Terbiyesiz değilim, düşük ahlaklıyım.
he wasn't even looking at me and he found me
Xuebing Du
art blog(derogatory)
Aqua Utopia|海の底で記憶を紡ぐ
tumblr dot com

izzy's playlists!
wallacepolsom
DEAR READER
styofa doing anything

PR's Tumblrdome
KIROKAZE
No title available
Cosmic Funnies

祝日 / Permanent Vacation
Today's Document

@theartofmadeline

No title available
Alisa U Zemlji Chuda
TVSTRANGERTHINGS
No title available
seen from United States

seen from Malaysia
seen from Italy

seen from United States

seen from Netherlands

seen from Malaysia

seen from United Kingdom
seen from United States
seen from Thailand

seen from Malaysia
seen from Germany

seen from United States
seen from United States
seen from United States
seen from United States

seen from United States
seen from United States

seen from United States
seen from United States

seen from United States
@feiznst
Terbiyesiz değilim, düşük ahlaklıyım.
ölüye sempati duysan da, cesetle empati kuramazsın...
“geçecek mi? yaralarımız.”
“hep geçmedi mi?”
“doğru. geçti. izleri kaldı sadece.”
“ama yakışmış.”
“ne yakışmış?”
“yaraların izleri, sana yakışmış.”
mektupları biriktirip hep geç cevaplardı. her mektup için bir sigara yakardı. öyleydi kadın. sigara izmaritlerini eteğine düşürür, sigaraya sinirlenirdi. eteğinin yanan kısmına makasıyla yırtmaç keserdi. elleri titrer, makas derine iner ve yırtmaç yamulurdu. ilk ellerine kızardı kadın, sonra makasa. o yüzdendir kendi kesmezdi saçlarını hiç. saçları uzun, eteği yırtmaçlı diye çok dillere düşerdi. ama o da lafını esirgemezdi. bir kez olsun birinin yanında eğmezdi başını, dimdik geçerdi yanlarından. öyledi kadın. onun dili bir kendine lâl, başı bir aynaya karşı eğik, sırtı bir odasında kamburdu. kendine açamayan bir çiçekti kadın.
çok suç işledi. ama hep suçsuzdu. tüm ahlaksızlıklarına karşın bir çocuk kadar masumdu da. öyleydi kadın. kendi direnişlerinde bas bas bağırır, eve gelince susardı. devrimini içinde yaşardı kadın. bazen sesli sesli gülerdi ki haykırışı duyulsun. kapılar kapanmadan önceki kahkalarına gizlerdi ağıtını hatta. duyulmadı, kendine kızdı. duyulmadı, sustu. cümleleri kesildi ilk, sonra kahkaları. yavaş yavaş sustu kadın. sussa da çok şey anlattı. ama hiçbir zaman duyulmadı. hatta, kimse onun sustuğunu anlamadı.
yazmayacağım dediği her gece yeni bir sayfa açardı. açtığı her sayfa için bi yetmişlik devirirdi. öyleydi adam. titreyen elleri leş gibi alkol kokusu birbirine geçmiş saçı sakalı ile hiç aynaya bakmazdı. bilirdi önce aynaya sonra kendine kızacağını. bu yüzden ki hiç sevmedi kendini. unutmak istedi. istedikçe içti. türküler yamaladı diline adam. herkes dinledi ama kimse onun gibi anlamadı türkülerini. korkaktı adam. hep geride kalandı. dağ gibi dimdik dursa da kendi içinde yetmişlikleri gibi defalarca devrilirdi.
günâhları çoktu. ama ödediği bedeller daha çok. tüm kaçmalarına rağmen en çok savaşan da oydu. öyleydi adam. silahı başkasına verse de tetiği yine kendi çekerdi. en çok kendi cenazesini omuzlamak isterdi kimsesizliğinden kaçabilmek için.şiir bilmezdi ama dilinden düşürmediği küfürlerine dikkat edilsin isterdi. acısı,öfkesi,nefreti hepsi silindi adamdan. içtikçe güzelleşti kafası. kaçtım sandığı ilk sokakta kendi duvarına tosladı. ve unuttu adam. önce içmeyi sonra küfretmeyi bıraktı. son sayfasını yazdı. son olduğunu bilen olmadı.
hiçbir ilaç, kötü geçmiş bir çocukluğu düzeltmiyor.
“neyse ile geçmiyor ömür, bunu sigarayı unutup elini yakınca anlıyorsun.”
— (via sozlerindekaldim)
sevgilim, yeniden delirmek üzere olduğuma eminim. o korkunç dönemlerden birine daha göğüs gerebileceğimizi sanmıyorum. ve bu sefer toparlanamayacağım da… sesler duymaya başladım. dikkatimi bir şey üzerinde toparlayamıyorum. ben de yapılabileceklerin en iyisi gibi görünen şeyi yapıyorum. sen bana mümkün olan en büyük mutluluğu verdin. birisi başkası için ne yapabilirse hepsini yaptın. sanmam ki başka iki kişi bizden mutlu olmuş olsun, bu korkunç hastalık gelene kadar. artık onunla mücadele edemiyorum. hayatını zehir ettiğimi biliyorum. ben olmasam çalışabilirdin. ve biliyorum ki çalışacaksın, görüyorsun ya bunu bile doğru dürüst yazamıyorum, okuyamıyorum. söylemek istediğim şey şu; hayatımın bütün mutluluğunu sana borçluyum. bana karşı hep sabır gösterdin ve inanılmayacak kadar iyiydin. bunu söylemek istiyorum, bunu herkes biliyor. biri beni kurtarabilseydi eğer, o sen olurdun. senin iyiliğinin kesinliği dışında her şey benden gitti artık. hayatını daha fazla zehir edemem. sanmıyorum ki başka iki kişi bizim olduğumuz kadar mutlu olabilsin.
rastlaşmasaydık eve gidecektim yaşım genç yoksa intihar edecektim.
- sigara içtiğini biliyorum. + fotoğraflardan mı gördün? - hayır, fotoğraflarda üzgün olduğundan başka hiçbir şey göremedim. + üzgün değilim. - üzgünsün ve daha kötüsü sigara içtiğini biliyorum.
sevgili jane;
biz cennette ne yaparız, buz gibi insanlarız. kafasını önüme dağıttı, silah kullanmadı. biraz şurama yığıl istersen. ben şimdi ne yapacağım. sevgiyi mi yazacağım. elle tutulmaz ama gözle görülür. siz yanlış biliyorsunuz. yüklemleri karıştırdım, rolleri değiş-tokuş. ben anneyim, sen kız. anneler kızları için her şeyin en iyisini isterler. şu ellerimi bacak arama sıkıştırdığımda, gece dört buçuk çığlıklarımda, fani bir araçtan gelen titreşimle ağladığımda, ellerimi bizim allahımız’a açtığımda, senin iyi olmandan başka bir duam olmayacak benim. biraz turgut uyar karıştıralım. ilaçları bırak, göğe bakalım. şu aranıp duran korkak ellerini tutayım. ellerimiz düşüyor, beraber arıyoruz. ellerini buluyoruz, dizlerime koyuyoruz. o kadar güçlü ki, ölümden korkuyor. kapılar açıp, kapılar kapatamıyor. bir sokaktan geçiyoruz, sokak sanki kendinden geçiyor. sol yanağımın kenarında, başının başıma koştuğu bir fotoğrafta. ellerini seviyorum öyle beyazlar ki, seviyorum, ellerin öyle beyaz ki. ben senin çakmağından sigara yaktım, öyle beyaz ki. elin elimde, meydan ortasında, ağzımızı sevmiş bir kahkahayla, öyle beyaz ki.
beynim şımarıyor, belli ki saklambaç oynamayı çok seviyor. sana kimden nasıl bahsedilir, ağzım yeşeriyor. beyaz kağıtlardan kahve kupalarına altlıklar, bir elimizde mor domates yetiştirme sevinci, diğer elimizde kızarmış ekmek kokusuyla, dedikoduyu biraz abartıp dilimizi ısırıyoruz. buradan, oraya. bir kaç yüklem ve ünsüz yumuşamasıyla, sana doğru daha kaç adım atılır, bilmiyorum. senin sesini duyunca, gülümsemem geliyor benim.
seni orada gördüm, küflenmiş bir limonun yanında. koynundaki hiçliğin farkında. (hiçlik ve boşluk birbirinden ayrıdır, bir öğretmen demiş.) seni orada gördüm. sen bakarken bir başkasına.
günler geçmiş. aklım başımı kemirmiş. elbet bir gün geçmesinmiş. içimden hep seni gördüğüm yere bakmışım. ahbap, ben orada haftalarca takılı kalmışım. sigara içmek için şarkı açmışım, şarkı odada kalıyor, fakat ben çatıya çıkmışım, sanki ağzın benimle gelmiş. neredeyse sarı filtreyi yakacağım, şarkı bitmiş. merdivenlerden inilmiş, telefonuma bir mesaj düşmüş:
“solumda, soluğumda.”
seni orada gördüm, bir yangın merdiveninin üstüne koyduğum plastik bardakta. avuçlarının içinde sigara yakışında. her defasında bana, bir gün daha yaklaşarak bakışında. aramızda sır oluşumuzda. eteğinin altına giydiğin çorabın okul sırasına takılıp, dizinde iz bırakışında. buna aldırmayışında.
solumda, soluğumda.
seni orada gördüm, bir çocuk kucağında. kahküllerini benim gibi kestirmiş bir kız çocuğunu, çocukluğumu severmiş gibi uyutuşunda. seni bana benzerken gördüm, ağlarken. gülerken aynı alfabeyi kullanışımızda. - bizim dilimiz türkçe değil, deyişimde, beni yaşlarca küçültüp cebine koymak istediğinde. mor hırkanın bir cebinde, ıslanmış fakat atılamayacak kadar değer verdiğin bir kağıtta numaramın yazışını hatırladığında. seni hiç bulamayacağımı sandığım yerde, kucağıma atlayışında.
“solumda, soluğumda.”
seni orada gördüm. belki elli bin üçüncü kez benimle evlenmeyi teklif ettiğimde, sesinde artan bir coşkuyla her seferinde evet! diye bağırışında.
beni orada gördün. ilk defa doğru yere bakışında. solunda, soluğunda.
- evlencen mi benle. + evlencem ki senle.
sana üzgün şeylerden bahsettiğim için özür dilerim. içinden hiç ateş ve kül geçmeyen cümleler kurmadan da yangınımı anlarsın sanıyordum.
“gün güneşten öncedir, yüzün hepsinden önce.”
hiç mektup alamayacak oluşuma. yetiştirdiğim çiçeklerin eğri beline ve seni bir daha göremeyeceğim gerçeğine.
Siz sevgi sözcükleriyle rüyalara dalarken, sabaha kadar gözlerini karanlığa dikmiş insanların acılarına saçma diyemezsiniz.
ağlamak için bir durak arıyorum. halbuki çok çocukça. şiirleri geceleri yazıyorum, hayalleri hep geceleri kurup, şarabı geceleri içiyorum. duaları da hep geceleri ederim. geceyi beklemek saçmalık aslında. yine de çocukluktan kalma eski bir alışkanlık. ortalık yerde duruyorum bazen, öylece. yüzümde bilmem kaç acı silsilesi var. yine de görmüyor kimse. görünmezliğin verdiği ağırlık gündüz vakti ışıkları açtırıyor bana. en ağırından çocukça bir tepki daha. sanırım büyüyememiş diyebiliriz bana.
beni kirli bir sayfaya yarı mürekkepli kalemle yazmışlar. birkaç kere silinmiş, çok kez yazılmaktan vazgeçilmişte son anda oraya iliştirmişler gibi. senin kaleminle süslü cümlelerin bu sayfayı güzel yapmaz.