kendime doğru çevirdiğim bir bıçaksın, sen çözülememiş bir intihar girişimisin.
occasionally subtle
Keni

izzy's playlists!

Kiana Khansmith
$LAYYYTER

shark vs the universe
styofa doing anything
Three Goblin Art
Jules of Nature
sheepfilms
KIROKAZE
No title available

ellievsbear

titsay
🪼

No title available
we're not kids anymore.
art blog(derogatory)

⁂

Andulka
seen from Denmark
seen from Bosnia & Herzegovina

seen from Brunei

seen from Bosnia & Herzegovina

seen from Germany

seen from United States

seen from Bosnia & Herzegovina

seen from Honduras

seen from Bosnia & Herzegovina

seen from Türkiye

seen from Bosnia & Herzegovina

seen from Oman
seen from Australia

seen from Germany

seen from United States
seen from United States

seen from United States
seen from United Kingdom
seen from United States
seen from Pakistan
@harcandik
kendime doğru çevirdiğim bir bıçaksın, sen çözülememiş bir intihar girişimisin.
gece dörtte seninle beraber sokakta bağıra bağıra şarkı söylemek istiyorum.
ben, bana saklan diyenlerden hep kaçtım... delilikler yapmayı tercih ettim, saklanmadan ya da korkmadan. uydurulmuş kalıplara da sığamadım hiç. sevme dediler sevdim, güvenme dediler güvendim, gitme dediler gittim. kendi kalıplarım vardı benim onları bilerek yaşadım. belki hata yaptım ama öğrendim. insan en iyi dersi kendi hatalarından çıkartıyor.
canımın çiçeği, yüzün, bir uygarlığın yeni
keşfettiği kıta gibi
gece su içmeye kalktığımda bile aklıma gelecek kadar nasıl sevdirdin sen kendini
öpüyorum. dudaklarım nerene denk gelirse.
‘kaynayan suyun fokurtusu eşliğinde o her zaman ki hikayeyi anlatmaya başladı. kendini tam on bir katlı bir “binadan atan bi” adam varmış. atladığında zaman o kadar yavaş geçmeye başlamış ki binanın her katında hayatından bi’ kesit görmüş. en üst katta doğumunu, sonrakinde ağlattığı güzel kadını, bir sonrakinde babasından yediği ilk dayağı, sonrası, sonrası ve sonrası. en son yani yere çakılmadan önce kendini görmüş. tıpkı az önceki gibi bir binadan atlayıp hayatını seyrederken...’
canımın çiçeği, ufacık bir yanlışta bütün bi kağıdı buruşturup atmayı bırak
her gece kafanı yastığa koyduğunda aklına gelen tonlarca düşünce, beyninin içinden geçen binlerce cümle, silüet... dile getiremediğin kelimeler. sıcacık bir tene ihtiyaç duyuşun, kirlenmemiş, kirlense bile bir tarafı temiz kalmış bir kalbe hasret kalışın. düşünceler... yıpratır, insanı boğazlar, pis pis güler. bazen biriyle son sarılmamızdır, bazen ise son konuşmamızdır. şu an gülüşüp eğlendiğimiz insanlar, değer verdiklerimiz, 5-10 yıl sonra yine hayatımızda olacak mı? aynı yolda mıyız? yollarımız farklı olsa da bir gün yeniden kesişecek mi? belirsizlik. beklenti insanı ne kadar sert bir psikolojiye sokuyorsa, düşünceler bizi öldürür. şakaklarımızdan bıçaklar, öylece bırakır ve gider. biraz önce olduğu gibi...
ihtişamlı bir kütüphanenin, en üst rafındaki kitap gibisin.
vefasız ve nankörün yası üç gün tutulur. tekrar ediyorum vefasız ve nankörün yası...
boşluğa düşmek değil, boşluğa dönüşmek
durduramadığın acıya ayak uydurmak
son damlaysan gel beni taşır
cildinin ve ruhunun derinlikleri arasında gizli gök adaları var.
bu şartlar altında ben seni öperim
elindeki şarap bardağını uzun, ince parmakları ile kavradı. ağır adımlarla bana doğru döndü. kendimi gördüğüm gözleri, sarhoşluğun, belki de biraz ağlamış olmanın verdiği mağrurlukla kırmızının en güzel tonuna bürüşmüşlerdi. yalpalayarak adımladı yanıma kadar. minderleri usulca sürükleyerek yanıma oturdu. hep dokunmaya kıyamadığını söylediği saçlarıma, tek tek öpülesi parmaklarıyla aralarından geçirip sevdi. derin ve titrek bir nefes aldı önce... “kalkayım ben, evde çiçeklerim bekler’’ dedi. kafasına koymuştu bi kez tutamazdım. “bizim çiçeklerimiz’’ dedim. “onlar hiç açmadı ki rasim. hiç.” dedi. gitti. bir daha görüşmemek üzere. o çiçekler kadar sevmedi zaten beni, sevemedi.