Gündemin bitmek bilmeyen patlamalar ve sivil ölümleri ile olduğu şu günlerde, rüyalarım da realitelerden nasibini almaya başladı.
Rüyamda çatışma ortamindayız, ancak etraf görece durgun. Bir benzin istasyonuna giriyoruz, eski püskü. Annem, anneannem, ben. Kamyon tarzı bir aracımız var. Kedim Groot kaçıyor. Neyse diyip oradaki alelade bir kediyi alıyoruz yanımıza, koyuluyoruz yollara. İçim cız ediyor, anne diyorum, Groota bakmalıyız. Nasıl özledim hemen. Dönüyor uz. Groot, groot diye uzunca seslenmeler yapıyoruz, akabinde benzincinin arkasındaki uzun, samanlık yoldan yürümeye başlıyoruz. Güneşin yoğun olmayan ama omzumu epeyce ısıttığı bir hali var. Anneannem de bizimle. Onu düşünüyorum. Şapka takmayı sevmez. Ya güneş geçerse başına? Yürüyoruz, yürüyoru, terk edilmiş bir binaya geliyoruz. İçeri giriyoruz yerler taş yığını ile kum karışımı, duvarlarda mermi izleri. Groot diyorum, ses yok. Bir anda anonsvari sesi duyuyoruz. Çatışma her an olabilir. Saklanacak yer planliyoruz. Hol? Tuvalet? Tuvalet en doğrusu ama ya içeri girip bizi vururlarsa ve filmlerdeki "tuvalllette ölüp kanlar içinde kalan insanlar" gibi olursak? Endişe etme diyorum kendime, artık sivilleri vurmuyorlar binaların içine girip. Burası Bosna değil artık. İçimde yine bir tedirginlik. Anneme, anneanne bakıyorum, özlem. Groot ortaliklarda yok. Ne yapıyor şimdi? Alarm her çaldığında bomba alarmıdir bu diye düşünüyorum, oteliyorum. Saabh 06:35, uyanıyor ve hiç bir şey olmamış gibi işe gitmeye hazırlanıyorum. İçim çökük, içim buruk. Groot yatağında uyuyor. Sevmeye bile kıyamıyorum.
Filistin'de sadece insanlar değil, onlarca yüzlerce hayvan neler yaşadı kim bilir. İçim çökük, içim buruk.











