Ben çok yoruldum,çok savaştım baş edemiyorum üzgünüm,bügünde ağladığım için üzgünüm anne.
ojovivo
Mike Driver
Claire Keane
Today's Document
Jules of Nature
trying on a metaphor
art blog(derogatory)

blake kathryn

Andulka
almost home

pixel skylines
$LAYYYTER
wallacepolsom
Lint Roller? I Barely Know Her
cherry valley forever
Peter Solarz
Stranger Things
🪼

roma★
macklin celebrini has autism
seen from United States
seen from United States

seen from United States
seen from United States
seen from United States

seen from Singapore

seen from Taiwan
seen from Malaysia

seen from Malaysia
seen from United States

seen from United States
seen from India
seen from Pakistan

seen from India
seen from Canada

seen from United States

seen from Honduras
seen from United States
seen from Brazil
seen from United States
@hayalperestbirdeli
Ben çok yoruldum,çok savaştım baş edemiyorum üzgünüm,bügünde ağladığım için üzgünüm anne.
"Sinemaya tek gideceğim, hayallerimi tek başıma kuracağım, sevgiye muhtaç bebeklerle ilgileneceğim hep, herkesin nefret ettiği insana hayran olup, çirkin kadınları iltifatlarımla süsleyeceğim. Tek başıma Galata'ya çıkacağım. Ve bütün bu kuru kalabalığa rağmen hep yalnız olmaktan mutluluk duyacağım."
aklımda bir takım sahneler var anne. birçoğu, birçok kişinin canını sahiden yakıyor ben anlatırken. benimse onlar kadar bile yanmıyor canım. oysa böyle olmamalıydı. bir acı karşıdakinin kalbine değebilecek kadar "acı" ise önce beni acıtmalıydı. fakat duvarlarım var benim anne. hatırlıyor musun, her bir tuğlasını sen özenle yerleştirmiştin. duvarlarım yıkılmaz olmalıydı çünkü. sıkılmış bir yumruğa teslim olanlara hiç benzememeliydiler. çünkü biliyordun ki, insanların çoğu yumruklarını sıkıp bekliyorlardı ve yine biliyordun ki kimse vazgeçilmez değildi. senin bildiğin her şeyi en az senin kadar ben de bilmeliydim. ve bildim. çünkü tuğlaların harcı "sen herkesten değerlisin'di. duvarlarım olmalıydı, çünkü benim babam düzenbazın tekiydi. tüm kötü şeyler hep onda toplanmıştı. ben o sıralar 'gecenin kör bir vaktinde kumar masasından baba nasıl çağırılır'ı, 'burnundan kanlar akan bir anne ağlamasını', 'içki kokan bir ağzı' ve 'içki tüm kötülüklerin anasıdır'ı öğreniyordum. bir çocuğun zihnine kazınıp bir daha asla silinmeyecek sahnelerin olduğunu. duvarlarım olmalıydı. çünkü 'şu metris'in önü' benim için bir türküden fazlasıydı. ben babamı ziyarete hapishaneye giderdim. işte yine o sıralar 'açık görüş' nedir onu öğreniyordum. duvarlarım olmalıydı, çünkü ben babamın başka kadınlarını bilirdim. bir kadına bakarkenki hâlini. tüm bunlar olurken ve biz birlikte bunları görürken, sen ellerimi sıkı sıkı tutardın. o sıralar ben gömlek cebi karıştırmayı öğreniyordum. duvarlarım olmalıydı, çünkü benim artık bir babam yoktu. o sıralar anne, senden cesareti öğreniyordum. bir kadın iki çocuğuna ve tüm hayata rağmen arkasına bile bakmadan nasıl çekip gider onu öğreniyordum. cesaret demek sendin. ve yıkılmaz duvarlarım vardı. yaşım henüz on beşti. artık ben taşın sert olduğunu nasıl biliyorsam öyle biliyordum ki: "ben herkesten değerliydim." senin yaşadığın ve bana öğrettiğin o yoldan gidiyordum. bana "o duvarları örmeyi bir gün durdurmalısın" demeyi unutmuş olacaksın ki, yıllar geçiyordu ve ben duvar örmeyi sürdürüyordum. herkes elbet birgün ben arkamı döner dönmez kılıcını kınından çıkartmaya hazırdı, öyle inanıyordum. ve şimdi yirmi beş yaşındayım. senin kadar cesurum. öyle bir yürüyorum ki yeryüzü sarsılıyor anne. arkama dönüp hiç bakmıyorum. öyle bakmıyorum ki tüm zamanlar, tüm kadınlar ve tüm adamlar bir bir düşüyor boşluğa. "sende vefa yok" diyorlar. oysa vefasızlıktan değil. öyle bir hâle geldim ki, tüm cümlelerimden geriye yalnızca ben kaldım. işte bu sebeplerden bugün tek bir dostum bile yok anne. çünkü hâlâ senin sözünü dinliyorum. kimseye güvenmiyorum, kimseye minnet etmiyorum. çünkü duvarlarım var anne. nereye gitsem kimle konuşsam bir adım öteye geçemiyorum. yok, tam da böyle değil. ben yollar arşınlıyorum da kimse benim duvarlarımdan öteye bakamıyor. duvarlarımı farkında olmadan öyle yükselttim ki, seni bile onların ardına geçirmemeye başladım. ve tüm kararlarımda sen karşıma dikilip, "bencilsin" dedin. haklısın. ben yalnızca kendimi düşünür hâle geldim. kimseyi umursamıyor ve kimseye değer veremiyorum. herkes her an önemini yitiriyor. var olan herkese kendi içimde yokmuşlar gibi davranıyorum. çünkü kimse vazgeçilmez değil. bunu bana sen öğrettin. ve iyi ki öğrettin. çünkü ben senin sayende mağrur ve başı dik yürümeyi öğrendim. yara almadan büyümeyi, güçlü olabilmeyi, yürüyünce yeryüzünü sarmayı, korkmamayı, cesur olmayı öğrendim. tüm bunlar olurken seni çok üzdüm, biliyorum. üstelik üzmeye devam da ediyorum belki, ömrümüz oldukça bizim hikâyemiz hep böyle biraz kederli kalacak. fakat anne, bu ya böyle olacaktı ya da hayat beni fena hâlde acıtacaktı. çünkü ben öyle sahneler gördüm ki. işte bugün o sahneleri hatırlarken başım öne eğilmiyorsa bunlar o duvarların sayesindedir. sen anne, kendini bile yok ederek bazen beni var ettin. ben senim. bana bakarken başka birini görme, beni bile görme. bana baktığında kendini gör. ben aslında senim. şimdi bazen seni bile bana yaklaştırmayan o duvarın her tuğlasını sen koydun. ve aslında ben senin hüzünlü hikâyen değil zaferinim anne. sen kazandın, biz kazandık. iyi ki doğdun.
Gösterişe, abartıya, başka birilerinin etkisiyle sarsılabilen temeli olmayan insan ilişkilerine değil; inceden yapılan güzelliklere, nazik duruşa, ağır başlılığa ve çıkarsız sevgiye inanıyorum. Kendi halindeliğe, omurgalı duruşa ve arkası dolu cümlelere inanıyorum.
minik kalbim.. kıyamam sana.. ama sadece ben kıyamam
Hayalperest insanlar hayallerine daldıkça hayatı kaçırırlar. ama daha acısı, hayatperest insanlar hayatlarına devam edebilmek için hayallerinden vazgeçerler.
Ölmeye meyilliyim belki ama dönmeye asla.
Artık bir çiçeğin kokusunu duymuyor kimseler, Ay dedeye iyi geceler demiyor, Bir çocuğun gözlerindeki sevinci görmüyor, Yorganın altına girip, hayal kurmuyor kimseler. Hiç ama hiç sevmemiş gibi herkes.
bir annenin, evladını kaybettikten hemen sonraki, gözlerindeki acıyı gördüğümden,
bir hastanın çaresizce ölümü beklediği geceleri, penceresinden izlediğimden,
bir erin, günleri birer birer çizdiği şafak defterini dolabına umutla koyduğunu gördüğüm günden beri,
acı, çaresizlik ve umut adına her ne varsa, tuttum avuçlarımda;
ciğerlerimi patlatırcasına üfleyip, savurdum rüzgâra…
Açık ve net bir şey söylemek istiyorum; inandığım herkesin karakterini sikeyim.
Sevgi her şeyi tölere etmeye yetmez. Elle tutulur bir şey görmedikten, yaslanacak bir omuz bulamadıktan ve hislerini söylemek istediğinde muhatap alacağın sorumluluk sahibi biri olmadıkça karşında, o sevgin de kırılır. İnsan kırılır arkadaşlar, insanın burasına gelirse vazgeçer.
Ben ki dünyayı karşısına alacak çılgınlıkta ve cesaretle haykıran ben, yalnız sana esir düşmüştüm.
Çok incitmişler seni, için içini o kadar kemirmiş düşüncelerin seni öyle esir etmiş ki. İçine kapanmışsın, beynine gömülmüşsün. Aynı şeyleri istemişsin hep, aynı hayalleri kurmuşsun. Birer birer kaymışlar ellerinden. Birinci gün ağlamışsın buna, uyumamışsın, boğulmuşsun. İkinci gün silmişsin gözlerini, koca bir bardak su içmiş, makyajla bir şeyleri kapatmış çıkmışsın. Ben de ayağa kalkabiliyorum demişsin. Üçüncü gün sancınla alay etmişsin, uyuşturmuşsun içini, beynini. Uyuşturmak bazen boğuluyor gibi olsan da nefes almaktır sanmışsın. Nefes alamamışsın.
Sanki göğüs kafesimdeki tüm kuşlar, Göğsümü parçalayıp, uçup gitmişlerdi. Geride parçalanmış bir kafes, Ve kuşların uzaktan duyulan kanat sesleri kalmıştı.
dolu dolu duygular, bomboş insanlara.
Birikmiş bir özlemi sakladınız mı? Gelmeyecek bir gideni, olmayacak bir nedeni beklediniz mi?