Eğer bir yazar olsaydım; öylesine yazılmış kitabın son cümlesinde yalnızca hayatta kalmış bir bedenden, uzun zaman önce ölen bir ruhun kopup gitmesini yazardım, ki değilim .
Kaynak: efillavin
🪼
No title available
"I'm Dorothy Gale from Kansas"

EXPECTATIONS
Monterey Bay Aquarium

if i look back, i am lost
cherry valley forever
taylor price
No title available
One Nice Bug Per Day
★

No title available
Fai_Ryy
𓃗
I'd rather be in outer space 🛸

shark vs the universe
Sade Olutola
🩵 avery cochrane 🩵
noise dept.
sheepfilms

seen from United States

seen from Indonesia

seen from China

seen from China

seen from United States
seen from Netherlands

seen from Ecuador

seen from Germany
seen from United States
seen from United States

seen from United States
seen from Bangladesh
seen from United States
seen from United States

seen from Venezuela
seen from United States
seen from United States

seen from United States
seen from Russia

seen from Malaysia
@hayattannoksan
Eğer bir yazar olsaydım; öylesine yazılmış kitabın son cümlesinde yalnızca hayatta kalmış bir bedenden, uzun zaman önce ölen bir ruhun kopup gitmesini yazardım, ki değilim .
Kaynak: efillavin
Küçük prensi seviyorum fakat fazla abartıldığını düşünüyorum. Fil yutmuş boğa yılanını şapka zannedecek o 'büyük düşünürler' başucu kitabı olarak tutuyor bu kitabı. Oysa bir çocuğun resmindeki güneşin sarı, ağacın yeşil olması gerektiğine kanaat getirecek kadar tekdüzeler hepsi. Büyüyünce ne olacaksın diye sorulur, ne yapmak istiyorsun diye değil. Zira senin ilgi alanınla değil statünle alakadar olur hepsi. Söylesenize, büyük insan nasıl olunur sevgili büyükler? Doktor, mühendis, bilim adamı olmayınca büyünmez mi? Bilim adamı değil bilim insanı dersem de klasik olarak kuşağımla suçlayıp dışlarsınız beni değil mi? Kendi rutin hayatlarınıza aykırı olan her şey yanlıştır çünkü sizin için. Yetişkin hayatı adı altında her sorununuza bir kulp taktığınız o aptal gerginliklerinizden de bıktım açıkçası. En modern, en normlara aykırı olduğunu iddia edeniniz bile toplum baskısının zavallı bir kurbanı olup kendini sorgulamaya başlamış durumda. Hayatında kimseyi istemeyecek kadar yalnızlığını sevenini bile başarı olarak gördüğünüz evliliğe ikna edersiniz çünkü. Daha ne ile ilgilenmek istediğine karar veremeyen insanı işe başlatırsınız zorla. Sonra ilgilenirsin diğer şeylerle dersiniz, işini bir eline al da. Sanki sonra diye bir kavramın varlığına eminmiş gibi. Neyden sonra mesela? Liseden sonra, üniversite sınavından sonra, üniversiten bitince, işini bi eline al da, memurluk bırakılır mı hiç, bir emekli ol da... Öldük ya sonra. Öldürdünüz de toprağa gömdünüz ya hayalleri de yanımızda. Sizden olmayan mutluluğu yakalayamamıştır çünkü size göre. Hayatı yaşamaya fırsatı olmadan monotonluğa atarsınız insanı. Kafanızı yukarı kaldırma cesaretiniz olmayan dünyanızda yıldızların da olmadığını savunursunuz siz şimdi. Biz de boğulalım istersiniz karanlık bataklığınızda. Tamam hayat zaten böyle bir yer de, her şey zaten zorken niye daha fazla zorlaştırırsınız ki? Bari bir şeylerden keyif almak, birbirimize iyi gelmek bizim elimizde değil mi ki? Hepimiz bataklıktayız zaten de, ara sıra gökyüzündeki yıldızlara bakmak bu kadar zor olmasa keşke.
Başkalarından seni sen olduğun için sevmelerini bekliyorsun. Ama kim olduğunu kendin bile bilmiyorsun. Keşfedilmek, görülmek, anlaşılmak istiyorsun. Biri seni ufak şeylerinle bile bilsin, sen şunu seversin diyebilsin istiyorsun. Kendin en sevdiğin çiçeğin ne olduğunu bile bilmezken. Şımarık bir kız çocuğu musun yoksa olgun kendini bilen bir insan mı o bile belli değil. Karşındaki senden ne beklerse o'sun. Ayna tutuyorsun insanlara kendini göstermek yerine. Ben buyum, benim sınırlarım bunlar demekte bile zorlanıyorsun. Kendin olarak o kadar sevilmemişsin ki kendinin nasıl biri olduğunu unutmuşsun. Uyum sağladığın sürece sevildiğini o kadar kabullenmişsin ki bulunduğun kabın şeklini alıyorsun her defasında. Tüm gerçekliğini tüm şeffaflığıyla kabullenecek biri olmadığına eminsin çünkü. Kim olduğun hakkında en ufak bir fikrin bile yok. Artık neyden nefret edip neyden hoşlanıyorsun o bile bulanıklaşmış durumda. Kendine göstermediğin değeri başkalarından bekliyorsun. O kadar tahammülün yok ki kendine iki dakika yalnız kalmaya dayanamıyorsun. Dolayısıyla insanlara bağımlısın. Sana gösterdikleri ilgi üzerinden kendi değerini biçiyorsun. Kendin hakkında bildiğin tek şey içinin sıkışması, ruhunun daralması. Birine içini açmaya kalkıştığında bile anında utanıyorsun. Hata yaptığını sanıyorsun. Duyguların o kadar kabul görmemiş ki herkese güçlü olduğunu kanıtlamaya çalışıyorsun. Oysa tek istediğin birinin koşulsuz şartsız beklentisiz yanında olması. Çünkü kendinin bile yanında olamıyorsun artık. İnsanlara bu kadar muhtaç olduğun için ve kendine yaratamadığın alan için de nefret ediyorsun kendinden. Her şeyi yapabilmeyi isteyip, hayatı, huzuru sevdiğini iddia edip her boşlukta düşünmekten kafayı yediğin için de utanıyorsun kendinden. Ama o gücü de bulamıyorsun kendinde. Yorgun değil aciz görünüyorsun artık sadece.
Sevgili kendim,
Yazmaya ara vermiş olmasaydın, en büyük tutkunu öylece terkedip gitmiş olmasaydın. Ya da son buhranlarında büyük bir fırtına kopmuş olsaydı içinde ve birçok kelime amansızca aksaydı yüreğinden sayfalara, birçok mesele çözüme bağlanma umuduyla hayat bulsaydı kelimelerinde de yazmak, anlatmak, kendini seven bir insan olarak konuşmak kaçınılmaz olsaydı. Durup dururken büyük bir çabayla yeniden yazma girişiminde bulunmamış olsaydım. Bütün meselelerden kaçtığım gibi uzaklaşmasaydım senden de. Kendimden kaçtığımı itiraf etmek zorunda kalmasaydım kendime. Ya da çözüme ulaştıramadan halı altına süpürdüğüm her mesele gibi görmezden gelmeseydim seni de. Hem de herkesi bu kadar görüp önemserken. Başkasının ayağı takılsa koştururken seni bir köşede bir başına çaresiz bırakmasaydım da bu mektubu yazmak zorunda kalmasaydım. Ya da bir kişi olsun gözlerine bakıp anlasaydı de kendi saçlarını okşamak zorunda kalmasaydın. Bir kişi olsun gerçek seni önemsemiş olsaydı da 'ben iyi değilim, bu sefer durum ciddi' diyebilseydin. O zaman ben de sana herkese evren olduğun dünyada kendine bir oda bile ayırmayışının hesabını sormak zorunda kalmazdım. Son arzunun anlaşılmak, düşünülmek, sevilmek olduğu dünyanda kendi omzundan öpmenin kinini gütmek zorunda kalmasaydım tüm insanlığa. Yaşamın sancısını bu kadar hissetmeseydin de yaşayabilseydin keşke. Her şey bu kadar zor olmasaydı da güçlü değil mutlu olabilseydin. "Carpe diem" bilincini ve hissedilen an ruhunu benimseyen bir insan olarak iyi ki demek kaçınılmaz olsaydı keşke yerine. Evet sevgili kendim, kaybettiğin o anları sana geri veremem. Her meselede avuttuğum gibi avutamam bu konuda da seni. Yalnızca umuyorum ki bir gün beni sevmeyi becerebilirsin ve umuyorum ki yıldızlara bakmaktan, yağmurda ıslanmaktan, ruhunun götürdüğü yere gitmekten, rüzgarın tenini okşamasından aldığın zevkten ve yaşamdan hiç vazgeçmezsin.
Ben, sen.
Hayatının son sahnesinde çalacak olan o şarkı..
"Yaşamak acı çekmektir ve hayatta kalmak acıda bir anlam bulmak demektir."
"florebo quocumque ferar"
nerede olursam olayım her yerde çiçek açacağım
━━━━━━━ •🌸• ━━━━━━━
"aslında ruhunu değiştirmen gerek, üstündeki gökyüzünü değil!"
ahlak mektupları / seneca
böyle hissettiren şarkılar.. ✨️
~ neresi sıla bize, neresi gurbet ~
Küçük adımlar, büyük duygular eşliğinde geçeceksin bu hayattan. Zarafetle, incelikle dokunacaksın bir başka hayatlara. Adın anılacak her bir güzel anıda. Yaşadın mı tam yaşayacaksın. Her gün yeniden doğacaksın bir bebek ağlamasında. Ve her gün yeniden öleceksin bir masum canında. Kaybedişlerin zaferlerine gebe kalacak her seferinde. Bir gülüş, bir ince tebessüm can katacak ömrüne. Bir gün göçüp gittiğinde bu dünyadan, başkalarına kattıkların kadar yaşayacaksın.
"soytarı" diyordu kendine insanlığını yitiren. Ben soytarılıktan istifa ediyorum albayım. Karanlık ruhlar binbir kurtla beynimi kemirirken dışarıya gül bahçeleri vadetmekten cayıyorum. İnsanlığımı değil fakat ümitlerimi yitirdim. Yeni başlangıçlar, yeni yalanlar istemiyorum albayım. Bileğime batıl inançlar bağlamak istemiyorum kendimizi kandırmak adına. Dış dünyanın renk paletlerini değiştirince içimin karanlığı da söner mi dersin? Yıldızlar canlı kalır mı ay ışığını yitirmişken? İnsanları sevdikçe artar mı aynadakine merhametim? Yok albayım. Hiçlikte sürüklenen yanıtsız sualler hepsi. Kendine soytarı olamayanların dünyasında kırmızı bir boyadır tüm gülüşler. Sahte olmayanların dünyasında sahtedir tüm sevgiler. Çünkü kimse ak pak olmayan karanlık gerçekleri gerçekten sevemez. Pazarlanandır her zaman sevilen. Gerçek beni kim sevecek o halde albayım? Yoksa bu kalabalık yalnızlık mı beni inşa eden? Yaşamla oyunlar birbirine karıştı albayım. Hangi ben, hangi dünyada nereye gidiyorum bilmiyorum. Yolumu kaybetmedim. Çıkmazda ya da ayrımda da değilim. Sadece bilmiyorum ayaklarım yerde mi yoksa varlığım uçan balıklarla göklerde mi...
Kaçmak, gitmek, olabildiğine uzaklaşmak istiyorum bu dünyadan. Tıpkı bir kanser gibi beynimin her hücresine yayılan ve günden güne beni daha da solduran bu karanlık ruhlardan kurtulmak, biraz olsun içsel bir huzura kavuşmak istiyorum yalnızca. Hayatın kıvılcımının hissetmek olduğunu sayıklayan ben sönüyorum yavaş yavaş. Toparlayamıyorum her biri başka yere dağılan ruhumun parçalarını. Bir gün bir umut yeşerse içimde öbür gün dolularını yağdırıyor kaygı bulutları, üzerine. Kalabalıklar kuru gürültü, yalnızlık ise beynin kurdu gözümde. Hangi yana evrilsem bitmek bilmeyen bir karadelik içimde. Bir taraftan doldursam öbür yandan akıyor. Ne yapsam kapanmayıp hep daha fazlasını yutuyor. Her bir düşüncemde şakaklarım sızlıyor. Ne kaçabiliyorum kendimden ne de gelebiliyorum kendime. İkilemlerin arasında sıkışan bir hiçliğim sadece. Bu dünyada tamamlayabilirdim belki kendimi, eğer noksan olan hayat olmasaydı bende.