"Siktir git"ten bile anlamayan haysiyetsiz adamlar ve bok kadar yapışkan yavşak troller üzerine:
Bir adam var, kendine bilge bir şeyh diyen, yıllardır hayatıma sürekli vızıldayan bir sinek gibi takılı kalan, bok kadar yapışkan… İçedönük bir insan olarak tek istediğim sanatımı özgürce icra etmek, sevdiğim birkaç on kişiyle ya da bir sevgiliyle kendi hayatımı kendi istediğim gibi yaşamakken kompleksli zorba ergenler gibi kendi erk hırslarını ve ahmak iktidar savaşını yaşamıma döküyor bu adam. Siktir git, diyorum artık sana adam, siktir git; yetti artık bu ilkel işkencelerin ve Ortaçağ’dan kalma ahmakça yöntemlerin; git ve kendi hayatını kendi dilediğin gibi yaşa, senin kendi hayatını nasıl sürdürmek istediğin, neye inandığın ya da neyin kafasını yaşadığın bir toz zerresi kadar bile umurumda değil zira. Bana ne bunlardan. Git artık, biraz onurun varsa git ve bir daha da benim hayatıma, sevdiklerime, özgürlüğüme dokunma. Gölge etme, başka ihsan istemez.
İşkenceci bilge şeyh de ancak şehirleşememiş bu kasaba zihniyetinden çıkardı zaten, çok da şaşırmamak gerek. Yıl olmuş 2026, hala millete sopa atma, eziyet etme peşindeki bir avuç kifayetsiz muhteris. Bu cehaleti konu almak bile istemiyordum aslında, fakat zulme, kötülüğe ve haksızlığa dilsiz kalmak bu üç kuruşluk maganda/kabadayı zihniyetine cesaret veriyor ancak. İşim gücüm yokmuş gibi trol seviyesine laf yetiştiriyorum bir de. Hepsi de erkek bu iktidar trollerinin, çok ilginç. Kadının erkekle eşit görülmediği, mirastan bile daha az pay aldığı, hatta kitabı sadece erkeklere hitaben yazılmış bir ideolojinin trolleri olduğunu hesaba katarsak çok normal tabii. Bin beş yüz yıl öncesinin kabile zihniyetini bugüne vardırmaya çalışınca uygarlık namına en fazla böyle grup psikolojisiyle hastalanmış troller peydahlanıyor işte. Nietzsche’nin dediği gibi, delilik bireylerde nadirdir, fakat gruplarda, partilerde, uluslarda bir normdur.
Adam kendi vücudunu incelese bir memeli olduğunu fark edip biyolojik ve psikolojik bir zihin yükselişi yaşayacak belki, fakat yok, ancak çocukluğunda maruz kaldığı kategorik ve dogmatik cılız düşünceler… Japonya’da doğmuş olsa büyük olasılıkla Şintoist olacak, İsrail’de doğmuş olsa büyük olasılıkla inançlı bir Yahudi olacak, ama tesadüfen içine doğduğu bir ailenin, klanın, toplumun ve dinin militanlığını yapıyor hiçbir şeyi asla sorgulamadan. Sadece bizim ülke değil tüm dünyadaki hasta militanlar için geçerli tabii bu. Neyse ki ben kendimi sıyırdım artık bu din mevzusundan. Kısa, sınırlı dünya hayatına nazaran (en ilkel ve basit biçimlerde) sınırsız, ebedi işkenceyi var edebilen canice bir Ortaçağ tanrı tasavvurunun benim dünya, varoluş, insanlık, adalet, merhamet, hoşgörü, uygarlık, ahlak, etik, bilgelik ve hukuk algımla uzaktan yakından bir alakası bile olamaz. Ben tanrı olsam örneğin Hitler’i, Stalin’i, bana en çok zarar veren insanı ya da herhangi bir caniyi bile cehenneme göndermezdim, zira benim hayat algımda, kişiliğimde ve karakterimde birini ebediyen en cani koşullarda cezalandırma arzusu gibi kindar, saçma ve acımasız bir duygu bulunmuyor. Dolayısıyla tanrıdan daha merhametli olduğumun iyice farkına vardıktan sonra da çok kısa sürmüş inanç hayatım sona erdi.
Ki aslında toplumun, dünyanın büyük kesiminde de yok böyle canice bir arzu. Hukuk sistemlerimiz de bunun bir göstergesi zaten. İnsanların çoğu kültürel bir inanç içinde. Cüppeli Ahmet’in dediği gibi, halk kutsal zannedilen kitabı okusa çoğu inanmayı bırakır.