Kendi sesimden...
Ji dengê min...
styofa doing anything
i don't do bad sauce passes
Three Goblin Art
Mike Driver

No title available

blake kathryn
2025 on Tumblr: Trends That Defined the Year

ellievsbear
Keni

tannertan36
Peter Solarz
Cosmic Funnies
NASA
todays bird
dirt enthusiast
ojovivo

JBB: An Artblog!
Alisa U Zemlji Chuda

No title available

JVL
seen from United Kingdom
seen from United States

seen from Malaysia

seen from Malaysia
seen from Thailand

seen from Malaysia

seen from United States

seen from United States

seen from United States

seen from Spain

seen from United Kingdom

seen from Germany
seen from Saudi Arabia
seen from United States

seen from Canada
seen from United States
seen from Malaysia

seen from United States
seen from United States
seen from Canada
@eskidostumk
Kendi sesimden...
Ji dengê min...
Seninle olan her ihtimalin kıyısı ağlatır bir martıyı
Ya kalbim? Her kuşa senin adınla çarpan..
Hüzün, bütün soluğunu yutmuşçasına
senin adınla çağırır, bağır yüreğim!
bizi bir arda tutan şefkati vurdular
Ve bir kez daha kanatlanırım o kanlı gecelere
Sesinin her şavkımasıyla bütün yollar sana açılıyor,
belli belirsiz dağların ardındaki peri göz kırpar
ve sarılır kalbim olanca kuvvetiyle gökteki elmas parçalarına
Söylesene dağlı adam, bu ateş yakar mı ikimizi?
Aşk büyükse benden 17 yaş?
Aldatmaz mı geceleri saydığım bu yıldız taneleri?
Sen ki yollarına özgürlük tohumları serpiştirmişsin,
Benim kafesten ibaret paslı kalbim merhem olur mu yaralarına?
Dağların ardında esen rüzgardan bahset..
17 yaşın ezgileriyle mi severler seni?
Hani bana hep uzak düşen yüzün, gece olunca gülümser mi yıldızlara?
Kalbim paslı bir kafeste tutsak ,
Peri kızının sesi çok uzaktan esiyor
kuşlar desen her birinin kanadı yaralı
uçmazlar artık penceremde
Kazırım ben de dip bucak pencere kenarlarımı
Çiçeklerle süslerim saçlarımı
Gökyüzü aşkıyla savaştan yorgun düşen bedenini hayal edip
her gece bir kere daha severim seni
usulca dolanırım boynuna,
koynunda yer açarım kuşlara
Kuşlarım ah ezgileriyle yanıp tutuşur sıcaklığında
Ve bir çocuk bakışı ile kanatlanır gökyüzü
Yoksulluğun olmadığı sınıfsız bir yaşam büyütür...
GÖĞE SÜRGÜN EDİLMİŞ PENCERE
Bir’de duran bir evdeyim,
pencereyi açıyorum
gökyüzü benden esirgenmiş gibi,
tek bir yıldız bile yok.
Bir insanı yıldızsız bırakmak
hangi anayasanın suçudur?
Bilirsin,
ben yıldızsız kalınca eksilenlerdenim.
Barikatlar kuruluyor her gece..
Sevişmenin adına yasak savaşmanın adına yasal,
Denmiş..
Bir yanım bağırıyor,
bir yanım yankısını bile duymuyor sesinin.
Özgürlük dedikleri şey
neden bir kafese benziyor?
Neden ben
bu düzenin dişlileri arasında
gülümsemeyi görev bilmiş bir vida gibiyim..
Yüzümde ödünç bir tebessüm,
içimde provasız bir çöküş.
Perde açıldı diyorlar,
ama ben rolümü hatırlayamıyorum.
Sanki istemeden yazılmış bir oyunun -1. katında
Gökyüzüsüz pencereden hayali yıldızları seyrediyorum.
Ve bazen
seni hatırlıyorum
konuşmalarımızın içinden geçen zamanı.
Yakın ama dokunulmaz,
tanıdık ama kayıp...
Sana veremediğim vakitlerin
isyanı çınlıyor içimde,
İnsan kendi içinde sürgündeyken
hangi ülkeye aittir?
Kızıyorum sana da,
içimde türeyen bu başka ben,
taştan bir yalnızlığı kabuk yapmış da
içinde narin bir kalp saklıyor.
Kimseye değmez onun acısı,
her gece kendi göğsüne
bir gül iliştirir gibi
sessiz bir sızı bırakır.
Söyle,
insan kendi içine doğru oyulurken
hangi göğe bakmalı?
Bu ben miyim gerçekten
yoksa içimde unutulmuş
başka birinin yankısı mı?
Bir insanı yıldızsız bırakmak hangi anayasanın suçudur?
Nasılsın?
Yalnızım.. Karışığım..
İnsanın kafası bunca kalabalıkken içi nasıl olur da yek kalabilir?
Sevgili anonim,
Yolda olmak bazen yalnız olmaktır. Fakat doğru yerde durmamak ?..
Sen nasılsın?
GÖĞE SÜRGÜN EDİLMİŞ PENCERE
Bir’de duran bir evdeyim,
pencereyi açıyorum
gökyüzü benden esirgenmiş gibi,
tek bir yıldız bile yok.
Bir insanı yıldızsız bırakmak
hangi anayasanın suçudur?
Bilirsin,
ben yıldızsız kalınca eksilenlerdenim.
Barikatlar kuruluyor her gece..
Sevişmenin adına yasak savaşmanın adına yasal,
Denmiş..
Bir yanım bağırıyor,
bir yanım yankısını bile duymuyor sesinin.
Özgürlük dedikleri şey
neden bir kafese benziyor?
Neden ben
bu düzenin dişlileri arasında
gülümsemeyi görev bilmiş bir vida gibiyim..
Yüzümde ödünç bir tebessüm,
içimde provasız bir çöküş.
Perde açıldı diyorlar,
ama ben rolümü hatırlayamıyorum.
Sanki istemeden yazılmış bir oyunun -1. katında
Gökyüzüsüz pencereden hayali yıldızları seyrediyorum.
Ve bazen
seni hatırlıyorum
konuşmalarımızın içinden geçen zamanı.
Yakın ama dokunulmaz,
tanıdık ama kayıp...
Sana veremediğim vakitlerin
isyanı çınlıyor içimde,
İnsan kendi içinde sürgündeyken
hangi ülkeye aittir?
Kızıyorum sana da,
içimde türeyen bu başka ben,
taştan bir yalnızlığı kabuk yapmış da
içinde narin bir kalp saklıyor.
Kimseye değmez onun acısı,
her gece kendi göğsüne
bir gül iliştirir gibi
sessiz bir sızı bırakır.
Söyle,
insan kendi içine doğru oyulurken
hangi göğe bakmalı?
Bu ben miyim gerçekten
yoksa içimde unutulmuş
başka birinin yankısı mı?
Ne olacak böyle...
Son dört bin yıl içerisinde pek güzel şeyler olmamış anonim. Öyle yazıyordu okuduğum kitaplarda. Devlet denen sistem kendini güçlendirmek adına insanları çirkinleştiriyormuş, birbirine benzeyen canavarlara dönüştürüyormuş. Bunu da korkunç cadılı bir çocuk masalında okumuştum.
Sen en iyisi okuma anonim...
Ritimsiz bir akışta duruldum
Yağmurların sessizliğinde kurudu çiçeklerim
Ferman dinler mi ki,
Yasak dinler mi ki
Bu soluksuz rüzgarlar
Ah sevgilim
Ahlar içersinde yanıp tutuşur
Bu cılız beden
Sen hangi yaşamda yitirdin kendini
Hangi rüzgar tüketti soluklarını
Ah solukların yakıp kavurur bu bedeni
Belli belirsiz öpücüklerinin hayaliyle
Yitirdim bu demleri
Bir sarılış var ki gözümde, demlenir
Her akşam babamın elinde
Baba ki babasızlığın
en derin özlemini yaşatan
ne tuhaf
saklamışken odalara kendimi
bir kuytunun özlemini çeker oldu bu kalp
senle kuytular da güzel
…ama kalp bu, senli benli yaşamın hayalini demler durur.
Titrek nefesimi al, en derinine sakla. Yeşil gözlerinin gizil odalarında filizlensin kuruyan çiçeklerim.
Ve bil ki sevgili, ben her akşam aynı kuytuda yitirdiğim tüm sesleri seninle yeniden bulurum.
ft
Bendeki yorgunluğu bağışla. Bir yol derdinde eskidim, yolda bile değil.
Bir uçurumun kenarında asılı kaldı ayak izlerim..
Bunca karışıklığın ve yokluğun içinde
Bir umut musun sen?
Sesini anımsamaya çalışıyorum her seferinde
Boşlukta asılı kalıyorum
17 yaşın yorgunluğu var üzerimde
Kucaklamak istedikçe seni ve tüm dünyayı
Yine hayallere dalıyorum
Her seferinde bir köşede unutulan hayallerim...
Sen benim en umutlu şiirlerim oldun
Sana hiçbir evrende ulaşamazken
Böylecesine delice bağlanmak umudun ta kendisi değil midir?
Yoksa sen de mi bana deli diyeceksin ey sevgili?
Dağların ardındadır umudun türküsü, derdin hep
Her gece umdun zülfünde sarebi düşündüm ve de el uzatan küçük yıldızlarımı
Anemon çiçekleriyle olan sohbetini ve belirgin bir nahiflikle okşayışlarını,
Giyindiğin her surete büründüm,
Dünyam, umudun kızıl rengine büründü...
Aklımdan çıkmayan her geç kalınmışlığın bir elveda cümlesine merhaba deyişi
Bir adım ileride olmak ne demek?
Bir adım gerilemek midir her seferinde tökezlemek..!
Sahi umudun rengi kızıl mıydı?
Mardin güneşinde yanan tenimin seveceği türden bir sanrıydı belki de..
Sana diyorum ey kalbimdeki güneş!
Sevdan asılı kaldı boynumda...
Umudun rengi özgürlük derlerdi, ben asılı kaldım
Hayallere tutsak..
Türkülerimin hasreti dağların ardından sana eser
Umutla yeşerir tüm papatyalar
Her çocuk kalbimde bir ‘berat’
Her gülüş bir ’bahar’
Senin hayalinle tüm çocuklara gülümserim
Sahi umdun rengi neydi?
Kapat gözlerini,
İçeriye yalnızlık dolmasın
Göz yaşların ısıtır seni korkma
Özlemin derin hasretinden
Yüreğimin tatlı telaşından kelimeler
Alay edip durur benimle
Denizden rüzgar eser
Havadan yosun kokusu gelir oldu
Dünyam bir gülüşün etrafında döner durur
Soğuk öpücüklerinin ardından izlerini takip ederim
Beni bilinmez korkunç cadılı masallara sürükler.
Ah diyorum ah, ah ahh
Yıllar önce buluşsaydı gözlerimiz
Bir çocuğun etrafında kümelenip , düzeni anlatsak ya
Aşkımızı kalbimizden söküp eline versek
Sen baharı getirsen
Ben gülüşleri
Bir dünya kursak devletsiz, dilsiz
Konuşmasa kimse, bir dilin ağıdıyla lal olsa tüm insanlık
Bütün ölümleri kucaklasak..
Umudun rengi güneşin kızıllığında giz...
Ben sensizliği yalnızlık sanmıştım her keresinde.
(Yalnızlık bende bensizlikti oysa; ya da bende birçok ben.)
Mesele de bu değil mi zaten? Bütün anlara sıkıştırılma isteği ve sonsuz bir doyumsuzlukla kendini var etme ve gösterme savaşı...
Ve bir yanda hüznün koynunda eriyip yiten insancıklar...
Eylül kokusuyla başladım güne...
Lambalara süzülen geçen senelerin yalnızlığıydı.
Gönlüme süzülen ise sensiz geçen gecelerin yalınlığı...
Kitapların yazmayacağı türden bir delilik işte
Eh ne yapalım!
Derin sulara yelken açmak lazımdı, ben de delirdim..
Ne de olsa her yanım senin düşüncelerin.
Bir bakıyorum dokunduğun her yeri menekşe sarmış
Hay Allah'ım, çattık!
Her sözcüğü bir öpücük gibi gelir yanağıma konar,
Gülüşün...
Gözlerimde çiçek açtırır.
Her bakışında hayalimde yeniden sarılırım sana
Neşenle her çocuk yeniden doğar
Hay Allah'ım!
Başım dönüyor, delilik bu!
Yok sarhoşum, sarhoş...
Bir busenin altında can verebilecek bir sarhoş.
İnsanı insana yakın kılan;
aynı haksızlıklara öfkelenip, aynı gökyüzünü sevebilmesidir.
Günlerdir hayal ediyorum yolları,
Yolların güzelliğini, kendimi...
Bisikletli yolculuklarımı, perdesi uçuşan penceremi..
Ağaçta asılı kalan gölgem, karanlıkta yanan mumlar ve kalbimden esen is kokusu....
Yolun ortasında öylece duran, soğukta elleri titreyen hayallerinde dahi mutlu olamayan küçüldükçe küçülen bir serçe...
Kalbi kırık bir köşede büyümeyi bekliyor ya da asıl şarkının çalmasını,
Kanat çırparak, kavga ederek geçirdi bir ömrünü, şimdilerde oturmuş kafesinde büyümeyi bekliyor.
Büyüdükçe sana benzemeyi, yuvasını dağıtıp uçmayı
Bisikletimin lastiği patlak, kitapların sayfaları eksik, yollar desen yönünü şaşırmış gibi
Nereye essem aksi istikamete ilerliyor.
Kafam dolu düşünceler, kafam dolu özgürlük, kafam dolu yalnızlık...
Aklıma bir saz çalışın geliyor, bir de ürkek bakışlarım
Ya beni sevmezse diye konuşmaya korktuğum onca diyaloglar
Sensiz yapılmış yüzlerce monolog ve cevapsız sorular
Bir ağaç olsam sever miydi beni?
Dolu kafam
Bu uğraş bu çaba neye, kime diyorum bir vakit?
Olduğu yerde kanat mı çırparmış özgürlük?
Yalpalıyorum, buradan çıkmak için her şeyi deniyorum.
Kafesteki kuş nereye gitse kafes onunla..
* Yönünü şaşırmış serçeyim ben
Her yanım yara bere içinde
Volta atıp duruyorum o
Çok özlediğim hapishanemde.