Üstüme bir zırh gibi geçirdiğim
Ellerimle, ilmek ilmek ördüğüm yalnızlığın
Ve su gibi içtiğim karanlığın altında
Her şeye ve herkese bir anlam yüklemişim
Tek başına kalmasın anlamlarım diye
Önüme gelenin kucağına atmışım hepsini
Bir platformun üzerinden izliyorum kendimi
Çaresizce şefkat ve merhamet arıyor içinde
Üşüyen bir köpek görünce okşayabilmek için başını
Ve belki de bir iki damla gözyaşı dökebilmek
Gözlerimi kapasam görebilir miyim
Yıllar önce solmuş bir çiçeğin rengini
Bıraksam kendimi karanlık bir çukura
Tutar mı beni, yitip gitmiş bir sevgili
Bir geçmiş var ruhumu sarıp sarmalayan
Giderek büyüyen bir kara delik mi
Yoksa başımı okşamaya çalışan bir teselli mi
Bilmiyorum, sanki öğrenmek de istemiyorum
Yaşamın, alışkanlıkların ve şeytanlarımızın ahengi
Bütün dünyayı sararak fısıldıyor
Ancak bu tınıyı sadece günahkarlar tanıyor
Ve hepsi anlıyor, zaman giderek yok oluyor
Elinde çiçeklerle karşıya geçen yaşlı adamı gösterip
Görmeden o kırışıklıkların arasındaki pisliği
Yıllar sonra o çiçeği çöpte bulacağını bilemeden
Esinti, çok yakından tanıdığım
Artık etrafımda istemediğim bir koku getiriyor
Üstüme başıma siniyor eskiler
Ve çırpındıkça yüzüm gözüm kesik içinde kalıyor
Dans etmek istiyorum aynalarla
Görürler diye korkuyorum ve yağmuru bekliyorum
Çünkü herkes yağmurdan kaçıyor
Ve ben herkesin kaçtıklarında kendimi buluyorum