Fai_Ryy
Game of Thrones Daily
untitled
🩵 avery cochrane 🩵
todays bird

oozey mess
wallacepolsom
he wasn't even looking at me and he found me
ojovivo
we're not kids anymore.

pixel skylines
No title available
sheepfilms
PUT YOUR BEARD IN MY MOUTH
d e v o n
noise dept.
KIROKAZE

blake kathryn
Sweet Seals For You, Always
Keni
seen from Netherlands

seen from United Kingdom
seen from United Arab Emirates
seen from Australia
seen from Iraq
seen from Syria
seen from United States

seen from United Kingdom
seen from Australia

seen from Spain
seen from United States
seen from Spain
seen from United Kingdom
seen from United States

seen from United Kingdom
seen from France

seen from Türkiye
seen from Norway
seen from Malaysia
seen from United Kingdom
@fehim-tu
Güzel bir ezgiydi Serhat…
Adı-soyadı: Süleyman ALPDOĞAN Kod adı: Hozan Serhat Doğum yeri ve tarihi: Ağrı-Eleşkirt, 1970 Mücadeleye katılım tarihi: 1992 Şehadet tarihi ve yeri: Temmuz 1999, Eraban dağı, Faraşin yaylası-Beytüşşebap..
Cudi yolculuğunun başladığı o zamanlarda, güzel açılmalarla bezenmiş bir ilişki içindeydik. Şimdi onu söylemek için iyidir. Yolculukta Serhat'ı yitirdik. Dağlara ve vadilere karıştı ve bir daha dünya gözüyle görünmedi. Daha onlarca, belki yüzlerce insanın yanıbaşımızda toprağa karışıp kaldığını ve bir daha topraktan, toprağın eğilimlerinden, dağlarından ve vadilerinden ayrılmadıklarını gördük. Hiçbiri için ‘ölmek’ deyimi yerinde değildi. Toprakla birleşme isteklerini her zaman taşıyorlardı, zaman içinde öyle geçtiler. Ve zaman içinde hep orada, geçtikleri o Kürdistan'da kaldılar.
Şimdi, yağmur içindeyken, yeni bin yılın bu son sağırmasında sizlere Serhat'ı söyleyeceğim. Ben de anlatan yağmurdur diyeceğim ve bunu böyle bileceksiniz.
Şimdi, bir zamanların Med ve Pers soylularının kaplan avına çıktıkları Zagros'un güneydoğu eteklerinde, sararan bir vadi içindeyiz. ‘98 kışında ve ‘99 başlangıncında da burada, fırtınanın güzel oluşması içindeydik. 15 Şubat fırtınasında da burada, karşımızdaki tepeler, üstümüzdeki Zagros dorukları kar savrulması içindeydi. Rüzgar esmesi ve onun öfkeli bağırması içindeydi. İşte o zaman Serhat da buradaydı. Bu yerin bütün kayalarında ve ağaçlarında birlikte türkü söylerdik ve bakardık. Sis ve bahar içinde uzakta dolaşırdık. O geniş ve serinlik dolu günler içinde, uzak tepelerde akşamı beklerdik.
Serhat, batıda Şekif dağı ufuklarının üstündeki Venüs'e bakardı ve sevinirdi. “Benim yıldızım işte orda” derdi. “Sadece senin değil, o herkesin yıldızıdır” deyişimi duymazlıktan gelir, ruhunun kapılarını o yıldız süresince kapatırdı. Venüs, akşamın uzağında kaybolduktan sonra, karanlık daha soğurdu ve eski yüzlerimizi giyinirdik; o eski şarkılar söylerdi: “Bilirim yok senden bana bir faide ey gül…” veya “siyah kanatları koskocaman açılan -ve arkasında güneş doğmayan büyük kapıdan- geçince başlayacak bitmeyen hüzün bu gece…” diye söyler ve sürerdi. Sonra herhalde söz toprağa gelirdi; topraktan konuşmamı sever, isterdi: “Toprağın! Bazen keşfedilmemiş bir ülke oldu bana -ve bazen mezar-, dönüp bir çocukluğu öldüğüm sürekli…”
Şimdi onun son öyküsünü söylüyorum: Bahar ayları çıktığı zaman, yürüyüşe geçtik. Bir menzilimiz yoktu, yürüyüş bizim verili sınırları ihlal ederek girdiğimiz bir ülke idi, bir yurt idi. Hep onda, yani yürüyüş ve Kürdistan içinde kalacaktık. Serhat ikircikliydi önceleri; belki söylemeye dilinin varmadığı bir sevgisi vardı. O acı günlerde, Ammar idam sehpasının altında beklerken, yaşamak korkunç bir acıydı; daha da dayanılmaz olanı, utanç veriyordu. Hiç kimsenin dönüp küçük ayrıntıları konuşmaya zamanı yoktu.
Şimdi söylediğim bu yerden Van ve Urmiye arasındaki dağlara, oradan Van topraklarına ve Hakkari'ye geçtik. Aylar sürdü yürüyüş. Vardığımız her yerde Serhat, gerilla topluluklarına şarkılar söylüyordu. Güzel bir ezgiydi Serhat; Onun sesindeki içtenlik dağlarda söylediği şarkılarda daha açıktı. Temmuz ayı başlarında Faraşin yaylalarındaydık.
Faraşin, Başkale-Çatak-Beytüşşebap üçgeninin güney köşesindedir. Faraşin köyü ile Kato Jirkan arasında en yüksek dağ, Serhesin doruğudur. En yüksek noktasında demir bir sütun bulunan Serhesin ve çevresindeki bazı tepelerin dorukları, Mısır piramitlerine benzer. Doğudaki Faraşin yaylalarından çıkarak Serhesin'e vardığınız zaman, üç saat batıda daha yüksek ve sivri bir doruk karşılar sizi. Kato Jirkan'a varmak için önünden geçmeniz gereken bu dağın adı Nismo'dur ve doruğunun hemen dibinde yaban ördeklerinin yurt edindiği bir göl vardır. Bu da Nismo gölüdür. Gerillalar bu göle çok bağlanmıştır. Bu gölün başında yapılan bir toplantının resmini bulduk. Komutan Nismo gölünün kıyısında, sırtını Nismo doruğuna yaslamış, ders veriyor. Gerillalar, bu eşsiz göle karşı kutsal kelimeleri dinliyorlar.
Serhat'la biz 11 Temmuz günü akşamı, Faraşin'den Kato Jirkan'a geçiş yapacaktık. Yanımızda Kamereman Halil Dağ ile rehberimiz ve güvenlik sorumlumuz Sadık vardı. Serhesin dağı eteklerinde, Kna Hirçê denilen küçük ve dar vadide, Serhat ile son yemeğimizi yedik: Salyangoz çorbası. Toplaması bendendi, Serhat ile birlikte temizledik ve pişirdik. Rehberimiz Sadık, “Şeytana benzeyen” bu küçük yaratıkları yemeyi, hatta bu yemeği yaptığımız kabı bir daha kullanmayı kesin bir dille red etti. Birkaç metre arkamızda, gerçek bir kuş köyü vardı. Korunaklı bir uçuruma, yan yana, alt alta, üst üste çöpten ve çamurdan yuvalar kurmuş, neşe ve hareket dolu iç içe, bir arada yaşayan ve yüzlerce kırlangıçtan oluşan bir kuş sosyetesine, ilk kez burada tanık olduk. Serhat'ın bu yabanıl ve güzel kanatlılar toplumunu oturup saatlerce seyrettiğini gördüm. Kuşlar, gerillaların kendilerini izlemelerinden hiç rahatsızlık duymuyorlardı.
Akşamın gölgeleri batı yamaçlarından vadilere indiği zaman, biz kırlangıç köyünden hareket ettik. Serhesin doruğuna vardığımızda, zaman akşam çökmüştü. Serhat, yürüyüşte hep yaptığı üzere, teybinden “Titanik” filminin müziğini dinliyordu:
“Every night in my dreams I see you, I feel you That is how I know you go on. Far across the distance and spaces between us You have come to show you go on. Near, far, wherever you are…”
Benim tedirginliğim burada başladı. Yüksek yamaçlarda henüz erimemiş kar benekleri ve bir kartal, daha ileriye gitmememiz gerektiğini söylüyordu. Halil ve Sadık, o gece Nismo gölü yakınlarında kalmamız ve yarın gün içinde, Nismo'yu görüntülememizi istiyorlardı. Ben ise, Nismo gölünü dönüş yolculuğuna bırakmayı, hemen bu gece beklemeksizin Kato Jirkan veya daha kuzeydeki Masiro yönüne geçmeyi istiyordum. Halil ile kavga edecek dereceye gelene kadar tartıştık. Beklemeksizin geçme önerisini Serhat'a götürdüm. Hiç beklemediğim halde, Serhat da kalmayı istiyordu. Çaresiz, o gece orada, Serhesin doruğunun iki saat kadar batısında bir yamaçta kaldık. Tam o gece Türk ordu güçleri ve korucular operasyona çıkmışlardı. Bizim bundan haberimiz yoktu. 12 Temmuz sabahı erkenden, saat 00:40 sıralarında, Sadık arkadaş keşif için biraz yukarıya çıktı. Bu arada Serhat'ı da uyandırdık. “Çok ilginç dört düş gördüm” dedi, “Annem buraya gelmişti birinde, tam burada konuşuyorduk.” Diğer düşlerinin neler olduğundan da sözetti, ama artık bunları hatırlamıyorum. Saat 4.20'de Sadık koşarak geri geldi ve askerlerin bize doğru, doruktan aşağıya kollar halinde yaklaştıklarını söyledi. Çantalarımıza ve silahlarımıza sarıldık. Bulunduğumuz vadiden aşağıya küçük bir su akıyordu, onu izledik. Ben önden koşuyordum, arkamda Halil vardı. İki dakika sonra dönüp baktığımızda, Serhat'ın olmadığını gördük. Sadık geri döndü, bekledik. Yeniden Serhat'ı gördüğümde, ağır adımlarla kayalık dere yatağından aşağıya inmeye çalışıyordu. Çantası sırtında, silahı kolunda, deri muhafaza içindeki sazı ise omzundaydı. Şaşırmış görünüyordu, hepsi o kadar.
Beş dakika kadar yokuş aşağı indikten sonra, sağımızdaki Mamêmus tepesinden inen yeni bir dere ile karşılaştık. Bulunduğumuz yer, Besta arazisinden geçen Masiro suyunun başlangıcı idi. Buraya varıncaya kadar, Sadık üç kez geri dönerek arkada kalan Serhat'ı bize yetiştirdi. Sağa, Mamêmus yamacına, suyun akış yönünün tersine döndük. Böylece, aynı zamanda üstümüze gelen asker kollarına karşı gidiyorduk. Çünkü onların istekleri, bizi aşağıya, tuttukları Masiro vadisine doğru sürmekti. Yirmi adım kadar sonra, yüklerimizin ağırlığını farkettik ve çantalarımızı, parkalarımızı otların içine alelacele sakladık. Yalnız Halil, mini-tv kamerasının bulunduğu çantasını bırakmadı. Saat 4.30 sıralarında, sabah alacasında bize doğru inen iki asker kolunu gördük. 4.35 sıralarında onlar bizi farkettiler ve bir anda mevzilenerek ateşe başladılar. Aramızdaki uzaklık, ilk anda 50 metre kadardı. Önümüzde Mamêmus yokuşuna vurmamız için geçmemiz gereken bir düzlük vardı. Yüzlerce asker her türlü silahla 50 metreden ateş ederken, bu düzlüğü geçmemiz gerekiyordu. Ancak ondan sonra mevzilenme olanağımız olabilirdi. Güvenlik sorumlumuz Sadık konuştu: “Durmayın!” Aklıma gelen her şeye küfrederek Serhat'a son bir kez baktım. Yüzünde aynı şaşkınlık vardı. Öte yandan sanki çok sakin görünüyordu, bizim gibi telaşlı değildi. Düzlüğe vurduğumda, üzerinde mısır patlatan kızgın bir saç üzerinde koşuyor gibiydim. Kendimizi sakınacak bir konumumuz, siper alacak bir tek taş, bir çalı bile yoktu. Binlerce mermi, her yanımızı sıyırarak bahar otlarını biçerken, yapmam gereken, ama hep ertelediğim şeyleri düşündüm. Ardından Halil ve Sadık da düzlüğü geçtiler. Dönüp onlara baktım, sağlam görünüyorlardı. Ama Serhat yoktu. Orada kalmış, düzlüğü geçememişti. Hiçbirimizin bir anda yağmur gibi inen binlerce mermiden kurtulma gibi bir şansımızın olması o an düşünülemezdi. Bereket askerler ve korucular yeteneksizmiş ve bizim kadar soğukkanlı değillermiş.
Birbuçuk saatte, binlerce silahın ateşi altında, arkasına sığınacak tek bir mevzi olmadığı halde, Mamêmus tepesine batı yönünden çıktık. Tepeyi tutması gereken asker ve korucular hala nefes nefese, tepenin doğu yamacındaydılar. Yüz metre farkla o sabahki koşuyu biz kazanmıştık.
Bir ömür gibi geçen, birbuçuk saat süreyle, her türlü silahın ateşi altında Mamêmus tepesine tırmanırken, daha doğudaki Alan vadisi başlangıcında, korucu ve asker kolları arasında pimleri düzeltilmiş bombalar ve emniyeti açık silahlarımızla akşama kadar kımıltısız beklerken, Serhat'ın o su kıyısında, Nismo gölü yakınlarında, Nismo sevdası uğruna şehit olduğunu düşündük. Asker ve korucular, nereye gittiğimizi de gördükleri halde, hemen aralarında olduğumuz halde, akşama kadar üstümüze gelmediler. Onlar açısından akıllıca olan da buydu. Çünkü biz, son saldırımızın çok etkili olması için, birkaç adım yanımıza kadar sokulmalarını bekliyorduk.
Serhat o gün, 12 Temmuz 1999'da, saat 11.00 sıralarında sağ esir düşmüştü.
Daha sonra koruculardan alınan bilgilere göre, Serhat'ı askerler değil, Jirkan aşiretinden genç bir korucu sağ yakalamıştı. Askerler onu aldıktan sonra, kolundan vurmuşlardı. Daha sonra Hakkari'ye götürüldüğü, ikinci bir operasyonda yeniden dağa getirilerek, yakalandığı yerin onbeş saat kadar doğusunda, Faraşin yakınlarındaki Eraban dağı eteklerinde kurşuna dizmişlerdi. Cesedini aylar sonra gerillalar bulduklarında, elleri arkadan bağlıydı. Serhat, esir düşmeyi kabul etmişti belki, ama teslim olmamıştı. Öldürülme sebebi bu olmalıydı.
Onun son hikayesi budur. Yürüyüş ise devam ediyor.
kısa videolar çekip üzerine şiir okuduğum ve paylaştığım videoların tamamı aşağıda yer alıyor. fikirlerinizi benimle paylaşırsanız sevinirim.
ötesini söylemeyeceğim/ sezai karakoç
sonun sonsuzluğu/ ahmet erhan
cevşenü'l-kebir/ didem madak
gezgin/ arkadaş zekâi özger
bu zindan, bu kırgın, bu can pazarı/ ahmed arif
otağ/ ilhan berk
üç kez seni seviyorum diye uyandım/ ilhan berk
misafir/ orhan veli
çağrılmayan yakup/ edip cansever
çözülmüş bir sırrın üzüntüsü/ ismet özel
dina’nın düşünceleri/ cesare pavese
tehlikeli oyunlar/ oğuz atay
bir ölünün akşam gezintisi/ edip cansever
akkor bilmeceler/ nelly sachs
california’da güz/kenneth rexroth
şehir/ konstantinos kavafis
yazıcı bartleby/ herman melville
gelecek kuşak/ brecht
mavi/ haydar ergülen
yaşamak/ afşar timuçin
camgöz/ behçet necatigil
lokman hekimin sev dediği/ metin altıok
Bunlara bir bakın derim :))
1-) Eksiksiz Bir Kütüphaneniz Olsun İstiyorsanız Mutlaka Edinmeniz Gereken 100 Harika Kitap Buraya Tıkla.
2-) Türk Edebiyatının Mutlaka Okunması Gereken En Etkili 25 Romanı
3-) Şöyle Bir Bakayım Diye Elinize Alıp, Nasıl Bittiğini Anlamayacağınız Enfeslikte 29 ‘İnce Kapak’ Kitap Buraya Tıkla!
4-) Göğsünüzden Kalbinizi Sökecek 27 Edip Cansever Şiiri Buraya Tıkla!
5-) Ünlü Şairlerden, İstem Dışı Sigara Yaktıran Dizeler Buraya Tıkla!
6-) Hangi Şair ve Yazar Senin Ruh Eşin? Buraya Tıkla!
İnsan çok sevdiği halde neden her defasında terkedilir? Ve beklenenler, neden hep vazgeçildikten sonra gelir?
Oğuz Atay (via oguz-atay)
Gülüşü, bana kaybettiğimi sandığım her şeyi bir lahzada iade etti.
Ahmet Hamdi Tanpınar (via sarhos-adam)
Yıka beni dalgaların şarabıyla İpeğine sar beni öpüşlerinin
-Furûg-i Ferruhzâd, Güneş Doğuyor
Bir ömür oturulabilirdi Öne düşmüş bir başla Soğuk bir mezarın ayakucunda Meçhul bir Tanrı görülebilirdi Zayıf bir inanç birkaç kuruşla bulunabilirdi Mescidin odaları çürütülebilirdi “Ziyaretname” okuyan yaşlı adamın yaptığı gibi Sıfır misali; toplamadaki, çarpmadaki, çıkarmadaki Sonuç daima aynı olunabilirdi Gözlerim kahrının kozasında Yıpranmış bir ayakkabının renksiz tokası sanılabilirdi Su gibi kendinin derinliklerinde kurutulabilirdi Bir anın güzelliği, utançla Şipşak çekilmiş gülünç bir siyah beyaz bir fotoğraf gibi Sandığın diplerinde saklanabilirdi Bir günün boş kalmış çerçevesinde Bir mahkum veya bir mağlubun ya da bir idamlığın resmi asılabilirdi Posterlerle duvardaki çatlaklar kapatılabilirdi Daha uyduruk resimler katılabilirdi Böylece kurulmuş bebekler olunabilirdi Kendi dünyalarının camdan gözleriyle görebilirlerdi Bezden bir kutuda Saman doldurulmuş bir bedenle Senelerce danteller ve pullarla iç içe uyunabilirdi Her bir elin anlamsız sıkışıyla Sebepsiz bağırılabilir ve denebilirdi “Ah, çok memnun oldum.” Furuğ Ferruhzad /Kurulmuş Bebek Çeviren: Hatice Gülcan Topkaya (Yeniden Doğuş’tan)
Selehattin Demirtaş ve İstanbul milletvekili adayımız Şerife Erbay'la birlikte bir öğrenci evini ziyaret ettiler.
Özletiyor bu çılgın sağanak seni Sırılsıklam özletiyor biliyor musun? Ahmet Telli
“Kurdistan hebû, bû çar parçê, dîsa tune nebû..”
(via viyanaxelat)
:D layynnn… .
But i can’t, its so beautiful
Ahahsjsjdkhahajsjd
Hooayydağğğğğ süper.
Aradigim evlilik
“… Ya nasıl ayırırız yıldızları Kim geçiş izni verecek rüzgara Bu tarifsiz ayrılığı güneşe kim Yağmura kim kuşlara kim öğretecek?…”
em her ku dibêjin, Azadî !
mirin, li ser qewmê me, wekî ji darên zeytûnan diweşe …bê dewlet bûn qiyameta herî dijwar e.lê dîsa jî parçeyek dilê me li bende ye, li bende.
(de were bêbavko were.)
wêne © Routers 1991 /Kürdistan
Îro dîsa wêneyek li ber çavên min ket.pirr diêşim ez…pirr…
esil xeletiya me ji hîn bûna bindestiyê tê…mixabin….mixabin…
Hdp'nin meclise girmesinden rahatsızlık duyan rahatsız insanlar. insanların dağdan inmesini istiyorsunuz dağdan inip siyasete girmek istiyorlar yine tantana. ne istiyorsunuz sahi siz? savaş mı? bakın kürt halkı yıllardır savaşan bir halk. onlar için savaş çok uzak değil. uzak olmadıkları halde de baris istiyorlar. Siz ise baris tekliflerini reddedip savaşa sürüklemek istiyorsunuz. İsinize gelince hepiniz barışçıl insanlarsınız ya (!) Meclise girmelerinden memnunum çünkü bu ülkede kürt halkının da varlığı kabul edilmeli. Siz kimliğiniz gizlemek zorunda kalmadiginiz, sırf irkinizdan dolayi dislanmadiginiz,kötü bakışlara maruz kalmadiginiz,hatta dayak yiyip öldürülmediginiz için anlamamaniz normal. Ama bu ülkede bunlar oluyor her ne kadar bilseniz de bilmeseniz de. Bu yüzden 4.partiye ihtiyaç var. Kürtlerin oy verebileceği bir parti olmasa, akp gibi faşist bir parti şu an yine iktidarda ve burnumuzdan getiriyor olurdu. Bir kere bu yüzden memnunum. Diğeri ise artık onların ezilmesini kendilerini kötü hissedip öldürülmesini istemiyorum. Kürt halkının da hakları vardır! Ve bu hakları savunmak bizlerin görevidir. Tabi bazı şeyleri çok hızlı geliştiriyolar. Barış isteniyorsa eğer bu halka bunu yavaş yavaş aşılamak zorundayız. Çünkü hassas insanlar çok. Zamanla her şeyin yerine oturacagina inanıyorum ben. Barış kazanacak. Bizler kazanacağız!
sanki tumblr’ın “ye,iç,yat” kısmıyım millet uğraşıp gif yapıyo,post atıyo ben sadece rb... utanmadan sıkılmadan.
herkesin bir gideni vardır….