Alkol Bütün Kötülüklerin Anası Mıdır?
Bunu 2000 yıllarında ilköğretimde olanlar hatırlayacaktır. Televizyonda, devlet okulunda, yani ortalama bir insanın terbiye edilebileceği herhangi bir kanalda söylenen iki ifadeden biridir bu:
Eğitim şart.
Alkol bütün kötülüklerin anasıdır.
Kimilerimiz büyüyünce pek çok diğer sözlerle beraber bunun da propaganda olduğunun farkına varmıştır sanırım. Eğitim kurumları aynı zamanda devlet/hükümet propagandalarının yapıldığı yerdir. Bunların bir ölçüye kadar yapılmasına göz yumabilecek olsak da eğitimde “propoganda” ve “yetkinlik” ölçütlerini bir teraziye koysak yetkinliğin propagandaya ağır gelmesini bekleriz çünkü eğitimin birincil amacı bireylere yetkinlik kazandırmaktır. İlköğretim eğitiminde okuma-yazma öğretmek, basit bir matematik yetkinliği kazandırmak, farklı bir dil öğretmek, bireyin bulunduğu coğrafyaya dair bilgi vermek, içinde bulunduğu evrenin nasıl işlediğine dair temel bir bilgi vermek gibi yetkinlikler propagandaya göre ağır basmalıdır her zaman. Propaganda kısmında ülke bütünlüğünün gerekliliği, ülke sevgisi ve bilincinin aşılanması gereklidir, toplumun birçoğunun buna karşıt davranacağı zaten beklenmeyecektir.
Ama bazı konular kişiden kişiye değişkenlik gösterir. Örneğin bu konulardan biri de dindir. Din, kişiden kişiye hem kuramsal hem uygulamalı olarak farklılıklar göstermektedir. Bazıları İslam dinine inandığını söylese de İslam dini uygulamalarını göstermeyebilir. Namazlarını aksatabilir, belki hiç kılmaz. Cuma namazlarına katılmayabilir. Bayram namazına katılmayabilir. Ama buna rağmen birisi çocuğunu bir Kuran kursuna gönderebilir. Bunlar uygulamadaki farklılıklardır. Kuramda da farklılıklar görünebilir. Kimi birey için zekat vermede zenginlik ölçütü farklıdır. Kimi faizi caiz görür. Kimi kadınların çocuklarına edeceği bedduanın tutmayacağını ya da geç tutacağını, çünkü kadınların doğaları gereği merhametli olmasından dolayı çocuğa bedduanın gücü olmadığını düşünür. Kimine göre oruçluyken diş fırçalanabilir, gargara yapılabilir, kimine göre yapılmaması iyidir. Bunlar kadar bir okyanus kuramsal farklılık kişiden kişiye değişiklik gösterebilir.
2000′lerde özellikle Anadolu’daki küçük şehirlerde Fethullah destekli özellikle propaganda kefesi ağır gelen bir eğitim sistemi benimsenmişti. Bunlardan bazıları aptalcaydı bile. Örneğin, hatırlarım, ilköğretimdeki bir öğretmenimiz beynimizin yüzde 10′unu kullanabildiğimizi söylüyordu. Buraya kadar bir sorun yok, ancak sorun şurada: Aynı öğretmenimiz beynimizin yüzde 100′ünü kullanmamız durumunda bakışlarımızla demiri eritebileceğimizi, havada uçarak süzülebileceğimizi, etraftaki cisimleri bakışlarımızla hareket ettirebileceğimizi* söylüyordu. Buna ben de dahil olmak üzere dünyası küçük olan bir şehir olan çocuklar inanıyorduk ve öğretmen gibi bir otoriteden gelmesinden dolayı sınama ihtiyacı hissetmiyorduk tabi. Ancak akıl sahibi bir insan büyüyünce bu tarz aptalca ifadeleri hatırladıkça ilköğretim öğretmenlerine şüphe duymaz mı? Aynen öyle. İlköğretim ve lise öğretmenleri muhtemelen en çok şüpheyle yaklaştığım meslek dallarıdır.
Bu propagandaların bazıları komünist karşıtı propagandalardır. Ben kendimi komünist olarak tanımlamam ancak bu propagandalardan bazıları çok aptalcadır, açıkça safsatadır. Örneğin ilköğretimin sonlarında ve lisenin başlarında pek çok hocamdan Türkiye’nin yeryüzü yapısının engebeli olduğu, dolayısıyla tren yolu ve trenle ulaşıma elverişli olmadığı propagandasını yemiştik. Hadi fen ve sosyal hocalarının bunları söylemesi için yeteri kadar sebebi vardır ancak neden aynı şeyi din ve beden öğretmenlerim tekrarlamıştı, hala anlam verememekteyim. Her şey bir yana, İzmir’in Şirinyer-Kemer hattında dağın yarılıp ve hatta Atatürk yüzü şeklinde şekillendirilmesi, Bolu tüneli gibi yapılar gösteriyor ki yeterince yetkin yabancı bir araya gelince yeryüzü engel tanımıyor.
Bugün özellikle Youtube tarikatlarının devraldığını gördüğüm diğer bir safsata propaganda da, muhtemelen çoğumuz hayatımızda bir kere duymuştur, dünyanın güneşe tam ayarlı bir mesafede bulunduğu, bir santim yakın olsa yanıp kül olacağımız ve bir santim uzak olsa donacağımıza dair propagandadır. Bunu lisede bir öğretmenimin demesi üzerine kalkıp sınıfta zıpladığımı hatırlıyorum.
“Evladım, ne yapıyorsun sen?”
“Güneşe bir santim yaklaşıyorum hocam. Bende hala bir yanma hissi yok.”
Böyle saçma sapan şeylere maruz kalınca ve birey, büyüdükçe yediği propagandaların çevresiyle çelişki içerisinde olduğunu görünce ister istemez toplumun dinamiklerine karşı bir şüphe ile büyüyor. Nitekim bunlardan biri de “Alkol bütün kötülüklerin anasıdır.” sözüdür. Gerçekten de dünyada gerçekleşen bütün kötülükler alkol sonucunda mı gerçekleşmektedir? Bir eylemin/olgunun bütün kötülüklerin anası olduğunu söylemek, dünyadaki bütün kötülüklerin bu eylemden/olgudan çıktığını söylemek demektir çünkü.
Bu konuyu soruştururken bütünden parçaya gitmek isterim ve şu sorudan yola çıkmak kanımca daha doğru olacaktır: Bir hükümet nden alkole ulaşımı engellemek/kısıtlamak isteyecektir? Aklıma birkaç cevap gelmekte bile:
Alkol sağlığa zararlıdır.
Sarhoş insanların sevişme potansiyeli daha yüksektir.
Sarhoş birinin suç işleme potansiyeli daha yüksektir.
Sarhoş birinin araba sürerken kaza yapma potansiyeli daha yüksektir.
Bunların herbirine değinmek isterim.
Akol sağlığa zararlıdır
Bu yadsınamaz çünkü alkol insan beynine karışır, dolayısıyla (i) çevresine dair bilincini değiştirir/düşürür ve (ii) bağımlılık yapabilir.
Peki 2000′ler ve öncesindeki kafirun döneminde ülkedeki alkol tüketimine dair bir araştırmanın sonucu olarak mı alkol erişimi engellenmiş/kısıtlanmıştır? Kafirun döneminde Türkiye’nin büyük bir kısmı alkol bağımlılığından kırılmakta mıydı? Buna dair bir istatistiksel çalışmanın, bir raporun sonucu mu bu kanun çıkartılmıştır?
Eğer öyle değilse, yani bunun öncesinde alkolün gerçekten de sorun olduğuna ilişkin istatistiksel bir rapor yoksa neden yapılmış olabilir? Bu soğuk bir ülke olan Rusya’nın durup dururken orman yangınları için özel bir kanun çıkarmasına benzer ya da Türkiye’de hiç de tüketilmiyorken yiyecek olarak böcek tüketimine dair düzenleme oluşturmaya benzer, değil mi?
Sarhoş insanların sevişme potansiyeli daha yüksektir
Bunu anlamamaktayım. İki bekar insanın birbiri ile sevişmesindeki sorun nedir? Sevişince kamu düzeni mi bozulmaktadır? Özellikle İslam çerçevesinde kafir ve alkolik olarak anılan ülkelerin sosyal yaşamı ve bütünlüğü alkol sebebiyle bozulmuş mudur? Böyle bir rapor veya örnek mi vardır? Aksine bu kafir ülkelerin ekonomisi Türkiye’den kat be kat yüksektir, görünüşe göre dünyada alkol alıp sevişen bekarlar ülkenin bütünlüğünü ve kamu düzenini tehdit etmemektedir.
Bir insan kimle sevişebilir? Okurların arasında mutlaka anamız-bacımız argümanını sunacak insanlar vardır. Endişe etmesinler, ben de görece muhafazakar bir insanım ancak şöyle de bir şey var: Her kız/kadın zaten birilerinin anası ya da bacısı. Bu mantığa göre biriyle sevişmek için kafir ülkelere cihat yapıp ordan düşman kızlar mı ele geçirmemiz gerekir?
Bu içinde mutlaka eşimizin de bulunduğu anamız-bacımız argümanını biraz daha parçalara ayırmak isterim. Aranızda, sizi de anlıyorum, kimi okurlar eşinin alkollü bir ortamda bulunarak onu aldatabileceğini düşünecektir. Peki sorarım o zaman: 2000′lerdeki kafirun döneminde aldatma oranlarıyla bugünkü arasında gözle görülür bir azalış var mıdır? Aksine ben artış dahi görmekteyim. O halde alkole getirilen engelleme veya kısıtlama sonucu istenilen sonuç elde edilememiş demektir, yani aslında aldatmaların sebebi alkol değildir.
Bir de yine bu kafirun döneminin sonlarında “içki içip karısına dayak atan koca” profili çok yaygın bir profildi. İçkinin engellenmesi/kısıtlanması sonucu kadına şiddette önemli bir azalış gözlemlenebildi mi? Aksine, bugün kadına şiddet hiç olmadığı kadar fazla. Belki de sebebi içki değildi.
Bizim vazgeçilmezimiz olan anamız-bacımız argümanının ana figürleri olan anamıza ve bacımıza değinelim. Hadi, ben de akıl çerçevesinde bir ölçüye kadar muhafazakar bir insan olarak görürüm kendimi. Ama iki sevişmek isteyen insan varsa hangimiz tutabilecek onları? Yani, demek istediğim, senden benden habersiz oluyorsa o iş, n’apcaz Me’met? Öte yandan önceden de dediğim gibi: Sadece düşmanımızla mı halvet olabiliriz? Sınır bu mudur? Cihat etmem mi gerekir?
Evet, doğrudur, nasıl denk getireceklerini tam anlayamasam da, alkol alan insanlar sevişebilirler, ama bunda pratik anlamda ne zarar vardır?
Sarhoş birinin suç işleme potansiyeli daha yüksektir
Ben mesela bu suçların ne olduğunu merak etmekteyim. Sahi ya, hangi suçlardır bunlar? Mesela kafirun dönemi sonunda yapılmış istatistiki bir rapor var mıdır? Bugün önemli derecede bir azalış gözlemlenmiş midir bu suçlarda? “Önemli derecede” diyorum çünkü eğer alkolün işlettiği suçlarda %1-%2 azalış yaşandıysa o zaman bu suçların birincil sebebi alkol gibi durmamakta.
Öte yandan ben size birkaç suç örneği vermek isterim. Mesela hırsızlık. Söyleyin bakalım, biri hırsızlık yaparken sarhoşsa daha mı başarılı olacaktır? Ya da bir dolandırıcı. Sizi Levent Kırca kıvamında bir dolandırıcı arayıp “Kar’şim bak şimdi senin adını FETÖ’de gördüm savcuyum diyo’m annamıyo’n mu?” dese inanır mısınız? Mesela yolsuzluk yapacak biri bugün alkol alsa daha mı başarılı olacaktır? 15 Temmuz darbe girişimi, 80 darbesi ya da 60 darbesi sarhoş askeri personel tarafından mı gerçekleştirilmiştir? Bakın, bunlar kamu düzenini ciddi derecede alt-üst eden birtakım suçlara örnektir ve hepsinde, ama hepsinde, sarhoş olmak lehinize olmayacaktır. Dolayısıyla kanımca gerçekten zarar verecek suçları işlemek için sarhoş olmak yerine hiç olmadığımız kadar ayık olmamız gerekir.
Sarhoş birinin araba sürerken kaza yapma potansiyeli daha yüksektir
Belki de alkolün kısıtlanması veya engellenmesini savunacak bir bireyin gelebileceği en haklı düzey budur. Evet, içkiliyken araba kullanmak kaçınılmaz olarak kazalara sebep olur.
Neyse ki artık kafirun döneminde değiliz. İçki bize olabildiğince uzakta. Bugün içkiliyken kaza yapmak yerine bayram trafiğinde kaza yapıyoruz. Evet! Bayram trafiği kazası ülkemizin büyük sorunlarından biri. Şimdi, alkol sebebiyle yaşanan kazalar sebebiyle akole erişimi engellemek/kısıtlamak ile bayram kazaları sebebiyle bayramları yasaklamak arasındaki fark tam olarak nedir?
Öte yandan bazı okurlar haksızlık ettiğimi düşüneceklerdir. Doğrudur, ancak benim demek istediğim metodolojinin yanlış olduğuydu. Hadi, 5 haneli dolu maaşlar verdiğimiz milletvekillerinin işini şu göğsü kıllı Eray abiniz yapsın, alın size çözüm:
Alkol satış izni olan eğlence mekanları taksi ve vale hizmetleri sağlamakla yükümlü olsunlar. Bu hizmeti başka bir şirketten outsource da edebilirler tabi. Bu mekanlar mekan çıkışında promil ölçümü yapmakla mükellef olsunlar, belirli bir promil üstünde kişiler taksilere yönlendirilsin. Özel araçları da vale aracılığıyla bir otoparka çekilsin. “İyi de her yer bunu sağlayamaz Eray abi.” derseniz de kapitalizmin bir uyum sistemi olduğunu hatırlatmak isterim. Uyum sağlayamayan yok olur, ben bunda bir sorun görmüyorum. Alın size abinizin kıllı göğsünden bir çözüm. Bu şekilde yorganı yakmamış olduk.
Sonuç Olarak
Yukarıda sunduğum alkolün engellenmesine veya kısıtlanmasına yönelik sebepler aslında oldukça zeminsiz ve kanımca bunun sebebi zaten yukarıdakilere önlem almak amaçlı değildir ki zaten sunduğum üzere bu tür kanunlar araştırmalar, raporlar ve istatistikler sonucu oluşturulmamıştır. Bu kanunların temel amacı zamanında Amerikan destekli Fethullahçı dini bir ideolojiyi sağlamaktı, hepsi bu. Biliyorum, “faşistçe” desem Bayülgenimsi bir tavır olacak, kaldı ki bu sözcüğü kullanmayı hiç sevmem. Ama dilbilim eğitimi almış bir insan olarak şu sözcüğü tanımlamaya yetkinliğim olduğunu hatırlatmak isterim. Nedir faşizm?
Verilerle desteklenmiş hiçbir araştırma veya rapor olmaksızın özellikle bir grup insana karşı olarak kanun, kural, yönerge ve yönetmelik çıkarma eğilimine faşizm denir.
Alkol alımının kötülüklerine dair araştırma ve rapor var mıdır, yoktur. Türkiye’de evinde içki bulundurmak isteyen, bağımlılık oluşturmayacak şekilde sadece sosyalleşme amaçlı olarak içki içen insanlar var mıdır, vardır. Bu kanunlar, yönergeler, kurallar veya yönetmelikler özellikle bu insanların yaşamlarını mı hedef almaktadır, evet. Dolayısıyla yapılan şey faşizmdir. QED.
Ortadan FETÖ kaldırılsa bile sadece dini sebepleri sunmak bile yersiz olacaktır. Türkiye’de farklı dinlere veya inanışlara mensup ya da benim gibi inançsız olan insanlar mevcuttur. Buna karşı “Türkiye’nin %99′u inançlıdır.” derseniz size bir örnek vermek isterim: Ben 14 yaşımdan beri inançsız bir insanım. Ama 24 yaşımda yeni kimliğimi alırken memur bana kağıt uzattığında “Dini” kısmını gördüğümde benim bir dinim yok diye sildirdim. Yani o istatistiğe göre 10 yıl beni de müslümanlar arasında saydınız. Aklınızda bulunsun diye söylüyorum, o istatistiklere fazla güvenmeyin.
Özetle benim için bir bira da siz için. Ara sıra gevşemenin kimseye bir zararı yok, değil mi?

















