Çok uzun süre kendinize zaman ayırıp, kendinizi dinlediğinizde, gerçekten neye ihtiyacınız olduğunu; bu 'gerçekten istediğiniz şey' olmasa bile; bulmayı, anlamayı ve bir şekilde elde etmeyi başarıyorsunuz. Kendinizi bu muazzam akışa bırakıp açılan kapıların ardı arkasının kesilmediğini görmek de doğru yolda olduğunuzun bir işaretçisi oluyor. İşin püf noktası ise, geleni olduğu gibi kabul etmek. Ki bu oldukça zorlayıcı, çünkü gelen şey bazen gerçekten istediğinizin tam tersi olabiliyor.
Gelişen duygusal zekanız ile siz de büyüyorsunuz ve olaylara bakış açınız, onları anlayıp, kavrayıp, değerlendirmeniz de gelişiyor. Her şeyin aslında şu kadar basit olduğunu öğreniyorsunuz: Yaşandı, deneyimlendi, geçti ve ne öğrenildi.
Olayları, olay olarak görmeyi bir kenara bırakıp, kazanımlar olarak değerlendirmeye başlamak, geçmiş zamana takılı kalmaktan kurtulup, şimdiye odaklanmanıza yardımcı oluyor. Yaşanan her olay, benliğinize yeni özellikler katıyor ya da var olanı bir başkasıyla değiştiriyor. Bu sayede 'siz' değişiyor, yenileniyor ve ilerliyorsunuz.
Tabii, çok doğal olmakla birlikte, bazı olayların götürüleri de olabiliyor. Bunlara 'kaybedilenler'den ziyade, 'bu uğurda feda edilenler' gözüyle bakmak, ilerlemeye çalıştığımız bireysel yolculuklarımızın karanlık zamanlarında ışık tutabilir belki.
Sadece hatalarla sınırlı kalmayıp, yaşanan her olaydan bir ders çıkartmayı öğrenmek ve var olduğumuz 'şu an'ın kıymetini bilmek, günün sonunda bizi daha sağlıklı bir insan yapıyor.














