“O yüzden gururunu al koynuna, kırıklarını topla eteğine; kendini tamir et.”
tumblr dot com
will byers stan first human second

shark vs the universe
hello vonnie

PR's Tumblrdome
YOU ARE THE REASON
Noah Kahan
Monterey Bay Aquarium

@theartofmadeline

izzy's playlists!
"I'm Dorothy Gale from Kansas"
Cosmic Funnies
No title available
almost home
trying on a metaphor

Love Begins
2025 on Tumblr: Trends That Defined the Year
Stranger Things
d e v o n

Kiana Khansmith
seen from Türkiye
seen from United States
seen from Italy
seen from United States

seen from Türkiye
seen from United States

seen from United States
seen from Australia

seen from United States
seen from Mexico
seen from Spain
seen from United States
seen from United States

seen from Saudi Arabia
seen from United Kingdom

seen from Saudi Arabia
seen from Spain

seen from Canada
seen from Australia
seen from United States
@kanvaszede
“O yüzden gururunu al koynuna, kırıklarını topla eteğine; kendini tamir et.”
"kanove'nin tüm şarkıları senin için yazılmış sanki."
sen bana yasaksın gözüm, sen bana mâhrem.
faust: senin bu sözleri söyleyemeyeceğini sanıyordum. şimdi, çok eski bir zamanı ve büyücüler mutfağını mı hatırlıyorsun? dünya ile ilişkide bulunmak ve boşluğu öğrenmek zorunda değil miyim? kendi görüşümü mantıklı bir şekilde söylediğim zaman itirazlar iki kat şiddetle yükseldi. hatta beni rahatsız eden şeylerden kurtulmak için ıssız yerlere gitmek, ama sonra büsbütün unutulmuş bir halde ve yalnız yaşamamak için ne yazık ki kendimi şeytana teslim etmek zorunda kaldım.
mefisto: eğer okyanusu yüzerek geçip o sonsuz denizlerin içine inecek olsaydın, çok önemli şeylere şahit olurdun. o yeşil ve sessiz denizlerin içinde kayıp giden yunus balıklarını, güneşi, ayı, yıldızları ve geçen bulutları görürdün. oysa eskiden beri boş olarak duran bu uzak yerlerde şimdi hiçbir şey göremeyeceksin, adımının sesini bile işitemeyeceksin, üzerinde durup dinlenebileceğin bir şey bulamayacaksın.
faust: sen yalancı mürşitlerin başı gibi sözler söylüyorsun! ama tam ters yönde. beni, sanatımı ve kuvvetimi arttırayım diye, aslında bir hiçliğe gönderiyorsun. beni, aynen kediler gibi, senin istediğin kestaneleri kızıl ateşin içinden tırnaklarımla çekip çıkarmak için kullanmak istiyorsun. ama ben, kararımı verdim. bu işin bütün sırlarını öğreneceğim. senin o hiçliğinde ben her şeyi bulacağımı sanıyorum.
mefisto: ayrılmadan önce seni övmek istiyorum. Artık senin, şeytanı anladığını görüyorum.
Johann Wolfgang von Goethe, Faust 1808.
devasa bir olmayışın yorgunluğu olmaz. olmayan, yaşanmayan bir şeyin yorgunluğunu kim çekmiş.
bazen en çok olmayan yorar. bir türlü gelmeyen, hiç yaşanmayan. yeri dolmayan, sesi hiç duyulmayan. devasa bir olmayış devasa bir yük de taşır. çünkü bazen, hiç olmamış bir şeyin yokluğu olmuşlardan daha çok yer tutar insanda. sen buna yorgunluk demezsin belki. ama ben bu eksikliği her sabah uyanır uyanmaz omuzlarımda hissediyorum.
Bak,insanlar sana hep yakıştırmalar yapar.Güçlüsün derler, çok güçlüsün.Asabisin derler,güzelsin, çirkinsin, akıllısın derler.Korkaksın derler,acemisin,ustasın derler, arada kafaları bozulur siktir lan derler.İnsanlar hep bulurlar diyecek bir şey.Seni istedikleri kalıpların şekillerine sokarlar.İyiyim, kötüyüm diyemezsin.Asabi değilim,sinir hastasıyım mesela ben.Çocukluktan.Bir şeye biraz kızsam,üzülsem,korksam diz kapaklarımdan başlayıp,ellerime,sonra çeneme varan titremeler yaşarım. Kekelerim,gözlerim dolar.Ama anlatamazsın kimseye, anlamak istemezler.İnanmazlar, umursamazlar. Güçlü değilim diyemezsin.Sen ki derler;şuna göğüs gerdin,sen ki bunu yendin,sen ki neleri atlattın…Yoruldum işte diyemezsin. Ayakta o kadar çok durdum ki taşımıyor o dizler artık, diyemezsin.Diyemezsin.Kendine yediremezsin. Alçaltacak sanırsın seni.Belki birileri,zayıf yanlarını görsün istemezsin.Bilirsin insanın emdiği süt çiğdir,kullanır herkes herkesin zayıflığını.Ne acı diyorum bazen,acıyorum kendime ve hepimize.Tüm bu beni anlayan,bana benzeyen insanlara.
Çok depresif ya da karamsar bir insan değilim, sadece bazı şeyler yolunda gitmiyor ve kendime kurduğum küçücük dünyam zaman zaman başıma yıkılıyor. Tonlarca yükün altında tek başıma eziliyorum, bu kadar.
Çok depresif ya da karamsar bir insan değilim, sadece bazı şeyler yolunda gitmiyor ve kendime kurduğum küçücük dünyam zaman zaman başıma yıkılıyor. Tonlarca yükün altında tek başıma eziliyorum, bu kadar.
All the 𝗽𝗿𝗲𝘁𝘁𝘆 stars shine for you, my 𝗹𝗼𝘃𝗲
Şehrin o yatık raksından incinen yine bendim.
Zayi olmuş bir heves yığınıyla, kalabilir insan.
"üzücü gözlemler, şiirsel hayranlıklar ve ışık arayışı arasında bocalıyorum."
kabuk bağlayan yaralar deşildi, kalbe mühür vuruldu. o gece, o hesap kapandı.
İnsan böyle terler mi Albayım. En insancıl damarını keserler mi insanın? Kavuşmak neye denir Albayım. Delirenler de kavuşur mu sevdiğine? Arıyorum Albayım. Oyuncağını kaybedince nasıl ararsa çocuk, nasıl ölmeyi dileyen insan ararsa azrailini ve nasıl seversem Albayım...Oysa ben çok güzel severdim Albayım. Onlar dokunmaya kıyamazken seven ele avuca gelir mi Albayım. Terliyorum Albayım. -Garson, bir 70'lik daha getir oğlum. Kapat kapısını meyhanenin. Herkes otursun oturduğu yerde. Efendiler. Şerefe! Süleyman Kargı beyefendi ile göz göze geliyorum. Daha da çok terliyorum. Sonra Poyraz bakıyor yandan, kesmedi Selim eşlik ediyor ona. Turgut ise beni savunuyor. Dalganızı benimle geçin der gibi. Vuruyor yumruğunu masaya. Sonra hepimiz şerefe diyoruz yeniden. Hikmet soruyor. -Bu sefer neyine içiyoruz? Tutunamadığımıza diyorum Turgut'a bakarak. Sonra Albayım ne oluyor biliyor musun? Başımı Turgut'un dizine koyuyorum. Uyuyorum Albayım. Ve ilk kez terlemiyorum. Ölüyorum Albayım.
Yapılanların pişmanlığı,yapılmayanların keşkesi,yapılabileceklerin bilinmezliği,yapılamayacakların çaresizliği...
Yolda yürürken aniden adımlarımı yavaşlatan bir düşüncesin bende,senin için çok savaştım yetmedi birde seninle savaştım.