Kabak
Sabahın köründe buz gibi bir havada karanlık ve soğuk bir yolculuk. Soğuk ve yalnız bir bekleyiş. Ayran ve kahve. Sıcak bir cam kenarı. Sakin insanlar. Kaplumbağa gibi gezdiğim yerler, sıkıştığım yolculuk. Aşırı konuşan bir kadın.
Çıplak ayak toprağa basmak. Patika yolda tek başına konuşarak yürümek, tuzlu ve soğuk bir deniz. Dinginlik ve sakinlik. Denizin ortasında duran bir köpek. Beni kovalayan horozlar. Güzel müzik eşliğinde zorlu ama keyifli dik bir patika. Kaybolmadım.
Nefes nefese. Biraz sohbet ve taze kahve. Muz ağacına tırmanamazsın. Dalından muz enfes bir şey.
Her yükseklikte farklı bir manzara.
Tatlı bir uyku. Tam vaktinde uyanış, enfes bir günbatımına. Belki birkaç yıldır görmediğim tonlar. Çok değişik renkler ve hissiyat.
Geldiğimden beri vücudum titriyor. Şehirli bedenim ufak bir şokta.
Ben burada ne yapıyorum? Neyden kaçıp geldim buraya? Bedenim ve ruhum son günümde de kaçıp geldiğim şeyi isteyecek mi? Yoksa burada saklanmaya devam mı edeceğim? Bu kadar cesur muyum? Yoksa bu kadar korkak mıyım?
Tesadüfi tanışmalar. Işıl’a selam. Ganesha dövmeleri. Sabah yoga.
Değişik, hiç alışkın olmadığım bir ritim.
Kabak’ta ilk gün.












