Batan güneş için ağlamayın, yeniden doğduğunda ne yapacağınıza karar verin.
I'd rather be in outer space 🛸
AnasAbdin

JBB: An Artblog!
Mike Driver
Show & Tell
TVSTRANGERTHINGS
tumblr dot com

tannertan36
One Nice Bug Per Day
almost home
sheepfilms
DEAR READER
hello vonnie
let's talk about Bridgerton tea, my ask is open
art blog(derogatory)
No title available

祝日 / Permanent Vacation

#extradirty
styofa doing anything
Sade Olutola

seen from Indonesia
seen from Malaysia

seen from Canada
seen from United States

seen from Belarus

seen from United States
seen from T1
seen from South Korea
seen from United States
seen from Ireland
seen from United States
seen from United States

seen from Malaysia

seen from India

seen from United States
seen from India
seen from United States
seen from Brazil

seen from Canada
seen from United States
@indescribableblue
Batan güneş için ağlamayın, yeniden doğduğunda ne yapacağınıza karar verin.
Hayat istediklerimize göre değil inandıklarımıza göre şekilleniyor ve ben seninle olan Aşk'a inanıyorum.
Ölmeden önce yapmam gereken 100 şey :)
1-Sabahın beşinde kayıkla açılıp balık tutmak, 2-Yağmur yağarken denizde yüzmek, 3-Gece denizde yüzmek, 4-Dünya'daki en yüksek binaya çıkıp işemek/sıçmak (düşünsene sen işiyosun/sıçıyosun aşağıdaki gökten bok yağıyor diyor, ayrı bir zevk) 5-Bir cafe'ye girip “allaaaaaaaaaaaaaaaaaah! ” diye uçan adam sabri gibi bağırıp yerimde zıplamak. 6-Tek başına trenle yurtdışı seyahati yapmak. 7-Tibet'te budist rahiplerle birkaç ay 8-Kusana kadar jelibon yemek. 9-Okyanusu yelkenli bir yat ile geçmek 10-Babamla tartışırken birden “bu kadar yeter genç adam! cezalısın, doğru odana!” demek. 11-Sydney'de Gay ve Lezbiyenler Mardi Gras Festivali'ne gitmek. 12-Paraşütle bir evin camına inip “abla bi su verir misin?” demek 13-Öndeki arabaya hafifçe çarpıp öndeki arabanın sürücüsü aşağıya indiğinde onunla halay çekmeye çalışmak. 14-Saçlarımı pembe , mor gibi renklere boyamak 15-Sokakta sesim kısılana kadar bağırarak şarkı söylemek 16-Hangi din, ırk ya da siyasi bir görüşe mensup olunursa olunsun kudüs'teki ağlama duvarı'na gidip işemek 17-Çin seddini ziyaret ederken bir çinliye ‘vay be görüyor musun ? göt korkusu adama neler yaptırıyor’ demek. 18-İnsanlarla ingilizce,almanca konuşup turist sanmalarını sağlamak. 19-Kraliçe elizabeth'e türkçe'de elizabeth'in ne anlama geldiğini anlatmak. 20-İzdivaç programlarını arayıp, ekrandaki beyin/hanımın parasından çok hoşlandım demek. 21-Cadılar bayramı kutlayıp garip kılıklara girmek 22-Kıyafet balosuna katılmak 23-Münih'te dünyanın en büyük içki festivali Oktoberfest'e katılmak 24-Flash tv'de şarkılı türkülü eğlence programına katıl, fırsat bulursan sahneye çıkıp oynamak 25-Amazon ormanlarını gezmek 26-Tac Mahal de sıcak yağmur altında ıslanmak 27-Sokak ortasında kimseyi takmada öpüşmek. 28-1 ay doğada kamp yaparak yaşamak. 29-Las Vegas'ta kumar oynamak. 30-Köpekbalıklarıyla yüzmek.(Çok zor bir şey değil. Kafese girip denize atlıyorsun köpekbalığı da etrafında dolaşıyor. ) 31-Sağlam bir sebepten saç-baş kavga etmek. kafa-göz dalmak. artık allah ne verdiyse girmek. 32-Mısır'a gidip piramitleri görüp onlara dokunmak. 33-Bir gece sokaklarda uyumak,uyanmak 34-Büyük viktorya çöllerini görmek. 35-Karavanla Amerika'yı gezmek. 36-Otobüslerdeki acil durumda kırınız yazan yeri otobüs hareket halindeyken kırıp kaçmak. 37-Fas'ta 5 günlük çöl yürüyüşüne katılmak. 38-Hiç tanımadığım 100 kişiyle fotoğraf çekinmek. 39-Canlı timsaha dokunmak, görmek. 40-Sokakta öpüşürken görülen çiftleri, üstlerine su dökmek yoluyla ayırmak. 41-Podyuma çıkıp yürümek, 42-İtalya'da makarna ve pizza yemek 43-Sevgilimle dönme dolapta ve gondolda öpüşmeye çalışmak 44-Skuba dalış lisansı almak 45-Bilmediğin bir yerde konaklama 46-Everest'e tırmanmak 47-Yok yere yangı butonuna basıp kaçmak. 48-Meksika'daki Maya Piramitlerini görmek. 49-Üstsüz dışarı çıkmak 50-Garson hesabı getirdiğinde arkadaşınla hesabına el kızartmaca oyna. Garsonu hakem yapmak. 51-Etrafındakilere sürekli öpücük gönder, soranlara “tikim var” demek 52-Yoldan geçen tanımadığın birine “aynı şehirde yaşıyoruz, neden tanışmıyoruz?” demek ve kendini tanıtmak. 53-Otostop çekerek durdurduğun 10 arabanın şoförüne arabayı dikkatli kullanmalarını tembih etmek ve arabaya binmemek. 54- Bir grup arkadaşınla arka arkaya tutunup tren yapmak, gideceğiniz yere öyle gitmek. Önümüze çıkan yayaları ağzımızla korna sesi çıkararak uyarmak. 55-Toplu taşıma araçlarında etrafındakilere tek tek saati sormak. Saati ileri/geri olanları uyar ve “Saatleri Ayarlama Enstitüsü”nden olduğunu söyleyerek ceza kesmek. 56-Sokakta gördüğün en az beş yaşlının elini öpmeye çalışmak, öpebildiklerimden harçlık istemek, vermezlerse yere oturup ağlamak 57-Yağmurlu bir havada tanımadığın birinin şemsiyesinin altına girmek, “biraz da ben tutayım” demek 58-Tanımadığın insanlara hal hatır sormak, akraba ya da okul muhabbeti yapmak. Sonra “pardon biriyle karıştırdım” diyip gitmek 59-Belediye otobüsüne bindiğimde şoföre “öndeki taksiyi takip eder misin?” diye sormak. 60-Yolda gördüğüm insanlara “saçınız peruk galiba ama çok yakışmış” demek 61- Yoldan geçen herhangi birine “David Beckham‘a çok benziyorsunuz bir imzanızı alabilir miyim?“ demek. Zorla imza alıp, birlikte fotoğraf çekilmek 62- Bir iki arkadaşımla kağıda “Cezalıyız” yazıp, göğsümüze yapıştırmak. Yol kenarında bir süre tek ayak üzerinde durmak. 63-Yoldan geçen bir minibüsü heyecanla durdurup, duran minibüsün şöforüne saati sormak,teşekkür edip yoluma devam etmek 64-Yolda tek başına kahkahalar atarak yürümek, hatta yere yatıp tepinerek gülmek. 65- Arka kapısından indiğim otobüsün koşarak ön kapısına gitmek ve şoföre yanlış durakta indiğimi söyleyerek tekrar binmek. Bunu birkaç durakta tekrarlamak. 66- Derse, o dersin hocasının maskesini takarak girmek. 67- Bir turiste havaalanında coşkuyla karşılanıp omuzlara alınan yeni transfer olmuş futbolcu muamelesi yap. 68-Tuvalet kağıdıyla kendimi mumyalamak, sokağa çıkmak. 69-Yolda gördüğüm bir yabancıya hikayemi anlatmak. 70-6 ay boyunva hiç tırnaklarımı kesmemek 71-Gidip eski sevgilerimi ağzını burnunu kırıp nedensizce dövmek. 72-Yüksek bir yerden yoldan geçenlerin kafasına su balonu fırlatmak. 73-Kartopu savaşı yaparken sevmediğim birine elmayı karla kaplayıp kartopu niyetie atıp ağzını burnunu kırmasını sağlamak 74-Jartiyer giymek 75-Dövme yaptırmak 76-Kendimi 1 ay boyunca evde tecrit altında almak 77-Otostop çekerek en az 100 km'lik yolu beleşe gitmek. 78-Kapısının önüne ayakkabı bırakanların ayakkabılarını birbiriyle değiştirmek. İçine raptiye atmak. 79-Topuklu ayakkabıyla koşmaya çalışmak 80-Çok yüksek bir kayalıktan denize çivileme atlamak 81-Yok yere kavga çıkarıp , ağlamak yoldan geçenlere bu beni dövüyor ne olur yardım edin demek 82-Kalabalık bir yerde bayılmış taklidi yapmak 83-Yolda bir tümsek gördüğümde hıphızlı gaza basıp birkaç sanıye havada geçirmek 84-Yamaç paraşütü yapmak 85-Güneş in doğuşunu ve batışını izlemek 86-Meksika'da bayılana kadar tekila içmek 87-Bir kaç günlüğüne hafızamı kaybetmiş gibi davramak,etrafımdakileri delirtmek 88-Yüksek bir binanın çatısında uyumak 89-Dışarı sevgilimle battaniyemize sarılıp yıldızları izlemek 90-Sevmediğim birisine yanlışlıkla adı altıda kaynar kahve,çay dökmek 91-Grönland'a gitmek 92-Gerçek bir kutup ayısı görmek 93-Birkaçgün iglolarda yaşamak 94-Brezilyada Rio Festivali ne katılmak 95-Televizyona çıkmak 96-Bungee jumping yapmak 97-Dünyanın hızlı hız trenine binmek 98-Uçaktan paraşütle atlamak 99-Herhangi bir avmde bayanlar ve erkekler tuvaletinin logolarını değiştirmek 100-Herhangi bir kalabalıkta geğirmeye çalışmak
En kötü huyum insanları kafama göre denemem.Mesela aklımdan bir tarih tuttum,o tarihe kadar aradın aradın.Aramadın,artık yoksun benim için.
bazı sabahlar öyle bir duyguyla uyanıyorum ki gün içinde sarıldığım insanlara aslında veda ediyormuş gibi hissediyorum.
hani bir tane adam vardı, köprüye kadar yürümüş ve atlamıştı, cebindeki notta şey yazıyordu: eğer yolda birisi bana gülümserse intihar etmeyeceğim.
lütfen bana karşı eleştirel yaklaşırken bu hikayeyi aklınızın bir köşesinde bulundurun, lütfen karşınızdaki insanın savaşına saygınız olsun, biraz da olsa.
işlevsel olmayabilir, yaptığım şey hiçbir işe yaramayacak olabilir, yanlış tanınıyor olabilirim, ama bir şekilde birbirimizi kurtaracağımıza inanmak istiyorum.
çünkü bazı sabahlar uyanıyorum ve kendimi o köprüye yürürken buluyorum
şimdi kendimi atlayabilsem yine koşarak sana gelirim. bak senin o dağınıklığın benim düzenimi nasıl tertemiz yenmişti, hatırla.
bugün yazdıklarını okudum pinokyo. senin yazarken burnun uzadı mı bilmiyorum, benim okurken balkon demirini aşan kalbimi lütfen unutma.
mandalinalar çıktı.
sensiz dönüşen mevsimleri bağışlayabilmek için ödediğim diyet saçlarımı kırdı. milyonlarca.
sana gelirken giydiğim kazağın koyulaşan renginden anla. delirdim derken yalan söylemedim. delirdim ve yalan söylemedim.
elma dersem çık armut dersem yalvarırım sarıl bana.
özlemin tam burasındayım, tam burasında.
evimden 500 kilometre uzağa, yaşamaya gidiyorum jane. hayat bana ne sunacak bilmiyorum, başka başka insanlarla yaşamak nasıldır bilmiyorum. tek bildiğim oraya gideceğim ve sana yazdığımda yine evim gibi hissedeceğim.
en çok kendimi seviyorum ve en çok kendime saygı duyuyorum. biri beni sevdiğinde “neremi seviyor” diye düşünmüyor, sevilmeyecek biri olduğumu düşünmüyorum. kendimle bir sorunum yok ve birçok hatam var. bunlarla övünmüyor bunlarla dövünmüyorum. kaşlarımı beğeniyorum. küçük kırmızı ağzımı. konuştuğumda kendimi dinliyorum. yazdığımda kendimi okuyorum. tüm bunlardan hoşnutum. kendim için okuyorum. kendim için yazıyorum. bir şeyi geliştirmek istiyorsam bunu kendim için yapıyorum. birine bir akıl verirken kendi alnıma vuruyorum. birinin yarasını sararken kendimi onarabilecek olmanın umudunu arıyorum. kendime çok küsüm ve çok kızgınım ve çok kırgınım ama kendimi affediyorum. hiçbir şeyin suçlusu ben değilim. ve kimse benden izinsiz hiçbir şey yapmadı bana. kimseye kanmadım, inanmak için uğraştım sadece. kimse gelip de kalbime dokunmadı benim, ben ellerimle uzattım avuçlarına. kimse kapıları kırmadı, duvarları aşmadı, ben açtım evimin sokaktan hallice odalarını. şimdi hiç ağlamıyorum ve hiç üzgün değilim hiçbir şey adına. dostlarım aşklarım yazdığım duvarlar uğruna. biraz hasta bir çocuktum, biraz hasta bir çocuk oldum iyice. içimde bir şey bana sırtını dönmüş gibi hissediyorum. içimde bir şey yitmiş gibi. bir şey gitti gidecek gibi. bir şey çok tedirgin ve solgun ve kireç beyazı ve- allah kahretsin. ölürüm demiştim keşke ölsem hatta ah ki ölebilsem ama onca kesikle yaşa diye yaşadım. şimdi bana kızgınsan ve ağlayamıyorsan eskisi gibi, üzdüysem ve kırdıysam seni, sana vadettiğim o yaşları sunamadıysam, ayakta kalayım diye uğraşırken senin bir köşeye oturup dinlenmek isteyeceğini akıl edemediysem, yani yorulduysan kızım, soluklanamadıysan, bil ki ben sana hiç kızmıyorum. hiç nankör olduğunu düşünmüyor, seni çocuk olmakla suçlamıyorum. şimdi sen de biraz dinlenmek istersen, sonra toparlanmak istersen, o vakte kadar dilediğince dağıtabilirsin memleketi. söz ben toplayayım diye her şeyi, senin bir avuç ciğerini söndürmeyeceğim.
bir şeyler oldu, bir şeyler öldü, bir şeyler ellerimden yitip gitti. sonu görünmeyen bir yolda, ellerim ceplerimde, bir şarkının ağzımda çıkardığı garip bir mırıldanmayla yürüdüm. dümdüz bir evrende, gece ve gündüzün gözlerimde bir farkı kalmadığı o günde, evlerin sönen ışıkları, balkonların solan çiçekleri, yükselen ve alçalan sesleri, kaldırım taşlarının arasında yok oldu. kafam o kadar çok doluydu ki, alnımı bir dağa yaslasam, üzerime yıkılırdı. öyle sanmıştım. şimdi kafamı kaldırdığımda gördüğüm boşluktan fazlası değilim. gece yarısı aniden kan ter içinde uyandıran, asla bilmediğim ama özlemle aradığım o kapılara koşturan, yere düşürüp dizlerimin üstünde, ağlayarak kurtulmak için yalvartan, o duygu, geçti. sevdiğim insanlarla oturduğum o yuvarlak masalarda, kahkahalarımın arasında, jilet kesiği gibi beni oradan uzaklaştıran, boğazımdaki o koca yumru, geçti. sokakların köşelerinde, kimsenin beni görmediği yerlerde, elimde sigaram, ağzımda bir şarkı, omuzlarımın üstünde duran o koca yük, geçti. yüzyıllardır bir ağaca sarılıp, geçmesi için her şeyi yapacağım diye söz veren ağzım bıçak açmıyor. her şey geçti. beni de götürdü. kaybetmekten korktuğum her şey yerli yerinde. ama ne sarılabiliyorum, ne bağırabiliyorum, ne orada kalabiliyorum. başım dimdik, ellerim bomboş ama kaybetmedim. buradan sağ çıkarsam, seni istediğim gibi sevmiş olurum.
oku. bir deniz gecesi hatrına. çok uzaklara bakınca aklıma gelmen hatrına. hala iyi bir adam olamadıysan kırdığın tüm diğer kalpler hatrına. oku.
benim kalbimin ilmeği senin kapının koluna takılmıştır olur öyle. içim sökülürken sana doğru kendimi toplamaya çalışmışımdır. olur öyle canım benim, olmasa ne iyi ama yemin ederim olur öyle. düğümü yanlış yere atmışımdır. artık düğüm falan çözemiyorumdur üstelik. bunu kendimi düğümlerken hiç düşünmemişimdir mesela ben artık düğüm falan çözemiyorum ne yapacağız?
susuyorumdur. biraz gülüyorumdur. genelde ne cevap verdiğimi hatırlamıyorumdur. bir şey düşünürken çok hızlı yürüyorumdur. senin kapını düşünürken çok hızlı yürüyorumdur mesela. bir düğüm daha. sonra bir düğüm. bugün kambur kızının sırtını öpen bir kadın gördüm. oturdum burada sırtımı ağrıtıyorumdur. bir başka düğüm daha.
ne kadar mutluymuşum. ne kadar heyecanlı ne kadar genç ne kadar diri ne yorulmaz. her şey güzel olacak sanıyormuşum ne haddimeyse. şimdi o kadar da güzel olmayabilir raflarında çiçekler suluyorumdur. hiçbiri o kadar güzel olmayabilir sen de belki biliyorsundur.
bir taşıyıcı kolon kaybettim. çocukluğumu kaybettim. dalgalı saçlarımı öpen dedemin ağzını kaybettim. babama öfkemi kaybettim. vurulduğum her yerin acısını kaybettim. hemen dolardı gözlerim yaşımdan bile kaybettim. zamanı uzayan saçlarla tırnaklarda ilerleyen beyazlarla kesildiğinde üstünü örten derimin sabrıyla ölçerdim. şimdi kaybettiklerime bakıyorum. içinden çıkabildiğim işlere sağ varabildiğim sabahlara bakıyorum. zaman böyle geçmiş. büyümek bitti şimdi belki ne yaptığımı bile anlamadan yürüyorumdur.
bir şey diyecektim sana. unutmuş gibi yapıyorum. sen beni çok üzmüşsün neden öyle yaptın mesela. ben istersem senin kapını bulurum. o ipi keserim. bütün düğümlerden kurtulurum ama sen beni niye üzmüşsün. sağ çıktığım bir çukuru toprakla dolduruyorumdur belki şimdi. sen açtın diyemem ama bir kazma da sen sallamışsındır biliyorum. ben buna uzun uzun sırtımı ağrıtıyorumdur.
özledim diyemem. unuttum sayıyorum hatta. ama bıçak değen hiçbir organ eskisi gibi olmuyormuş tekrar bunu biliyor muydun? ben sana bunları öğretemem. yanımda yürüsen öyle hissedemem şimdi. ağzını falan izleyemem. bıraktığım gibi elim cebinde bulamam.
artık öyle olmuyordur. bilirsin canım benim bazen olmuyordur. olsa ne iyi ama olmuyordur. sen de en az bir çiçeği soldurmuşsundur. bir kuru toprağa bakarak söyle bunu. olmuyordur artık. olsa ne iyi.
sana.. tanıdığım en güzel kadına..
uyurken ve aynı zamanda çatık kaşlıyken, eminim ne kadar güzel göründüğünün farkında değildin. sen zaten genelde güzel göründüğünün farkında değilsin. diyorum ya, bu dünyada en güzel dördüncü şey; günbatımı. bir, iki, üç; sensin.
resim yeteneğim yoktur, düz çizgi bile çizemem, ama, elimi fotoğrafının üstünde o kadar çok gezdirdim ki; yüzünü ezbere çizebilirim.
sana.. tanıdığım en güzel kadına..
annemden bile güzelsin derim, bu cümlenin ağırlığını bir sen anlarsın.
sana.. tanıdığım en güzel kadına..
823 küsür gün. toplamda 3 yıl. 19752 saat. dakikasına falan girmeye gerek yok şimdi. yanımda dururken, yürürken, gülerken, ya da kendi halinde hiçbir şey yapmadan dururken öyle güzelsin ki. bir manzara olduğundan habersiz duruşun.
elinde tuttuğun sigaran, telefonun, çakmağın, çantan, montun, bileğinde olan tokan, bilekliğin. bunlar sana o kadar yakın ki, kıskanmamak elde olmuyor bazen.
her halini biriktirmeye çalışıyorum. yarın olmaz belki korkusuyla içime işlediğim neyin varsa her gece kazıyarak üstünden geçiyorum. her şeyin çözümü bir şekilde senin yollarına saklanmış gibi, bin antidepresandan daha etkili senin sesin. herkesin çok büyük bir hediyesi vardır bu hayatta, benimki sensin.
bugüne kadar eksilen parçalarımız bizden kocaman 2 parçalı bir yapboz meydana getirmiş. birbirimizi kaybetmediğimiz sürece resmin tamamı biziz.
yüzünü ezbere biliyorum, her çizgisinde alnının, geçmişindeki ciddiyetler kazılı. seni ne düşündürür biliyorum, düşünürken hangi tarafa bakıyorsun biliyorum. bir şeylerle ilgilenirken sen, herhangi bir şeylerle, izlendiğinin farkında ama değil gibi odaklanırken bir şeylere, içinden geçenleri biliyorum. yaralarının yerini biliyorum, seni ne yaralar biliyorum.
saatlerce izleyebilirim hissiyatını hayatımda ilk kez bir kediye sahip olup onun uykusuna denk geldiğimde yaşamıştım, sana denk geldiğimden beri sadece sana tekrar tekrar denk gelmek istiyorum. uyurken, gülerken, kızarken, öylece susarken her anında anım olsun, her anına şahitliğin mutluluğu hep yanımda dursun. sana bakmadan da seni görebiliyorum ama seni, sahip olduğum bütün zamanlarda başka şeylere bakmak istemeyecek kadar özleyerek seviyorum.
sana.. tanıdığım en güzel kadına..
kafamı çevirdiğimde görebildiğim mesafede yaşamadığın sürece parça parça dökülüp yok olacakmışım gibi hissediyorum. ellerin değmediği sürece, dokunduğum her yer etlerimi çürütecek gibi duruyor. bizi yakıp küllerimizi karıştırsalar belki tamam olurum, başka türlüsü zor. bizi yakıp iki uzak noktada yaşattılar, böyle yaşamak olur mu hiç? içimden senin içine koşan bi şeyler var, geceleri uyutmuyor. ben çaktırmayayım desem de kokunun ezberimde kalanı sabahlara karşı alnımın ortasına çakıyor. seni çok sevmek, seni bir sonra alacağım nefes gibi düşünmeden sevmek, seni bir gün ölüp gideceğimin eminliğiyle sevmek, şikayet etmek olarak değil ama beni, ağlatan bir zaman yetmeyecek hissinin koynunda yatırıyor. seni çok özlemek, seni bir sonraki nefesi alamayacak yorgunlukta özlemek, seni her an ölüp gidiyorum hissiyle özlemek sevgilim, şikayet etmek olarak, beni neşeme küstürüyor. bizi yakıp bir kavanozda yaşatsınlar istiyorum, böyle yaşanmıyor. senden öncesini düşünüyorum, senden öncesini kara delikler yemiş. doğumumdan sana gelene kadar geçen süre 7 saniye deseler inanırım ama rüyalar biraz palavra gibi. seni bir gece rüyamda yıllarca gördüğüme yemin edebilirim, seni her gece rüyamda bile yıllarca seviyorum. attığım adımların “bana bir şey olmaz” cesaretisin.
yanlışlıkla silinmiş yazılarım. tekrar yazdım. dur, ne diyordum. varlığın “iyi ki"ye zamir, yokluğun anneye ithaf edilen intihar mektubu. seninle herhangi bir şehrin herhangi bir yerinde oturup dünyanın sonu beklenir gibi. zaten sen biraz da dünyanın sonusun bana kalırsa, senden sonra bize kalacak olan doğmayan güneş kıyameti.
buraya yazdıklarımı senin yüzüne diyemiyor oluşum, sence ne kadar mantıklı? 4 gece üst üste rüyamda gördüm seni. her seferinde başka şeyler oldu. sonradan hatırladığımda hep gülümsedim. umarım allah ‘anca rüyanda görürsün’ demeye çalışmadı. dediyse de anlamadım. insan çok sevince susar demişti neruda ama susamıyorsun. taşa, dağa, uçan kuşa bile anlatasın geliyor. susarsam duygularla beraber infilak ederim. gel bak, bir elimde gözyüzü var.
sana.. tanıdığım en güzel kadına..
bir keresinde botanik parkta oturup tek başıma iki bira gömerken seni aramıştım ve sen bana senin hakkında, küçüklüğün hakkında bir sürü şey anlatmıştın. o zaman içimden dedim ki yaralarım yaralarına denk.
seninle yaslandığımız duvar demirine bile gülümseyerek bakıyorum. oturduğumuz masaya kaçamak bakışlar atıyorum. diyorum en mutlu anlarıma şahitlik ettiniz. eğer mekanda sen varsan, bira içeceğim zaman fıstık değil de mısır istiyorum. sen seviyorsun. zaten en güzel bira senin yanında içileni, her şeyin güzeli senin yanında.
montunu dışarda birinin üstünde görünce oluşan iki saniyelik kalp krizini acaba nasıl açıklayabilirim? böyle, tüm yeşil ve kürklü mantolar kalp krizine neden. ve ben, bir şey fark ettim senin yanında hiç bir dert kalmıyor. herşey bir süreliğine iptal oluyor dünya duruyor, ama şu yelkovanını kırdığımın saati durmuyor. işliyor. senin yanında durması gereken zaman yavaş yavaş ilerliyor. tüm saatlerin pillerini çıkarıp zamanı durdurmak istiyorum belki o zaman, zaman mekan kavramı yok olur ve sonsuzlukta kayboluruz ikimiz.
sana.. tandığım en güzel kadına..
ilk defa uyumanı izlediğim zaman, saatler öncesinde jabbar - raf çalmıştı. “içime kazınmışsın, beynim kalbime yenilir.” sana masal anlatmayı özlüyor olabilirim. senin uyurken çatık kaşlı halini özlüyor olabilirim. masalımda bir kaç detayı komik bulup yarım ağız gülmeni özlemiş olabilirim. “çıkmadın aklımdan bir gün, yüzün hep gözümün ucunda” geçen akşam, cuma akşamı, tunalıdan eve giderken barın birinde yine aynı şarkı çaldı. naptım peki? kaldırıma oturup şarkıyı dinledim. nedense her o şarkı çaldığında tekrardan seni uyurken görecekmişim gibi hissediyorum.
“boktan kurtulamadığında yanında kimlerin olduğunu kimlerin olmadığını asla unutma. hayatı düzene girmiş birini sevmek çok kolaydır.”
Birini gerçekten çok sevince kendinize sorun: Ben bununla parasızlık çeksem bile ağlanacak hâlime güler miyim, ben bununla kavga etsem bile yine de yüzünü güldürmeye çalışır mıyım, ne kadar kötü şey olursa olsun yanında durur muyum ve o buna değer mi. Sorun yani.
“Evet, gün geliyor bıkıyorum senden Ama İstanbul'dan bıkmak gibi bir şey bu.”
—
Cemal Süreya
(via icimizdekiyalnizlik)
Fenomenler olarak instagramda ortak hesap actik @sokakdakiduvar
instagram takipçi satın al