunu görürüz. İşte, tam da bu yüzden; Eğer ki kitlelerin düşünme yetilerinin işlevselliği analiz edildikten sonra ulaşılan ardılda, benliklerine işleyen görüşleri yanlış olarak belirtilecek olursa, bu kitle muhafazakar kitle olur.
Facebook’taki paylaşımıma gelen sorular ve cevaplarım:
Soru:
"ÖZGÜRLÜKTE DOĞAN KUŞLAR NEDEN KAFESE GİRMEYE MERAKLI ?"
"Çünkü hristiyanlık veya başka bir dine mensup bir kişi azınlık olarak İslam dinini tercih ediyor ama niye ?"
"Gelelim Avrupa'ya.. Burada İslamiyeti seçen kadınlar doğduğundan beri sekülerizmi iliklerine kadar yaşamamışlar mıdır ? Düşüncene göre, özgürlüğün tadına bakmamışlar mıdır ? veya deneme yanılma yoluyla empati kurma şansını yakalamamışmıdır ? "
Cevap:
Bunların nedeni aşkınlığa ulaşabilme gayreti olabilir mi? Ben olabilir diye düşünüyorum.
Soru:
"Toplumu ayrıştırmayı ve belirli sıfatlar altında değerlendirmeyi hiç sevmiyorum"
Cevap:
Kitlelere göre farklı davranmayı ben de sevmiyorum. Birey belirli çerçeveler içinde duruyorsa kitlelere bölünmemeli. Ama bu bölünmeme durumu gerçek hayatta olmalı. Bu yazımdaki gibi, olaylara felsefik ve psikolojik açıdan bakacağımız ve bir çıkarım oluşturacağımız zamanlar.
Soru:
"inanan insanları bir kafeste değerlendirdin."
Cevap:
Yazımdan bir alıntı: "Bu söz, yanlış anlaşılanın aksine her iki kitleye hitap ediyor. Kapalı giyineni kafeste diye tanımlamaktan ziyade, kapalı giyineni kendi kafesinde, açık giyineni kendi kafesinde olarak tanımlamayı doğru buluyorum. Bu iki kitle arasında nadir olarak bazı bireyler var ki, içinde bulunduğu kafesten çıkabilmiş. Kafesten çıkabilmekten kastım; her iki tarafı nesnellikle, mümkün olan her açıdan değerlendirebilmek ve empati yapabilmek."
Soru:
"Eğer sen inanmıyorsan inanan insanı neden yargılıyorsun ? Eğer sen özgürlüğe inanan bir insan isen, yetişkin insanların aldığı kararlara neden saygısızlık yapıyorsun ?"
Cevap:
Bu yazılarımın amacında da, sonucunda da bir yargılama veya saygısızlık asla yok diye düşünüyorum. Siz bu konularda fazla hassas olduğunuzdan saygısızlık olarak ele alıyor olabilir misiniz?
Bu yazılarım, sadece felsefik ve psikolojik açıdan kendimi, hayatı, felsefi akımları, kitleleri sorgulamak, analiz etmek ve değerlendirmek üzerine kurulu. Amacım, asla yargılamak değil. Her bireyin, başka bireye veya bireylere ya da doğaya zarar vermediği sürece, sınırsız bir şekilde istediğini yapabileceğini savunuyorum.
Soru:
"Sonuç olarak, inanan veya inanmayan insanları yargılamak ve hangi yolda olduklarını sorgulamakta bize düşmez."
Cevap:
Tüm insanlar aynı ırktan olduğu ve insan ırkından daha üstün bir ırk olmadığı için kimseyi yargılamak kimseye düşmez. Ben de böyle düşünüyorum. Fakat kitlelerin veya bireylerin tercihlerine, hadsizlik çizgisini aşmadan sorgulayabilir, öğrenebilir, araştırabilir, analizler yapabiliriz diye düşünüyorum. Bunları yapmamız kişisel gelişimimizi, özellikle düşünme yetimizin işlevselliğini ve bilgimizi arttıracak ve bakış açımızı daha fazla genişletecektir.