Kıymetli Devletlim
Sabır dediğin Zeynep'te olur Mehmet'te olur ama Devlette olmaz. Devlette strateji olur, hamle olur, müdahale olur, zulmü sona erdirir. Kıymetli Devletlim! #Filsitin Davası'na sahip çıkmak oradaki zulmü sona erdirebilmektir...

#extradirty

izzy's playlists!

Product Placement
Lint Roller? I Barely Know Her

roma★

tannertan36
Aqua Utopia|海の底で記憶を紡ぐ
Claire Keane
wallacepolsom
NASA
No title available
$LAYYYTER
RMH

@theartofmadeline
sheepfilms
YOU ARE THE REASON
Fai_Ryy
Peter Solarz

❣ Chile in a Photography ❣

ellievsbear

seen from Poland

seen from United States
seen from United States

seen from United States
seen from United States

seen from United States
seen from United States
seen from United States
seen from United States
seen from United States
seen from United States

seen from United States
seen from Portugal

seen from T1

seen from Malaysia

seen from United States

seen from Malaysia

seen from United States

seen from Japan

seen from Brazil
@ilhantalha
Kıymetli Devletlim
Sabır dediğin Zeynep'te olur Mehmet'te olur ama Devlette olmaz. Devlette strateji olur, hamle olur, müdahale olur, zulmü sona erdirir. Kıymetli Devletlim! #Filsitin Davası'na sahip çıkmak oradaki zulmü sona erdirebilmektir...
Hukukun Şeysi
Üstünde birileri oturduğu sürece hukukun üstünlüğünü sağlayamazsınız.
Hukuk masumları yargılamak içindir.
Zira darağacında asılan hiç bir zalim göremezsiniz.
Hukuksuzluğu hak olarak görenlere karşı hak dava etmek,
Hakka karşı bir edepsizlik ve hürmetsizliktir.
Adaletten çok, adaletsizliği temin eden bir hukuk,
Belki de savunulması gereken değil yok edilmesi gerekendir.
Güzel bir memleket hayal ediyorum,
Kimsenin burnunun kanamadığı,
Kimsenin hakkının yenmediği,
Kimsenin aç kalmadığı bir memleket…
Adil yöneticiler,
Hakkına sahip çıkan yönetilenler,
Gülen yüzlerle sokakları dolduran insanlar istiyorum,
Allah aşkına söyleyin dostlar,
Çok şey mi istiyorum?
Ben Böyle Bilirim...
Hayatı değilse de,
Ölümü ses getirmeli insanın!
Varlığı değilse de,
Yokluğu fark edilmeli...
Sözü değilse de,
Sessizliği dert olmalı el-âleme...
Kavgayı bilmese de,
Adı yetmeli namerde...
Eğlenmeyi bilmese ne çıkar,
Tebessümü yetmeli sevdiklerine...
Nisyandan Geldim Ben, Hoş gör Lütfen!
Beni tanıdığını zannetme sakın.
Çünkü kendime bile itiraf edemediğim gerçeklerimle bir başınayım çoğu zaman.
O kadar çoklar ki; hangisi gerçek ben, bilemiyorum.
İyi biriyim zannetme sakın.
Nisyandan geldim ben.
Unutkanım bir kere.
Aynaya bakar da, topraktan geldiğimi hatırlamam mesela.
Gözlerimin kahvesinde kaybolurum da nereden aldım bu muazzamlığı aklıma getirmem.
O yüzden iki göz göze geldik diye hatırımda kalırsın sanma!
Ben ki, bir zamanlar farklı âlemlerde ettiğim yeminleri hatırlamam nitekim.
İki sözümü sözüne kattım diye sana borçlandım sanma.
Şu konuda anlaşalım mesela; vefalı biri değilim ben.
Tüm kâinata hükmeden bir eşref olarak beni buraya gönderen kudretin hazırladığı cennetlere layık görürüm de kendimi, küçük bir ricasına yanaşmam vefasızlıktan.
O nedenle, bir parça emeğim var sende diye minnet duyarım sanma.
Emek vermem sana, yardım da etmem.
Küstah biriyim ben, kahrolası biri belki de.
Ama yine de taşımadığım tüm güzel vasıfları taşı derim üstünde.
Yapamadığım tüm iyi şeyleri yap isterim.
Sevmem de seni, isterim ki canından çok sev beni.
Küstahım işte. Çok görme lütfen.
Biliyorum, diyorsun ki; cehenneme kadar yolun var!
Evet, var.
İşte cehennem tam da bunun için var.
Ama sen yine de gel bana zaman tanı.
Düzelirim belki de.
Her yanlışımda uyar mesela.
Yapma, o yaptığın kötü de, pis de.
İyi olanı göster bana.
Affet beni ve affedilmenin güzelliğini hissettir.
Düzelt beni.
Yücelt hatta ve orada bırak.
Cennet belki de böyle bir yerde.
Ellerinde…
Süveyda
Gökyüzünde çocukların,
Kanatları varmış ipekten.
Ve yıldızlardan oyuncakları, bin bir türlü.
Kurmaya vakit bulamadıkları hayallerinde şimdi;
Birçoğu prensesler kadar güzelmiş orada…
Bir sözleri iki edilmezmiş onların.
Laflarının üstüne laf söylenmezmiş.
Melekler hizmet edermiş, hürmetle…
Öyle görmüş görenler.
En güzelleri de Suriyeli Süveyda imiş.
Sultanlar gibiymiş gökyüzünde.
Herkes boynundaki misk kokulu gülden tanırmış onu.
Sabah vaktinde, ansızın bir kurşunun taktığı.
Rivayete göre;
Yeryüzünde kurşunlar;
Çocukların boynuna kırmızı güller takarmış.
Ve bu kurşunlar onları,
Gökyüzünde,
Gül yüzlü prenses yaparmış.
*Gökyüzünün gül yüzlü prenseslerine…
…
Biliyorum kolay olmadığını,
Neler çektiğini biliyorum.
Uykuların kaçıyor.
İştahtan kesildiğini, solup gittiğini biliyorum.
Ama olmuyor, yapamıyorum.
Benim için de kolay olmamıştı,
Biliyordu neler çektiğimi,
Uykularımın kaçtığını,
İştahtan kesildiğimi,
Solup gittiğimi de biliyordu.
Ama olmadı.
Hayat böyle.
Kimimiz sevdi, sevilmedi.
Kimimiz öldü, gömülmedi...
Anayurt
Güneşin hiç batmadığı bir yerdi,
Umutlarımızın tükenmek nedir bilmediği,
Mutluluğun canına okuduğumuz bir dünya…
Sevinmek için neden aramadığımız,
Sadece başımızın kırıldığı,
Dizlerimizin yaralandığı bir yer.
Bir anne öpücüğüyle geçiveren yaralar aldığımız günlerdi.
Ve sadece oyunlarda yorulduğumuz.
Ağlarken bile mutlu olabildiğimiz zamanlardı,
Sonra büyü bozuldu herhalde.
Ya da uyandık rüyadan.
Taşınmış ta olabiliriz bu güzel diyardan.
Bilmiyorum…
Şafağı bekler oldu gözlerimiz.
Umutların da tükendiğine şahit olduk.
Mutlu olabilmek için canlarımıza okur olduk.
Sevmek ve sevilmek için nedenler koyduk önümüze.
Kalbin de kırılabileceğine şahit olduk.
Yara bere içinde kaldı ruhumuz.
Bir anne sesi aradı kulaklarımız.
Ve artık yorgunluktan bitap düşmüştük.
Ama tüm bunlara rağmen; dürüst bir insanın daima anayurdunda, yani çocukluğunda kalabileceğini öğrendik.
“Çocuklara, dürüst insanlara sevgilerle…”
Sevgili…
Semadan indin yüreğimize, damla damla…
Hayat verdin sevgili, yağmurdun sen rahmettin.
Yeşerdik.
İçimizdeki tohumlara can sundun ellerinle.
Filizlendik, çiçek açtık sevgili,
Berekettin sen.
Yanan yürek çöllerimize yağdığında,
Kavrulmuş toprak tanelerinde hasret kokun vardı.
Kirli, tozluydu yüzler.
Rahmet damlalarıyla yıkadın.
Yorgun ve berrak bakışlar vardı kirpik uçlarında.
Süreyya bir çehre, ışıktın sevgili.
Merhamet nazarıyla baktın da,
Huzur buldu arınmış yüzler tebessümünle.
Cennetler yaratıldı tebessümüne.
Kıskandı canlı cansız bütün mahlûkat.
Kimdi bu sevgili, ta yürekten sevilen.
Açtın da ellerini arş-ı alaya,
Boşaldı bütün cömertliğiyle rahmet,
Seninle indi yeryüzüne.
Muhammed’din sen [a.s.m]…
Övülen, methedilen…
Yaratanın övdüğü, sevdiği sevgili,
Yaratılanların övdüğü sevdiği sevgili,
Sendin,
Sendin sevgili…
[Rahmet ve Şefkat Peygamberi Efendimiz s.a.v’in Kutlu Duğum Anısına...]
An itibariyle Ordu’da durum budur. (Ordu’da)
Merak etme beni,
Ölmek üzereyim plöreziden.
Ben gidince,
Yapamayacağım şeyleri yapma olur mu?
Sevme yağmuru mesela.
Dinleme o şarkıyı.
Bakma aynaya.
O da görmesin seni,
Ben göremedikten sonra.
Aşk acısı değil bu yaşadığım,
Melankoli, sıradan.
“Keder” belki de.
21 yaşındayım.
23 yaşımda…
Bir şiir yazacağım.
Hepsi bu!
Sevgiyi koydum kum saatinin dolu dizgin akıp giden kumlarının her bir zerresine. Çünkü bir tek sevgi var elimizde; bunca yıldan damıtılıp gelen. Yine bir tek o kalacak, yaşanacak yıllarından geriye. Bir tek sevgi olacak bunca telaştan artakalan. Ötesi yalan.
***
Çok sıkkın. Bıkkın. Gergin. Üzgün. Yorgun. Olsak da hala yaşıyoruz, çok şükür.
***
Belki kimse olmayacak senin gibi; ama sende olmayacaksın eskisi gibi.
***
Hayatın bir yarış değil, her saniyesinin tadı çıkarılması gereken güzel bir yolculuk olduğunu aklınızdan çıkarmayın. Dün tarih oldu.. Yarın bir sır.. Bugünün kıymetini bilin.
***
Erkek adam ağlamaz denir ya, sakin inanma ! Unutma ki, erkek adam ağlamayan değil, bir kadını ağlatmayandır aslında.
***
Her aşkta kendimizi ararız, o yüzden bulduklarımız benzerimizdir.
***
Hazırım ben arkadaş ! Aşkın acısı da güzel, tatlısı da iş, uğruna tüm bunları göze aldığın gerçek aşk’i bulmakta.
***
Geçmiş yaşanmışlıklarınız hala canınızı yakabiliyorsa; geçmemiş demektir.
***
Sırf sevgilinin yüzü gülsün diye, bazen saçmalamayı göze almaktı aşk.
***
Eskiden mendiller aşıkların gözyaşlarıyla ıslanırdı şimdi ise gerçek aşık kalmadığından fabrikadan ıslak çıkıyor.
İşte hayat bu kadar güzeldir.
Batan Gemiler
Genişleyen bir evren gibiydi kalbim.
Bir damla suydum oysa.
Milyonlar ışık yılı uzaktayken sana.
Ruhundan bir nefes üflendi ruhuma.
Dağların çekindiği bir yük konarken omuzlarıma.
Ve zaman nedir bilmezken ben,
Gün sayıyordum ufacık bir odada.
Nakış nakış örülürken bedenim,
Yazılıyordu kader defterim.
İki melek öperken alnımdan,
Bir melek tutuverdi minik ellerimden.
Dökerken gözyaşlarımı,
Aldım ilk nefesimi.
Zormuş dedim bu hayat, zormuş.
İnsan yaşamak için her an nefese muhtaç olur muymuş?
Ne zormuş dedim bu hayat, ne zormuş.
Sonra bir ses duydum ve durdum.
Diyordu ki bana;
“Göze alamadıktan sonra her şeyi, nedir ki hayat…
Nedir ufuk çizgisinde kaybolan güneşin şafak yolculuğu.
Karanlıktan korkan bir yıldız, ateşten kaçan bir mum gördün mü hiç?
Oysa her bahar yeniden açan yapraktı gerçeği fısıldayan.
Ölüp ve sonra tekrar dirilen topraktı okunması gereken!”
“Madem hayat var, batan bir gemi kadar vakur durabilmeli insan.”