kendime doğru çevirdiğim bir bıçaksın, sen çözülememiş bir intihar girişimisin.

shark vs the universe
occasionally subtle

Love Begins
d e v o n

Discoholic 🪩

❣ Chile in a Photography ❣
Monterey Bay Aquarium
★
Lint Roller? I Barely Know Her
PUT YOUR BEARD IN MY MOUTH
The Stonewall Inn
Doug Jones
"I'm Dorothy Gale from Kansas"
art blog(derogatory)
hello vonnie

gracie abrams
Mike Driver

tannertan36

#extradirty
One Nice Bug Per Day

seen from United States

seen from Germany
seen from United States

seen from Brazil
seen from United States
seen from Türkiye
seen from Brazil

seen from United States

seen from Germany

seen from Canada

seen from United States
seen from Chile
seen from Kazakhstan
seen from Brazil
seen from United Kingdom
seen from Germany
seen from Germany
seen from United Kingdom

seen from United States

seen from United States
@harcandik
kendime doğru çevirdiğim bir bıçaksın, sen çözülememiş bir intihar girişimisin.
gece dörtte seninle beraber sokakta bağıra bağıra şarkı söylemek istiyorum.
ben, bana saklan diyenlerden hep kaçtım... delilikler yapmayı tercih ettim, saklanmadan ya da korkmadan. uydurulmuş kalıplara da sığamadım hiç. sevme dediler sevdim, güvenme dediler güvendim, gitme dediler gittim. kendi kalıplarım vardı benim onları bilerek yaşadım. belki hata yaptım ama öğrendim. insan en iyi dersi kendi hatalarından çıkartıyor.
canımın çiçeği, yüzün, bir uygarlığın yeni
keşfettiği kıta gibi
gece su içmeye kalktığımda bile aklıma gelecek kadar nasıl sevdirdin sen kendini
öpüyorum. dudaklarım nerene denk gelirse.
‘kaynayan suyun fokurtusu eşliğinde o her zaman ki hikayeyi anlatmaya başladı. kendini tam on bir katlı bir “binadan atan bi” adam varmış. atladığında zaman o kadar yavaş geçmeye başlamış ki binanın her katında hayatından bi’ kesit görmüş. en üst katta doğumunu, sonrakinde ağlattığı güzel kadını, bir sonrakinde babasından yediği ilk dayağı, sonrası, sonrası ve sonrası. en son yani yere çakılmadan önce kendini görmüş. tıpkı az önceki gibi bir binadan atlayıp hayatını seyrederken...’
canımın çiçeği, ufacık bir yanlışta bütün bi kağıdı buruşturup atmayı bırak
her gece kafanı yastığa koyduğunda aklına gelen tonlarca düşünce, beyninin içinden geçen binlerce cümle, silüet... dile getiremediğin kelimeler. sıcacık bir tene ihtiyaç duyuşun, kirlenmemiş, kirlense bile bir tarafı temiz kalmış bir kalbe hasret kalışın. düşünceler... yıpratır, insanı boğazlar, pis pis güler. bazen biriyle son sarılmamızdır, bazen ise son konuşmamızdır. şu an gülüşüp eğlendiğimiz insanlar, değer verdiklerimiz, 5-10 yıl sonra yine hayatımızda olacak mı? aynı yolda mıyız? yollarımız farklı olsa da bir gün yeniden kesişecek mi? belirsizlik. beklenti insanı ne kadar sert bir psikolojiye sokuyorsa, düşünceler bizi öldürür. şakaklarımızdan bıçaklar, öylece bırakır ve gider. biraz önce olduğu gibi...
ihtişamlı bir kütüphanenin, en üst rafındaki kitap gibisin.
vefasız ve nankörün yası üç gün tutulur. tekrar ediyorum vefasız ve nankörün yası...
boşluğa düşmek değil, boşluğa dönüşmek
durduramadığın acıya ayak uydurmak
son damlaysan gel beni taşır
cildinin ve ruhunun derinlikleri arasında gizli gök adaları var.
bu şartlar altında ben seni öperim
elindeki şarap bardağını uzun, ince parmakları ile kavradı. ağır adımlarla bana doğru döndü. kendimi gördüğüm gözleri, sarhoşluğun, belki de biraz ağlamış olmanın verdiği mağrurlukla kırmızının en güzel tonuna bürüşmüşlerdi. yalpalayarak adımladı yanıma kadar. minderleri usulca sürükleyerek yanıma oturdu. hep dokunmaya kıyamadığını söylediği saçlarıma, tek tek öpülesi parmaklarıyla aralarından geçirip sevdi. derin ve titrek bir nefes aldı önce... “kalkayım ben, evde çiçeklerim bekler’’ dedi. kafasına koymuştu bi kez tutamazdım. “bizim çiçeklerimiz’’ dedim. “onlar hiç açmadı ki rasim. hiç.” dedi. gitti. bir daha görüşmemek üzere. o çiçekler kadar sevmedi zaten beni, sevemedi.