Çok geçmiş olsun rabbim kolaylıklar nasip etsin. Tanı nedir aklımızda bulunsun ne olur ne olmaz bu dünyada
Amin.
PUT YOUR BEARD IN MY MOUTH
let's talk about Bridgerton tea, my ask is open

shark vs the universe
macklin celebrini has autism
ojovivo
🪼

bliss lane

blake kathryn
Fai_Ryy
TVSTRANGERTHINGS
The Bowery Presents
official daine visual archive
No title available

gracie abrams
Today's Document
Mike Driver
Monterey Bay Aquarium

No title available
will byers stan first human second

@theartofmadeline

seen from Chile

seen from Germany
seen from Poland

seen from Switzerland
seen from Portugal

seen from Türkiye

seen from Bangladesh
seen from Russia
seen from Bangladesh
seen from United States
seen from Türkiye
seen from Peru
seen from United States

seen from Indonesia
seen from Germany
seen from Sri Lanka
seen from Finland
seen from Finland

seen from Italy
seen from United States
@katkuta
Çok geçmiş olsun rabbim kolaylıklar nasip etsin. Tanı nedir aklımızda bulunsun ne olur ne olmaz bu dünyada
Amin.
Yazabilmek istiyorum. Konuşabilmek istiyorum. Gerçekmiş gibi gelmiyor hiçbir şey. Ebeveynlik çok garip. Hiç aklıma gelir miydi çocuğumdaki genetik bozukluk bende de çıksın diye dua edeceğim?
Her an bundan sonra devam edecek gücüm yokmuş gibi hissediyorum. Sonra devam ediyorum. Bu his sevdiğin birinin vefatıyla hissettiğin hisle aynı. Yas mı bu? Adı önemli mi?
Kendimi sevdiğim birinin yanına atıp saatlerce ağlamak istiyorum. Böyle bir fırsatım yok. Yarım saate evden çıkıp fizyoterapiye, seans bitiminde koşa koşa altı ay öncesinde randevu aldığımız profesöre gideceğiz. O gün dedimki hocam çocuk yürüyor konuşuyor işte bir problem olsa belli olmaz mıydı? Bu öyle bir şey değil, kan değerleri yüksek çıkmış bunun peşini bırakmayın dedi. Bırak deseydi ve hiç fark edilmeseydi ya da ben umursamasaydım?
Düşündükçe kafayı yiyecek gibi oluyorum. Artık geçecek demiyorum. Geçecek bir şey değilmiş. Hayat boyu…
—————
Fizyoterapi seansının bitmesini bekliyorum. O sırada 1 aydan fazladır elimde sürünen kitabı bitirdim. Abartılan bir kitap bence. Geçen annem Hac dönüşü dolap hurma dolu olduğu için ve devamlı misafir ağırladığı için bu yıl aşure yapmayacağını söyledi. Ben de bu yıl aşure yiyemedim hiç dedim ve çok canım çekiyordu. Dün kapı çaldı, yan komşumuz aşure getirmiş. O kadar mutlu oldumki anlatamam ve hayatımda yediğim en iyi aşurelerden biriydi. İçine limon ve portakal kabuğu rendelemiş 👌🏻
—————
Biz fizyoterapideyken R hastaneye akşamdan alıp buzluğa attığımız 2 tüp idrarı götürdü. Sonra geldi ve başka bir hastaneye gittik. Tanıyı anlatırken filan bir gerçekmiş gibi gelmedi yine. Arada beynim gidip geliyor gibi. Buzlukta idrar tüpü bile o kadar normalleştiki artık. Neyse geçen cuma bu defa karşıdaki fizyoterapistle kuzucuk seanstayken kaşık çatal bıçak çizdim. Guajla renk denemeleri yapacaktım. Ara ara renklendireyim derken bitti akşam. Bazen shopier hesabı açıp resim satma isteği geliyor. Sonra da kim alırki diyorum.
————-
08:30 da evden çıkıp tüm hastene işleri bittiğinde saat 12:30 gibi annemlere geçtik. R işe gitti. Annemle ve babamla bir fasıl tartıştık. Bir ara dedimki “Allah aşkına baba milyon dolarım olsa bir b*ka yaramıyor şuan anlıyor musun” Gülerek söyledim. Babam da gülerek “Bu kız iyice anarşik olmuş” dedi. Neticede hiçbir şey oğlumun sağlığını geri getiremeyecek ve ben bu gerçeği hazmedemiyorum. Yiyorum, içiyorum, bir gülüp bir ağlıyorum, resim yapıyorum, kahve içiyorum ama bu acıyı nereye koyacağımı bilmiyorum. Birkaç kişi dışında kimseyi görmek, kimseye açıklama yapmak, tavsiye almak, kimsenin sevgi sandığı acıma duygusuna şahit olmak da istemiyorum.
————
Eve döndük. Tahmin ettiğim gibi yolda uyuyakaldı. Ben de kendime bir kahve yaptım. Akşama yemek yok. Mutfağa girmek istemiyorum. Ütüler birikti ve yapmak istemiyorum. Kahveyi de hastanede çok güzel koktu diye yaptım. O kadar kayboldumki. Her şey o kadar karışık ve yorucu geliyorki. Aynı anda o kadar çok duygu varki içimde…
Uyuyamadım. Salı günü sonuçlar için hastaneye gittiğimizden beri beynim uyuşuk, kafam sanki alev alıyor, elim kolum tutmuyor gibi. Halbuki dışarıdan her şey normal seyrinde.
Mutasyona uğrayan bir gen. Sonucunda şüphelenilen iki hastalık. O iki hastalığın farklı versiyonları. Metabolizmanın baktığı kan sonuçları, fiziksel bulgular ve ihtimaller… Acilen R ve benden alınan kan sonuçları için minimum bir aylık bekleyiş sürecine girdik bile.
Ertesi sabah endokronolojiye gidişimiz. Miniğimden iki kez röntgen ve kan alınması.
Hüngür hüngür ağlamak istiyorum olmuyor. Boğazım, kulaklarım yanıyor, öksürüyorum, sesim arada gidip geliyor, uykum var gibi ama olmuyor. Çarşamba hastaneden sonrasını annemlerde yatarak geçirdim. Perşembeyi evde kendimi çamaşıra temizliğe vererek geçirdim. Cuma(yarın mı yoksa bugün mü demeliyim) Çarşamba alınan kan sonuçları için randevumuz var. Aklımı yitirecek gibi hissediyorum. R bana yine geçecek dedi. Geçmiyor, geçmeyecek. Anne olduğumdan beri o kadar çok sınanıyorumki tamamen tükenmiş bitmiş yanmış kül olmuş hissediyorum. Yahu genetik hastalık bu. Tedavisi filan yok. Napacağız hiçbir fikrim yok. Tanı anlamında biri ağır basıyor. Hiçbir tedavisi yok. Bu cümleyi tekrar tekrar düşünüyorum. Ölümcül çeşidi olsa şimdiye kadar kemiklerinde kırıklar oluşurdu dedi doktor. Ama nadir hastalıklar olduğu için ben pek vaka da bilmiyorum dedi. Sonra biraz araştırdım ve araştırmamam daha hayırlı gibi geldi. Detay bilmek hiçbir şeyi değiştirmeyecek. Şuan üzüntüden afallamış haldeyim. İnsanın en sevdiğiyle sınanması ne zormuş ne acıymış…
Şuan çok param olsa iyi bir sanat okuluna kayıt olurdum. Özel ders filan değil şöyle İtalya’da bir sanat okuluna gidip yanımda çocuğum ve tabiki bir bakıcı abla (o arada R nerde diye düşünüyorum da muhtemelen o işi bırakıp gel(e)mez) mis gibi bir eğitim alıp gece gündüz resim yapardım. Sonunun nereye varacağı umurumda değil ama içimden sadece resim yapmak geliyor. Fırsatını bulduğum her an yapıyorum.
Hayatımın gerçekliği çok farklı. Annemler geçen hafta Hacdan döndü. Öncesindeki temizlik sürecinden ve kuzucuku tuvalete alıştırmaya çalışırken aynı zamanda hastane ziyaretleri ve tabiki fizyoterapiye devam ederken çok yoruldum. Evi otel olarak kullandık gibi bir şey ama tabiki yine yemek vs de bende. Neyse gece annemler gelir gelmez sabahına misafirler başladı. Annemin hayat tecrübesi benimkinden çok çok fazla olmasına rağmen her şeye ön ayak olmak yordu. Misal içeride iki odada misafirler var ve mutfakta zemzemleri dolduruyorum annem ısrarla diyorki insanlar önce tabaklarını yesin çayını içsin sonra kahve yanında hurma filan veririz. Şaka yapıyor sandım. Hediyelikleri hazırlarken de ayrı bir kriz oldu. Misafirler gidiyor onu buraya mı koyayım şunu napsam Katkuta… Bütün ümidimi düne, pazar gününe bağlamışım. Dün de R babasının bir ricasını yerine getirmek için yoktu geceye kadar.
Yarın 3,5 aydır beklediğimiz tahlil sonuçları için tıbbi genetik bölümünden randevumuz var. Sabah da yine fizyoterapi var. O kadar tükenmiş hissediyorumki böyle beyin hücrelerim yokmuş ve kafam donmuş gibi. Kaygıdan kalbim sıkışır gibi oluyor arada. Midem zaten berbat muhtemelen yine ülser oldu. R bir şey çıkmayacak deyip duruyor. Çıkarsa da tedavisi olmayacak yani yokmuş.
Yaptığım resimleri satma fikri geçiyor aklımdan bir süredir. Bu işler nasıl oluyor hiç bilmiyorum. Yıllar önce -7 ya da 8 yıl- yine böyle bir fikirle etsy i araştırmıştım sonra olmadı. Instagramda yüzünü göstermeden nasıl büyünür bilmiyorum. Oturup bunlara kafa yoracak araştıracak bir fırsatım vaktim de yok. Ama gerçekten resimden gelir elde etmek isterdim. 2,5 yıldır çalışmıyor olmak maddi anlamda beni çok zorluyor. Doktor ziyaretleri, plansız zorunlu harcamalar ve her geçen gün zamlanan zorunlu giderlerle birlikte her şeyi en ince ayrıntısına kadar hesaplayarak yaşamama rağmen dışarıda bir kahve içmek bile lüks oldu. Uzun zaman önce yakın arkadaş grubumla aramızda geçen bir muhabbetten dolayı kimseyle konuşamadım bu konuyu. Konuşamamak da zorladı. Şimdi temmuzda Sapanca’da havuzlu villa kiralama planları var. Para bölüşüldüğünde sadece konaklama için kişibaşı düşen tutarla ben en az 15 gün mutfak giderlerini idare ederim… Ya da çocuğumun bir aylık demir takviyesi parası. Bir de gerçekten tükenmiş hissediyorum. Kimseyi dinlemek, kız neşesi denilen ortamlar filan şuan beni hiç açmıyor. Çok uzun süredir büyük bir imtihandan sanki hiçbir şey olmuyormuş gibi geçmeye çalışıyorum.
Resim eğitimi hayalimden buraya nasıl geldim? Bu defa yazıp yazıp taslaklarda bırakmak yok. Kendime söz verdim.
22Haziran’26
Keşke bundan 10-12 yıl öncesine gidip kendime “En yakınına aldıklarına dikkat et. Yıllarca dertlerini kendi derdin saydıklarına dikkat et. Kimsenin çöp kutusu olma” diyebilseydim. Bazen arkadaşlık-dostluk anlamında çok boşa kürek çektiğimi düşünüyorum. Son zamanlarda-bu zaman çok uzun bir zaman dilimi- bunun acısı içimde kaynıyor.
Yeni yakınlıklar kurmaya cesaretim, hevesim kalmadı. Ama ihtiyacım var. Samimi bir sohbete, kalpten bir dostluğa ihtiyacım var. Özellikle de anne olduktan sonra çok yalnızlaştım sanarken zaten öncesinde de yalnız olduğumu çok geç anladım.
Annemler 3 gün sonra Hacdan dönecek ve üçtür evi temizlemeye geldiğimde kardeşimin daha da mahvettiğini görüyorum. Gerçekten evin kilidini değiştirmeyi düşünecek kadar öfkelendim. Hep de bir bahanesi var. Dün gece 11 buçuğa kadar burdaydım ve mutfağı halletmiştim. 12 saat geçtikten sonra bir geldim tezgahın üstünde çöpler, lavaboda bulaşıklar, tuvalette sigara içmiş…
R de çocuğu parkta oyalamaya çalışıyor bir yandan tuvalete alıştırma sürecindeyiz ve pek de iyi gitmiyor. Çok bunaldım ve yoruldum. Maddi manevi o kadar dip bir yerdeyiz ve bir türlü çıkamıyoruzki birine anlatıp ağlasam sanki iyi gelecek. Sonra en son biraz anlattıktan sonra en yakın arkadaşım sandığım kişinin söyledikleri geliyor aklıma. Böyle böyle laf lafı açıyor kafamda.
Hayatımın en büyük pişmanlığı bu işte. Arkadaşıma annelik yapmak! Her zor anında sınırsız koşmak, yanında olmak, her derdini dinlemek dinlemek dinlemek ve asla yorulduğumu fark etmemek. Dinleyenin anlayanın bir ben olduğumu söylemesi ve o yükü tek başıma ve yardıma desteğe en çok ihtiyacım olduğu zamanlarda bile aşırı sırtlanmak. Sonundaysa 10 yıllık evliliği bitince asıl gerçeklerin kabak gibi ortada olması…
Kalkıp temizliğe devam etmem lazım.
14Haziran’26
Bir şey merak ediyorum. Faiz hassasiyeti olup birikim-yatırım yapıp ev alabilen var mı aranızda? Annem-babam şöyle yaptı ya da tanıdığım birileri şöyle bir yol izledi gibi örnekler de olabilir?
Geçen bir arkadaşım dediki ebebekin kurucusu Sumud filosuna katıldığı için hisse almak mantıklı geldi. Ben de dedimki hisse almama sebebin faize bulaşmak istememen olduğuna göre ebebek tamamen faizsiz şekilde mi işliyor yani bu ikisi arasında nasıl bağlantı kurdun. Sonra haklısın dedi. Haklı olmak hiç istemiyorum. Ama katılım payı adı altında bile faize giriliyor, islami finans diyorlar soruyorum bana garanti ediyor musunuz yaptığınız işe hiç faiz bulaşmadığını diye; imkansız bilemeyiz bilmemne. Eee?
Çok üzülüyorum. Barınmanın bu kadar temel bir ihtiyaç olmasına ve çevremdeki hemen hemen herkesin birer birer faize bulaşıp aman başka türlü ev alamıyoruz napalım demesine, bu bataklığa çok üzülüyorum.
İki gecedir neyse imsak vaktine ne kaldıki deyip yatmıyorum. Eskiden olsa aman güneşe ne kaldıki deyip güne başlamış kabul ederdim kendimi. Öğlen 1 saat uyuyup o günü gece uykusu olmadan geçirirdim. Şuan bu bana o kadar imkansız geliyor ki anlatamam. Neymişim ben süper güçlerim filan mı varmış 🫠
Eski günlerdeki gibi gece uyumak yerine düşünüp taşınıp durdum. Boşuna uykusuz kaldım. Sabah “Bak işte anne aydınlık olmuş hadi kalk artık” diye uyandırılacağım ve son pişmanlık fayda etmeyecek.
Kalbimde çok büyük bir ağırlık var. Geçip gidemiyorum. Kalamıyorum. Öyle eğretiki olduğum yer. Allahım sen yardım et. Amin.
Mayıs 2026 - Kurban Bayramı
Hayat insana ummadığını getiriyor. Allah insana ummadığını nasip ediyor.
Ah şu evin kapısı bir çalsa dediğim bayram oldu. Ah şu koltuktan kalkabilsem dediğim bayram oldu. Ah şu bulaşıklar bir bitse dediğim bayram oldu. Ah şu misafirler bir gitse ve uyusak dediğim bir bayram da oldu. İyiki kalabalığız böyle daha keyifli dediğim bayram, şükür sağlıklıyız dediğim bir bayram, şükür sokağa çıkma yasağı yok dediğimiz, şükür ağzımızın tadı yerinde…
Bu bayram da böyle işte. Şahsına münhasır. Mübarek olsun 🌸🌸🌸
Bazı sıradan görünen eylemlerin arka planındaki gayretler 🌱
Çokça şükür dolu bir gün🌱
13Mayıs’26
Yarın sabah Eylül ayında görevlendirilmek üzere bir okulla görüşmeye gideceğim inşallah. Neredeyse 3 yıl aradan sonra mesleğime dönecek olmak ve yine farklı bir okulla(görüşme olumlu geçerse) yeniden düzen kurmaya çalışmak inşallah tahmin ettiğimden çok çok çok daha kolay olur🤲🏻
İşe dönmek zorunda olmamayı isterdim. Öğretmenliği sevmediğim için değil ama anneliği daha çok sevdiğim ve çocuğumu emanet etmek zor geldiği için. Gözüm gönlüm aklım filan onda kalır da öğrencilerimin hakkına girersem diye…
Allah’ım o kadar dardayımki sahiden de göndereceğin her hayra muhtacım. Buraya yazıyorumki darda olan kim varsa Allah hayırlar ferahlıklar versin diye dualaşalım 🤍
12Mayıs’26
Bugün annemleri yolcu ettik.
Evde akrilikten guaja, suludan yağlıya, toz pastelden yağlı pastele ve profesyonel kuruboyalara kadar çeşit çeşit malzeme varken içimden ojelerle resim yapmak gelince ortaya eğlenceli şeyler çıkıyor.
Son bir ayda kullandığım dört kutu antibiyotik ve birkaç kutu ağrı kesicinin prospektüsünden çiçekler kestim.
Hayatımda büyük şeyler oluyor ve bunlar çok hızlı oluyor.
11Mayıs’26
Gerizekalı olduğuma ve başarmak istediğim her şey için çok çalışmak zorunda olduğuma Kuran’a inanır gibi inanarak (ya da inandırılarak mı demeliyim?) büyüdüm. Bu çok ağır bir yük.
Araba kullanmaya zerre merakım yokken öğretmen olan (dolayısıyla direksiyon sınavlarında görev alan) eniştem “Katkuta bak ehliyet sınavları zorlaşacak senin acilen kursa yazılman lazım yoksa alamazsın sistem zorlaşırsa zaten kesin kalırsın” dedi diye dedeciğimin cenazesinden birkaç gün sonra apar topar otobüse atlayıp gittim ve yine eniştemin sahibini tanıdığı kursa yazıldım. Utandığımı hatırlıyorum; dedemi toprağa verip birkaç güne çok acilmiş gibi hemen gidip vesikalık çektirip ehliyet kursuna yazılmak bir garip gelmişti.
Kursta daha rahat olacağımı düşünerek kadın hocadan ders almak istedim. 10 ders aldım. 20-25dk süren 10 derste kadın bana dur kalk bile yaptırmamış ve ben bunu girdiğim ilk sınavda önümdeki araçlar kırmızı ışıkta durup, yeşil yandığında vites 2deyken tekrar hareket etmeye çalışıp tabiki edemeyip kaldığımda anladım. Hocanın kadın olması hiç önemli değil yani düzgün öğretmeyen bir erkek de olabilirdi. 5 ders onla 5 ders başka hocayla çıkmış olsam öğrenecektim ama ben ısrarla 10 dersi de kadın eğitmenden almak istediğimi ifade edince… Sınavdan kalınca başta babam, kardeşim, eniştem… çok dalga geçildi. Çok üzülmüştüm ve tabiki gerizekalı olduğuma kendi içimde bir kanıt bulmuştum ve aklıma hiç gidip o hocaya hesap sormak gelmemişti çünkü “Saçı uzun aklı kısa kızım… Sen ne b*ksunki Katkuta?!.. Gerizekalı mısın kızım sen?!” cümleleri bana çok yerleşmişti. He bir de “Bu kızın kafası basmıyor. Kime çekmiş bu ya?!” Bunları her bağlamda o kadar benimsemişimki yani iki kulağımın iki gözümün olması kadar doğal bir şey benim gerizekam(!)
2. sınav tarihine kadar geçen sürede hop eniştemin dediği gibi sistem değişti. Yeni parkur filan geldi neyse tam sayısını hatırlamıyorum yazın da yatmaya devam eden kyk bursum sayesinde ödemeyi yaptım ve iki üç ders filan aldım yine aynı kurs ama erkek hoca. (Bir kadın bir erkek hoca vardı zaten başka seçenek yok) Adam ilk dersten “Direksiyonu oklava tutar gibi tutuyorsun ohooo işimiz var senle” demişti. Şimdi olsa o oklavayı alır kafasını kırarım ama Katkuta bir zamanlar narin mi narin bir gençti. Neyse ikinci sınavda neden kaldım özetle paralel park yaptım ve kaldırıma fazla yakınmışım ondan kaldım. Lastiklerin kaldırıma değmediğine yemin ederim. Üzüldüm mü evet ama ilki kadar değil. En azından basit bir şey dedim hallederiz ve hala bir aylık daha kyk bursum var, parayı düşünme Katkuta.
3. sınavda geçtim. Bunu anlatmak bile daha da gerizekalı hissetmeme sebep oluyordu önceden. Şimdi öyle gelmiyor. Harika yaptığım, tek seferde hallettiğim onca şey varken evet 3 kez girdim ehliyet sınavına.
Otomatik vites araba diye bir şey olduğunu biliyordum ama nasıl bir şey olduğunu da yeni evliyken eşime bayramda verilen şirket aracını bir kez dene bak kendi gidiyor diye ısrar etmesiyle deneyince tecrübe edip çok şaşırmıştım. Benim gerizekalı olduğum için tek seferde ya da yeni sistem sınavdan dolayı geçemeyeceğime kanaat getiren herb*kolog eniştem akıl edip ehliyeti otomatik alabileceğimden hiç bahsetmemiş. Babam zaten o yıllar yok yanımızda. Annem de rahmetli dedem Otosanda çalışırken o kadar ısrar etmesine, kızım sen ehliyeti al bak araban benden demesine rağmen, ehliyet almamış. Akıl verecek kimse yok. Her konuda (yaptığım yemekler hariç) “gerizekalı” olduğumu vurgulamak dışında bir katkı yok.
Bugün belli bir noktadan sonra otobanda direksiyona geçtim ve gittim. Kahvaltı filan derken belki ufaklık babaannesiyle kalır dedim ama gelmek isteyince hepberaber yine direksiyona geçtim ve limana sürdüm otobandan. Dönüşte eski virajlı yollardan en son da kendi evimize dönüşte yine otobanda yarı yoldan fazla kullandım. R yanımda “Çok iyi kullanıyorsun diyorum neden bana inanmıyorsun” derken ona anlatamadım. İnanmıyor değilim ama içimden çok acayip cümleler hortluyor: Saçı uzun aklı kısa Katkuta. Başkalarının bir kerede öğrendiğini sen çok çalışarak birkaç seferde öğreniyorsun. Niye böyle yavaşsın. Gerizekalı mısın kızım sen. Ne b*ksunki sen….
Bunları Rye anlatamadım. İkindi bahanesiyle mescitteyken içimden geçen bu cümlelere ağladım bugün. Keşke bu kadar ….. hissetmeseydim diye düşündüm. Çok zorlanıyorum. Araba kullanmak zor olduğu için değil. Kendi içimdeki seslerden. Kendi içimde kendime dair olumlu seslerin yükselemeyişinden…
Bir gün de terapist sıfatıyla saçma sapan telkinlerde bulunan birinden bahsedeceğim. Araba kullanabilmek için emdr talep ettiğim, arabada yolcuyken birkaç ufak kaza atlattığımı ve bu tekniğin iyi gelebileceğini söylediğim ama saçma telkinlerine, örneklerine itimat ettiğimden yıllarca yerimde saymama vesile olan kadın.
Neyse, ehliyetimin turşusunu kurmuştum. Şimdi yavaş yavaş da olsa yiyorum o turşuyu. Afiyet şifa olsun Katkuta.
3Mayıs’26
Doğumgünümün anısına bir şeyler yazmıştım uzun uzun. Tumblr yuttu gitti. Birkaç kez denedim ve yine yazamadım. Bakalım bu defa olacak mı…
“İnsanlar sana asıl renklerini gösterdiğinde onları boyamaya çalışma”
Bu cümleyi yıllar önce okumuş, idrak etmiş, sindirmiş ve hayata geçirmiş olmayı dilerdim. Ömrümün çok kıymetli bir dönemini başkalarını boyamaya çalışarak geçirmişim. Onları boyamak için kendi renklerimden olmuşum. Şükür ki Allah bana farklı şekillerde renklerimi hatırlatıyor.
Elimdeki bu duygu yığınıyla napacağımı bilmiyorum. Sadece devam ediyorum. Geçen hafta gözümün önüne ya beni ya kendisini kesmek üzere jiletle derste tehditler savuran öğrencim geldi. İstifanın eşiğindeyken pandemi patlamıştı. Sonra başka köyden devam ettim… O kadar zor günlerim oldu ve o günleri o kadar tek başıma atlatmama rağmen insanlara minnet duydumki bu nasıl oldu anlamadım. Kendime bir hikaye yazdım. Katkuta kurban modundan çık, kurtarıcı bekleme, yetişkin ol Katkuta. Hiç çocuk olamamış birinin yetişkin olmaya çalıştığı ortaya karışık bir hayat örgüsü.
Annelik beni hamur gibi yoğurdu. İşe dönmek zorunda olmasam tüm yaşadıklarıma rağmen bir çocuğumuz daha olsun isterim. Bir insan yavrusunun organik şekilde büyümesine şahit olmak, onu sevmek, onu gerçekten çok sevmek ve aldığı nefese attığı adıma şükrettikçe kalbinin onu yaradanın sevgisiyle coşması… Ekonomik kaygılarım kaygının ötesine geçip ekonomik zorlanmalara dönmüş durumda olduğundan mecburen çalışmalıyım. Tabiki öğrencilerimi, sınıf ortamını özledim zaten ayrılığım çok ani olmuştu kimseyle vedalaşma fırsatı bulamadan kendimi hastanede bulmuştum. Ama anneliği hiçbir şeye değişmeyecek kadar çok sevdim. Hayatla, kendimle, aldığımız nefesin kıymetiyle ve daha bir çok şeyle tanıştım. Bir de olur da benzer yollardan geçtiğimiz birisi okursa diye not düşeyim: Gitgide daha keyifli hale geliyor, etraftan gitgide zorlaşacak diyenlere kulak asmayın.
Buruk hissediyorum. Bunun geçmesini beklemiyorum. Hala tıbbi genetik sonuçlarını bekliyoruz. Bir de çene kemiğine girmiş yirmilik diş operasyonu geçirdim maşallah sezaryenle yarışır bir ağrım var. Yine de es geçmek istemedim bu doğumgünüm vesilesiyle yemekler anılardır postumu. İlk kez dışarıda tatlı yiyip kahvenin tadına baktı küçük adam :)
Nisan 2026
6300 tane gen. Telefonuma mesaj gelecek. Randevu alıp tekrar gitmeden öğrenemeyeceğim. Öğrendiğimde nolacak? Günleri saydım, nefesini saydım, adımlarını saydım… İçimde bir sızı var. Saymakla geçmeyen günler. Hem geçiyor hem geçmiyor diye kalbimi titreten günler. Aklımı kaçırmamak için resim yapıyorum - yani yaptıklarıma resim denir mi onu bilmesem de yapıyorum. Aklımın kaçası yok zannediyorum çünkü resim yapmadan uyutmuyor beni.
Bugün -saat itibariyle dün- iki dişim birden çekildi. O koltukta uzanırken bir anda ameliyathaneye gittim. Kesildiğimi hissettiğim ana ışınlandım. Kız iyi misiniz dedi. Doğuma gittim bir an dedim. Yalan. Bir an değildi sanki tüm bedenim oraya gitti ve bir süre dönmedi. Doğum dediysem de bana göre doğum değildi. Kesildiğimi hissettim. Hissediyorum dedim. Nefes alamayacak dedi biri. Biri elimi tutabilir mi biri benle konuşabilir mi dedim. Hissediyorum dedim. Hissediyorum dediğimi hatırlıyordum ama hissi unutmuştum. O his geldi. O korkunç his bugün dişçi koltuğunda geldi ya da işte ben gittim o hisse. Sonra dişim uyuşmadı. Sızlıyor dedim. Kendimden şüphe ettim. Acaba geçmişe gittiğim için bana mı öyle geldi diye. Ama yok. Hem alt hem üst sızladı ve iki iğne daha yaptı doktor ve çekti dişleri.
Biri dişimi çeker gibi içimdeki şu sızıyı da çekse? Biri beni şu atlatamadığım kaybetme korkusunun eteğinden tutup çekse?
“Kimi kim, kimden kurtarır?
Herkes kendi gemisinin kaptanı
Kimi kim, kimden kurtarır?” diyor şarkıda. Kimi kim, kimden kurtarır?
İçimdeki hislerin aksine rengarenk resimler yapmak istiyorum. Aksine değil belki de umudum hep aynı yerde kaldığı içindir?
Bir film izledim. Üzerine konuşmak istiyorum. Bir kitap okudum. Üzerine konuşmak istiyorum. Yine de onlarla ilgili yazıp geçmek istemiyorum. Hayatımın şimdisi neyse onu döküyorum. Ağır geliyor çünkü. Kendime dışarıdan bakmak tuhaf geliyor. Tüm olan bitenle nereden nereye geldim?! Biri anlatsa inanmazdım. Yaşarken de inanamıyorum. Renkleri yaradana şükürler olsun🤍
31Mart’26
Fonda İsyan 🎶 (Melike Şahin & Ko Shin Moon) çalıyor.
“Kuralını bozdum, başucuma koydum
Bu kafa neşe içinde
Burda, beni yere seremezsin”
Altı arkadaş toplandık. A “Katkuta aslında bize suluboya workshop yapsan ne güzel olur, malzemem var ama hiç bilmiyorum napacağımı” diyor. Dostum R “YouTubeda çok iyi videolar var” diye atlıyor. S “Geçen paylaştığın resim çok güzeldi bayıldım Katkuta” derken dostum R hemen telefonunu A’ya tutarak “Bak sana pastel boyalarımı göstereyim ben yapıyorum illa profesyonel olmana gerek yok” diyor ve tabiki diğerlerine de hemen gösteriyor. Ben A’ya çocukken keyif aldığı şeyleri sorup muhabbet ederken dostum R yine “Katkutayla ve benle içindeki çocuk çalışmaları…” gibi bir ‘espri’ yapıyor. İçimde bir rahatsızlık. Önce bu buluşmanın 12:00-15:00 arasında tefsir yapmak üzere olacağında mutabık olunması ve sonra saatin 13:30a alınıp herkesin toplanmasının 14:30u bulmasından dolayı rahatsız olduğumu düşünüyorum. Sonra kaydı başa sarıyorum: R bunu hep yapıyor, R bunu neden yapıyor?
Oyunculuktan ve oyunculardan konu açılıyor. Tefsir filan yok. Zaten grupta da bir kopukluk olmuştu tefsir bahsime cevap gelmemişti ve kendime saygımdan en geç 15:30da kalkmaya kararlıydım. Yanıma bir sketchbook bir de kitabımı almıştım hazır benimkiler de baba oğul takılırken kızlardan ayrılıp bir kafede takılmak istiyordum.
Oyunculardan konuşurken aldığım arabanın oyuncu bir kadının rahmetli babasının olduğundan bahsettim. Kadının aşina geldiğinden ve googleladığımda oyuncu olduğunu fark ettiğimden… O an fark etmedim. Biri de hayırlı olsun demedi. Çok garip. Hiç garip değil. Hiç önemli/ait hissetmediğim bir yer. Yahu ben arabadan bahsederken dostum R yine konuya atlayıp “S hani beni hastaneye bırakmıştınya o gün doktor şöyle şöyle dedi” diye anlatmaya başladı. Ben S’nin onu hastaneye bıraktığını bilmiyordum ama özellikle mesaj atıp nasılsın doktor ne dedi diye soran kişiydim, bugün anlattıklarını -benim sevincimi paylaştığım anda konuya dalıp anlattıklarını- çoktan dinlemiştim. Çok garip ama yok yahu hiç garip değil. Adına ne denir bilmiyorum(haset ya da zorbalık geçiyor içimden) tam tanımlayamıyorum. Yine de bir şey oluyor. Ben birazcık ‘parlasam’ bir şeyler oluyor ona. Bunu daha önce hep kendi içimde örttüm, gömdüm, kör-sağır taklidi yaptım. Artık yapamıyorum çünkü yapmak istemiyorum. Ama bu bilgiyle napacağımı da bilmiyorum.
Saat tam 16:00da kalktım. Hesabın kendi payıma düşen kısmını ödeyip şemsiyemi elime aldım ve yürüdüm. İçimden yoldaki arabalara bakıp “ Bak Katkuta 10 gün oldu arabayı alalı ama buraya arabayla gelecek cesareti gösteremedin işte bak bütün arkadaşların arabalı ama sen değilsin” diyen sesi kıstım ve yürüdüm. Yürürken yazdıklarımı fark ettim. Yürürken neden şöyle ferahlamış hissetmiyorum neden iyi gelmiyor bu buluşmalar diye düşündüm. Çok yürüdüm. Eve mesafe olarak çok uzak sayılmasam da 2-3 vesaite binmem gerekecekti ve eve dönmek yerine başka bir cafeye gidip en sevdiğim köşenin boş olduğunu gördüm. Sakince flat white ve poğaçaları hüplettim. Kitabımı okudum ve bitirdim. Kalktım, yağmur hala yoğundu ve şemsiyemi açıp yine yürüdüm. Oje aldım; tırnaklarıma değil kâğıda sürmek, resim yapmak için. Burda paylaşmıyorum pek ama içimden ne gelirse boyuyorum ve içimi durduramıyorum. Keşke bir sanat atölyem olsa, keşke kendime sanatçı diyebilsem.
Geceleri uykum kaçıyor.
Arabayı almak için o kadar son kuruşuma kadar harcadımki özel ders alacak imkanım kalmadı. Ryle çıktık birkaç kez. Burdan sonrası bol pratik. Doğumgünüme kadar bu işi de çözersem en güzel hediye olacak bana.
29Mart’26
Bayramınız mübarek olsun tumblrdaşlarım 🌸🌸🌸