Sevgi Yolu’nda söylenen bir cümle,
Kırık bir çininin çatlağından sızdı usul usul:
Ayyüce Türkeş Taş dedi,
Kütahya, Türkiye ile birlikte büyüyemedi.
Doğru söze ne denir?
Çini parlak olabilir,
Ama içindeki çatlak sır tutnuyor.
Dağın altında bor var,
Toprağın altında linyit,
Fabrikalarda alın teri,
Ama kasada bereket yok.
Sanki memleket altın yumurtlayan tavuğa sahip,
Fakat yumurtaları komşunun kümesine bırakıyor.
Her seçimde aynı türkü çalıyor:
Sabredin, biraz daha sabredin.
Sabır taşı çatlıyor,
Ama bizimkiler hâlâ taşı kutsuyor.
Tencere kaynıyor gibi yapıyor,
Altındaki ateş ise sadece duman üretiyor.
Gençler birer birer gidiyor.
Eskişehir’e,
Ankara’ya,
İzmir’e…
Kütahya’da kalanlar ise
Otobüs terminaline bakıp
Belki umut da bir gün geri gelir” diyor.
Ama umut,
İşsizliğin bekleme salonunda fazla oyalanmıyor.
Termal su var.
Şifa var.
Tarih var.
Çini var.
Yok olan tek şey,
Bunları akla çevirecek vizyon.
Elindeki bakır cezveyi
Altın diye parlatmakla kahve zenginleşmiyor.
Şehir, yıllardır aynı anahtarı aynı paslı kilide sokuyor.
Kapı açılmıyor.
Ama kimse anahtarın eğrilip eğrilmediğine bakmıyor.
Sonra da dönüp kapıya kızıyorlar:
Bu kapı neden açılmıyor?
Kapının dili olsa gülerdi.
Kütahya aslında büyüyemiyor değil,
Büyümesine izin verilmiyor.
Bir fidanı saksıya hapsedip,
Sonra neden çınar olmadığını sormak gibi.
Kök var.
Toprak var.
Su var.
Ama saksı dar,
Zihniyet daha da dar.
Kütahya’nın toprağı zengin,
İnsanı çalışkan,
Tarihi onurlu.
Ama memleketin kaderi bazen madenle değil,
Madenin üstüne oturup hâlâ fakir kalabilme becerisiyle yazılıyor.
Çünkü bazı şehirler kaynak yetersizliğinden değil,
Aynı masalı defalarca dinlemekten büyüyemiyor.
Türk tarihi kültür ve edebiyatı ile, savunma sanayi teoloji sosyoloji ve siyaset ekonomi konularında yazıların yayınlandığı blog sitesidir
Kütahya neden gelişemedi, neden geri kaldı, Kütahya'nın en önemli sorunları nelerdir?
Bak kardeşim, Kütahya bir türlü prangalarını kıramadı. Neden mi? Çünkü bizde "korumacılık" demek, metruk binaları tepemize yıkılana kadar izlemek demek oldu. "Sit alanı" dediler, tarihin üzerine beton döktürmediler ama o tarihi canlandıracak tek bir delikanlı adım da atmadılar. Tek bir caddeye Cumhuriyet (Mecburiyet) mahkum olmuş, o caddede tur atmayı "sosyalleşmek" sanan bir kalabalığız.
Kütahya’nın geri kalmışlığı coğrafi değil, zihniyet meselesidir. Biz bu şehri güzelleştiremedik, çünkü içinde yaşayanlar olarak vizyonu Germiyan Sokağı’nın ötesine taşıyamadık.
Kütahya'da Parayı Ve Şöhreti bulan Neden Gidiyor - KENDİME YAZILARIM
Kütahya’dan Zengin Olup Gidenler Neden Dönmüyor? Psikolojik, Sosyolojik ve Taassubi Sebepler
Kütahya’da doğmuş, büyümüş, sonra başarıyı yakalayıp büyükşehirlere yerleşmiş çok insan var. Yani göbeği Kütahya’ya düşmüş ama ruhu artık Bebek sahilinde yankılananlar…
Bu sadece daha fazla konfor arayışı mı? Yoksa Kütahya'nın görünmeyen duvarları mı insanı uzaklara iter? 🎭
Kütahya'da Parayı Ve Şöhreti bulan Neden Gidiyor - KENDİME YAZILARIM
Kütahya’dan Zengin Olup Gidenler Neden Dönmüyor? Psikolojik, Sosyolojik ve Taassubi Sebepler
Kütahya’da doğmuş, büyümüş, sonra başarıyı yakalayıp büyükşehirlere yerleşmiş çok insan var. Yani göbeği Kütahya’ya düşmüş ama ruhu artık Bebek sahilinde yankılananlar…
Bu sadece daha fazla konfor arayışı mı? Yoksa Kütahya'nın görünmeyen duvarları mı insanı uzaklara iter? 🎭
Büyük İskender döneminde Kütahya’nın stratejik önemini keşfedin!
Büyük İskender Döneminde Kütahya:
Büyük İskender döneminde Kütahya’nın stratejik önemini keşfedin! Helenistik kültürün izleri, antik ticaret yolları ve arkeolojik buluntularla Cotyaeum’un tarihine yolculuk yapın
Frigler, MÖ 1200’lü yıllarda Balkanlar’dan göç ederek Anadolu’nun iç kesimlerine yerleşmiş bir halktır. Kütahya ili, Frigya Epiktetus (Küçük Frigya) olarak adlandırılan bölgenin sınırları içinde yer alır. Bölgenin verimli toprakları, ticaret yollarına yakınlığı ve savunmaya elverişli coğrafyası, Frigler’in burayı önemli bir merkez haline getirmesinde etkili olmuştur.
Kütahya İli Frigler Dönemi
Kütahya, Anadolu’nun batısında yer alan ve binlerce yıllık tarihiyle medeniyetlere ev sahipliği yapmış kadim bir şehirdir.
Kütahya İli Frigler Dönemi (MÖ 1200-676): Tarihin Izlerinde Bir Yolculuk
Kütahya'nın Hitit Mirası: MÖ 1800-1200 Döneminde Stratejik Bir Anadolu Şehri
Kütahya İli ve Hitit Dönemi (MÖ 1800-1200): Batı Anadolu’nun Antik İzleri
Kütahya'nın Hitit Dönemi (MÖ 1800-1200) tarihini keşfedin! Arkeolojik bulgular, Hitit-Arzawa mücadeleleri ve bölgenin antik stratejik rolü hakkında detaylar.
Kütahya'nın Hitit Mirası: MÖ 1800-1200 Döneminde Stratejik Bir Anadolu Şehri
Kütahya’nın Lidya Dönemi’ndeki tarihini keşfedin! Lidya Uygarlığı, Kral Kroisos’un altın sikkeleri, Antik Anadolu ticareti ve Aizonoi Antik Kenti
Kütahya’nın Lidya Dönemi
Dönemi’ndeki tarihini keşfedin! Lidya Uygarlığı, Kral Kroisos’un altın sikkeleri, Antik Anadolu ticareti ve Aizonoi Antik Kenti’nden arkeolojik buluntular hakkında detaylı bilgileri bu makalede bulabilirsiniz
Kütahya’nın Antik Çağdaki Lidya Dönemi (MÖ 607-546): Tarih, Kültür ve Miras
Belediyelerin Kent Lokantaları: Adil mi, Sorumluluk mu?
Kütahya belediye başkanı Sn. Eyüp Kahveci 30 Ağustos iş merkezinde Kütahya valisi Sn. Musa Işın'ın da katılımı ile ikinci kent lokantasını açtı, peki, kent lokantaları belediyeler için sorumluluk mudur?
Son yıllarda, özellikle ekonomik sıkıntılarının artmasıyla birlikte, belediyelerin vatandaşlara ucuz yemek sağlamak amacıyla kent lokantaları açması sıkça gündeme geldi. Bu uygulama, bir yandan vatandaşın temel ihtiyaçlarından olan beslenmeye erişimini kolaylaştırırken, diğer yandan belediyelerin görev ve sorumlulukları ile kaynakların kullanımına dair önemli tartışmaları da beraberinde getirdi.
Kütahya'nın zengin kültürel mirasının önemli bir parçası olan Manav Türkmenlerinin tarihi
Kütahya Manav Türkmenleri: Zengin Bir Tarihin İzleri:
Manav Türkmenleri, Batı Anadolu'nun özellikle Kütahya, Eskişehir, Bilecik, Bursa ve Balıkesir yöresinde yaşayan yerleşik Türk topluluklarından biridir. Manav adı, genellikle Türklerin Anadolu'ya ilk yerleşen grupları için kullanılır ve bu topluluklar büyük ölçüde Oğuz boylarından gelen Türkmenlerden oluşur.
Kütahya'da bir yapının veya konutun kültür varlığı sayılması için taşıması gereken özellikler:
Kütahya'nın şehircilik ve kentsel dönüşüm çabalarında en büyük sorundur metruk binalar ve geniş çaplı sit alanı uygulaması, malı olan malım var diyemiyor, her metruk binanın elli mirasçısı var bir araya gelip anlaşamıyor, restorasyon yapılan binalar ekonomik olarak bir gelir getirmiyor hatta kapanın elinde kalıyor, yağmur yağıyor, geren toprağı ve ahşap ile yapılan binaların çamurları şehrin ana caddelerine akıyor, bu tür binalar yıkılamadığı için yeni yollar açılamıyor, trafik kesmekeş, Atakent ve Toki gibi yeni mahalleler Paris, Zeryan, maltepe, yenimahalle, hisaraltları Kabil.Peşaver.
Kütahya'da korunması gereken yapılarda aranması gereken özellikler neler olmalı?
1, Tarihi önemi: Binanın geçmişe ait önemli olaylara, kişilere veya dönemlere tanıklık etmesi.
2. Mimari değeri: Yapının mimari tarzı, kullanılan malzemeler, inşaat teknikleri ve estetik özellikleriyle döneminin özelliklerini yansıtması.
3. Sanatsal değeri: Yapının üzerindeki süslemeler, kabartmalar, resimler gibi sanat eserlerinin bulunması veya sanatçılar tarafından yapılmış olması.
4. Sosyal ve kültürel önemi: Yapının bir toplumun yaşam tarzı, inançları, gelenekleri veya sosyal yapısı hakkında bilgi vermesi.
5. Teknolojik önemi: Yapının inşa edildiği dönemde kullanılan teknolojilerin bir örneği olması.
6. Nadirlik: Yapının benzerlerinin az olması veya tek örnek olması.
7. Bütünlük: Yapının çevresiyle ve içinde bulunduğu yerle uyumlu olması.
Kültür varlığı olarak kabul edilmek için bu özellikler tek başına da yeterli olmayabilir. Yapının taşıdığı özellikler, bulunduğu yer ve tarihsel bağlam gibi faktörlerin de değerlendirmeye alınması gerekmektedir.Yedi bin yıllık bir kentin Kütahya gibi tarihi mirası yoğun, ancak ekonomik ve sosyal açıdan modernizasyon ihtiyacı bulunan bir şehirdeki, bu tür yapıların sit alanı ilan edilmesi hem kültürel hem de ekonomik açıdan avantajlar ve dezavantajlar barındırır.
Sit Alanı İlan Etmenin Potansiyel Avantajları:
Geniş çaplı sit alanı ilan edilmesinin şehir planlaması ve geleceği hakkında olumlu görüş bildirenlerin dayanaklarını sıralayalım.
1. Kültürel ve Tarihsel Kimliğin Korunması: Her ne kadar bu yapıların estetik veya mimari bir değeri olmadığı düşünülse de, bir bütün olarak ele alındığında, şehrin kimliğini yansıtan önemli bir dokuyu oluşturuyor olabilir.
Sit alanı ilan etmek, bu yapıların rastgele yıkımını ve modern yapılaşmayla yok edilmesini engelleyebilir. Bu, Kütahya'nın tarihsel zenginliğinin gelecek kuşaklara aktarılmasını sağlar.
2. Turizm Potansiyelinin Değerlendirilmesi: Doğru bir restorasyon ve işlevlendirme ile bu tür bölgeler, yerli ve yabancı turistlerin ilgisini çekecek bir cazibe merkezi haline getirilebilir.
Örneğin, bu binalar butik otel, kafeterya, müze veya sanat galerisi olarak kullanılabilir. Böylelikle kültürel koruma ekonomik bir faydaya dönüşebilir.
3. Planlı Şehirleşme ve Çevre Koruma: Sit alanı ilanı, plansız yapılaşmayı engelleyerek şehrin mimari bütünlüğünü ve doğal çevresini korumaya yardımcı olabilir.
Sit Alanı İlan Etmenin Dezavantajları ve Riskleri
Şehrin neredeyse üçte birinin koruma altında olması bazı sokakların, hatta bazı sokak ve caddelerdeki tekil evlerin koruma altına alınmasının modern kentleşme adına dezavantajları olduğunu savunanlarda var ve gerekçeler sunuyorlar,
1. Ekonomik Maliyetler:
Sit alanı ilan edilen bölgelerde herhangi bir inşaat veya tadilat sıkı denetime tabi olur. Bu, hem bireysel mülk sahipleri hem de kamu için yüksek maliyetler anlamına gelir. Babanızdan dedenizden kalan eski bir yapıyı restore etmeye çalışanın anasından emdiği süt burnundan geliyor
Eğer bu alanlar ekonomik olarak kullanılamıyorsa, atıl kalma riski taşıyor. Bu da halkın tepkisine neden oluyor.
2. Gelişim ve Modernizasyonun Engellenmesi:
Şehirdeki eski yapılar korunurken, bu bölgelerdeki nüfus ve ekonomi hareketliliği azalıyor. Modern konut ve ticari alanların eksikliği, şehrin büyüme ve kalkınma potansiyelini sınırlıyor. Binlerce metruk bina var, bunlar restore edilse bile gerek konut ve gerekse ticari alan olarak rağbet görmüyor, sosyal medyada paylaşılan bu eski binalara beğeni koyanlara soruyorsunuz, bu binada aile olarak ikamet eder misiniz ?
Alacağınız cevap genellikle Hayırdır.
O zaman zaman soru şu'
Peki zaten ülkenin ve kentin kıt kaynaklarını her sene bakım masrafı isteyen bu yapılara harcamak ne kadar mantıklı.
3. Yerel Halkın Tepkisi:
Eğer sit alanı ilan edilen bölge, topluma bir fayda sağlamıyor veya koruma kararları halkın ihtiyaçlarını göz ardı ediyorsa, bu durum yerel halk tarafından bir "yük" olarak algılanması da gayet olağandır.
Daha Dengeli Bir Yaklaşım Önerisi
1. Seçici Koruma: Tüm bölgeyi değil, gerçekten tarihsel veya kültürel değeri olan kısımları sit alanı ilan etmek daha mantıklı olabilir.
Bu, kaynakların daha verimli kullanılmasını sağlar.
Bir komisyon kurulur, tarihçiler, mimarlar, kent planlamacıları, bu komisyonun vereceği karar ile sadece kurtarılmaya değer ve kültür mirası olan binalar ayrıştılır kalanların tamamı yıkılır.
2. Yeniden Kullanım: Gelir getirmeyen amacına uygun kullanım alanı bulamayan binalar topluma yüktür,Bu binalar, yalnızca koruma amaçlı değil, ekonomik işlevlerle yeniden değerlendirilmelidir (örneğin, kafe, kültürel merkez, butik otel gibi). Böylelikle hem koruma sağlanır hem de ekonomik kazanç elde edilir.
3. Halk Katılımı ve Destek Mekanizmaları: Sit alanı ilan edilen bölgelerde yaşayan veya mülk sahibi olan kişiler, restorasyon ve bakım için teşvik edilmelidir.
Bu tür eski binaların restorasyonu yeni bina yapmaktan daha meşakkatli ve maliyetlidir
Mimari proje rölyef giderleri gibi teşvikler, vergi indirimleri, düşük faizli krediler veya teknik destek şeklinde olabilir.
4. Turizm Stratejisi Geliştirme: Bölgenin tarihi dokusu bir hikâye veya temayla öne çıkarılabilir. Örneğin, Kütahya'nın geleneksel çini sanatıyla bu binalar arasında bir bağlantı kurularak, turistler için cazip hale getirilebilir.
Ulu Camiden başlayın, Yeni mahalleye kadar hisar altı eteklerinde Bursa'nın bir tophanesi yatmakta olup bu tarih mezbele binaların altındadır.
Sırf Germiyan sokağını görmek için de Kütahya'ya turist gelmez
Sonuç
Kütahya’daki eski yapıların sit alanı ilan edilmesi, ekonomik fayda ile kültürel mirasın korunması arasında dikkatle dengelenmelidir.
Eğer bu binalar yalnızca koruma amaçlı sit alanı ilan edilirse, ciddi maliyetler yaratabilir ve halktan destek bulamayabilir. bulmuyor da zaten.
Ancak, harabe haline gelmiş binaların temizlenmesi ve ekonomik olarak değerlendirilmesi amacıyla yapılacak bir restorasyon ve işlevlendirme planı, bu tür bir kararın şehrin turizmine ve kültürel tanıtımına katkıda bulunmasını sağlayabilir.
Stratejik planlama ve halkla iş birliği olmaksızın alınan kararlar ise, hem kültürel hem de ekonomik açıdan olumsuz sonuçlar doğurabilir.
Kütahya’nın Gönlünde
Nakış gibidir tarih fışkıran sokaklar,
Toprak kokar seramik ve çiniden fırınlar.
Hisar’ın eteklerinden tarih fısıldar,
Her adımda bir öykü bir efsane var.
Kapılardan sızar geçmişin izi,
Cumbalı evlerin gölgesinde.
Selvilerin altında anılar dillenir.
Bir dost kahvesinin telvesinde.
Ahmet ATAM
Fotoğraf temsili olup yapay zeka ile oluşturulmuştur
Osmanlı ne idi , kimdi Osmanlı, Bilinmeyen Osmanlı
Bilinmeyen Osmanlı: Osmanlı Türklerin geçmişi midir, atası mıdır?
Osmanlı Türkün nesi olur? Osmanlı'nın bizim için ne anlama geldiği sorulduğunda, sıkça "Biz Türkiye'yiz, Osmanlı da bizim atamızdır" yanıtı verilir; ancak bu doğru mu?
Anadolu evliyalarından Kütahyalı kalburcu pir Ahmet dede
Sunullah Gaybi efendinin büyük dedesi kalburcu şeyh Pir Ahmet dede
Çoğu Kütahyalı, Sunullah Gaybi Efendi'yi tanır; ancak Pir Ahmet Efendi'yi tanıyan pek azdır. O, Kalburcu Şeyhi Pir Ahmet Efendi olarak bilinir. Onu kısaca tanıtmaya çalışalım
Pir Ahmet Dede Kimdir?
Sunullah Gaybi'nin büyük dedesi Pîr Ahmed Efendi, 16. yüzyılda Kütahya'da yaşamış ve Müftî Derviş, Sunullâh-ı Gaybî gibi âlimlerin atasıdır. Halvetî geleneğine mensup olan Pîr Ahmed Efendi, döneminde saygın bir kişilik olarak kabul edilmiştir. Bu saygınlık, çeşitli topluluklar arasında günümüze dek sürmüştür. 20. yüzyılın ikinci yarısından itibaren özellikle bölgedeki Aleviler tarafından benimsenmiş ve bu durum günümüzde de devam etmektedir. Mezarının bulunduğu Sofça ve çevresindeki Alevi köylerinde hâlâ saygıyla anılmaktadır. Ayrıca, Pîr Ahmed Efendi adına kurulmuş bir ocak ve bu ocağa bağlı tâlipler mevcuttur.
Kalburcu Pir Ahmet Dede, Kanuni Sultan Süleyman döneminin alimlerindendir. Halk arasında Kalburcu Şeyhi Pir Ahmet Efendi olarak tanınır ve Çavdarlı Şeyhi adıyla da bilinir. Doğum tarihi kesin olarak bilinmese de, 1570 (H.978) yılında vefat ettiği kaydedilmiştir. İlk olarak kendi memleketindeki alimlerden ilim öğrendi, ardından Şeyh Sinan Karamânî'nin yanında hizmet etti ve Abdüllatif Efendi'nin sohbetlerinden büyük fayda gördü. Manevi haller ve makamlara erişti.
Ahmet Dede ile ilgili şu hikaye anlatılır:
Henüz öğrenciyken, arkadaşlarıyla derslere gidip gelirdi. Bir gün, iki arkadaşıyla birlikte, içlerinden geçen dileklerin gerçekleşmesi için hocasından dua istediler. Hocaları, taleplerini geri çevirmedi ve onlar için dua etti. Hocasının dualarının bereketiyle, bu öğrencilerden biri Sultan Süleyman'ın ordusunda komutan, diğeri ise bilgin bir alim oldu. Ahmet Dede ise; Hazret-i İbrahim gibi büyük servet ve mülk sahibi olarak zenginleşti ve sonrasında İstanbul'a yerleşti.
Burada, din alimlerinden Kütahyalı Merkez Efendi'nin hizmetinde bulundu. Merkez Efendi'nin yanında, İslam'ın güzel ahlakını ve Peygamberimizin (sallallahu aleyhi ve sellem) yolunu öğretmek üzere izin aldı. Aynı şekilde, büyüklerden Kastamonulu Şaban Efendi'nin de takdirlerini kazandı. İstanbul'dan ayrılarak memleketine döndü. Burada inşa ettirdiği zaviyede yaşamaya başladı ve insanlara dünya ve ahiret mutluluğunun yollarını öğretti. Hocasının duasının bereketiyle zenginlik ve mülke sahip olduğundan, herkese cömertçe ikramlarda bulunurdu. Gece gündüz, gelen geçen herkese yemek verir, açları doyururdu. Zaviyesinde sofra daima kurulu olurdu. Birçok kerametlerine şahit olundu.
Ömrü boyunca hiç kimseden hediye, ya da sadaka kabul etmeyen bir kişiliği vardı. Geçimini çiftçilik yaparak sağlardı. Ürünlerinden bir kısmını misafirlerine ikram etmek ve ihtiyaç sahiplerine dağıtmak üzere ayırırdı. Hatta hayvanlar ve kuşlar için de yiyecek ve buğday kenara koyardı. Ektiği buğday ve çavdarlar, normal tohum olmasına karşın, çok kaliteli ve eşsiz bir hal alırdı. Bu yüzden halk arasında Ahmed Dede'ye "Çavdar Şeyhi" lakabını takmışlardı. Hasat ettiği buğdayı bir ambara yerleştirir ve kapısını kapatırdı. İnsanlar buğdayı ambarın altındaki boşluktan alırlardı. Ambarın hiçbir zaman tamamen boşaldığı görülmemiştir. Böylece, hiçbir zaman yiyecek sıkıntısı yaşanmamıştır.
Ahmed Dede'ye yakın köylerden ve kasabalardan birçok misafir gelirdi. Misafirlere, ayrılırken birer çörek verilir ve onlar da bunları yol azığı olarak kullanırlardı. Her zaman, "Bu nimetlerin hepsi, Ahmed Dede'nin hocası Abdüllatif Efendi'nin duasının bereketiyledir" diyerek Allah'a şükrederlerdi.
Sultan İkinci Selim, şehzâde iken Ahmed Dede'yi ziyaret etmiş ve onun zaviyesinin yakınına bir mescit inşa ettirmiştir. Kalburcu Şeyhi Ahmed Dede, 1570 (H.978) yılında memleketinde vefat etmiş ve kabri sofça köyünün hemen karşısında şimdiki baraja bakan bir tepe üzerindedir.
Kaynaklar:
Yrd. Doç. Dr., Dumlupınar Üniversitesi, İlahiyat Fakültesi, İslam Mezhepleri Tarihi Anabilim Dalı.
Mal sahibi mülk sahibi, hani bunun ilk sahibi demiş atalarımız, Kütahyanın en muhteşem konaklarından, sahiplerinin, Fuat paşayı Kütahya'dan kovduran, Milli mücadeleden sonra da ailenin sürgün edildiği, Kütahyanın en etkili ailelerinden birinin yaşadığı Hocazede konağı.
Gazi Kemal Mahallesi'ndeki Ahi Erbasan Yokuşu'ndaki Hacazade Konağı, 1883 yılında Rum ustalar tarafından bodrum üzeri iki katlı, ahşap olarak inşa edilmiş, harem-selamlık düzeninde bir yapıdır. Kütahya konakları arasında yer alan bu yapı, şehrin hakim tepesinden bakıldığında heybeti ile hemen fark edilmektedir.
Kütahya tarihi konakları:
Osman Efendi, Konak'ın bilinen en eski sahibi, 19. yüzyılın ilk çeyreğinde henüz 7 yaşındayken Aslanapa Pınarbaşı Köyü'nden tahsil için Kütahya'ya geliyor ve yüksek tahsilini İstanbul medreselerinde tamamlıyor.
Osman Efendi, uzun yıllar Osmanlı Sarayı'nda şehzadelere hocalık yapmıştır. Daha sonra Kütahya'ya dönerek birçok talebe yetiştirmiş ve müftülük makamında bulunmuştur.
Hocazadeler, Kütahya'nın söz sahibi ailelerinden biridir.
Birinci Dünya Savaşı'nın sonunda Yunan işgaline uğrayan şehirde, Konak'ta işgalcilerin komutanına tahsis ediliyor.
Hocazade Rasih efendi ve Fuat Paşa olayı:
Hoca zade Rasih Efendi, Ermeni kaynaklı yazılara göre, tehcire karşı çıkan yerel eşraf arasında yer almaktadır.Fuad Paşa, Kütahya'da 16 yıl mutasarrıflık yapmış ve meşrutiyetin yeniden ilanı ardından halkın galeyana getirilerek makamından indirilmesi olayında öne çıkan Hocazade Rasih Efendi'dir.
Kütahya milletvekilliği yapmıştır. Aşar mültezimliği yapmış, bir süre hapiste kalmış ve padişahın affıyla serbest bırakılmıştır. oğlu İbrahim Efendi, Yunan işgali sırasında Kütahya mutasarrıflığı yapmış ve bu nedenle 150'likler listesine dâhil edilerek sürgün edilmiştir. Yunan işgali sırasında aileye ait konak, harekât merkezi olarak kullanılmış ve meşhur savaş konseyi de burada toplanmıştır. İstiklal harbi'nden sonra Konak'ın mukadderatı da değişmiştir.
Hocazade konağı mimari görünüm:
Konak'ın görünüşü şöyledir: Sokak Cephesi'nde üst katta divanhaneye açılan odalar kapalı çıkma şeklinde köşelerde kıvrımlı ve topuzlu eli böğründeler ile takviye edilmiş, arka cepheler üst kat odaları hem sokağa hem de bahçeye kapalı çıkmalıdır.
Batı Cephesi'nde üst kat merdiven boşluğunda bahçeye kapalı çıkma ile bir köşk yer almaktadır.
Pencereler basık, kemerli ahşap pervazlıdır.
Sokak Cephesi'ne iki kapı ile girilmektedir. Kapıların üzerindeki süslemeler yarım daire şeklinde ve yandaki süslemeler dar ve dikey biçimlidir. Konağın Batı bölümündeki Bodrum katta beş depo bulunmaktadır. Bunlardan biri küçük ve tonoz örtülüdür. Bu kata, sokakla bağlantılı olan Bahçeden girilmektedir.
Zemin katta Harem ve Selamlık bölümlerinin her birinin küçük oda büyüklüğünde avluları bulunmaktadır. Bu avlulardan bölümlerin Divanhane'lerine geçilmektedir. Selamlık divanhanesi dört oda ve bir merdiven boşluğundan oluşmaktadır. Kuzey cephesinde bir kapı ile bahçeye açılmaktadır. Esas girişin dışında iki kapı ile bölümler birbirleriyle bağlantılıdır.
Zemin ve üst katlarda yüksek tavanlı divanhaneler ve odalar bulunmaktadır. Selamlık odalarında malakari süslemeli ocaklar yer almaktadır. Tavanlarda geniş çerçeveler içine alınmış tekne tavan gibi derinlikler görülmekte, bazılarında kalem işi süslemeler mevcuttur. Odalarda pencere önleri ahşap sedirli, dolaplar ahşap tablalıdır. Harem bölümünün divanhanesine penceresiz iki oda açılmaktadır. Harem'in doğu cephesindeki bölüme selamlık divanhanesinden ve güneydeki sokaktan da girilebilmektedir.
Binanın üst katı zemin katından çok farklı değil. Bahçeli binaya bitişik bir çeşme, ortada mermer bir şadırvan ve kuzey cephesinde soyunma, sıcaklık ve külhan bölümleri ile küçük bir hamamı bulunmaktadır.
Gülsen Özdoğlar'ın mülkiyetindeki 904,34 m2'lik konak, il özel idaresi ve belediye tarafından 2010 yılında kamulaştırılmış ve 2014 yılında restorasyonu tamamlanmıştır. Günümüzde ilim yayma cemiyetine tahsis edilmiştir.
Kütahya'da Paşam Sultan olarak tanınan bu yerin ilginç bir hikayesi var: Ulu Camii yakınlarında ayakkabı tamirciliği yapan ve özellikle Cuma namazlarına katılmayan bir esnaf, dönemin valisi olan paşaya şikayet edilmiş.
Paşa, kılık değiştirerek Cuma namazı öncesi dükkâna gelir ve tamir edilecek bir eşyası olduğunu söyleyerek sohbete başlar. Cuma namazı için selalar okunmaya başlayınca, paşa "Efendi, namaza gitmeyecek miyiz?" diye sorar. Dükkân sahibi, adamın niyetini anladığı için "Hazırlığın var mı, yani abdestin var mı?" diye karşılık verir. Olumlu yanıt alınca, "Acelemiz yok, gideriz," der.
Ezan sesleri yükseldiğinde Paşa öfkelenir. "Ne zaman namaza gideceğiz?" diye sorduğunda, esnaf "Efendi, elimi tutun" der ve ardındaki perdeyi çekerek Paşa'yı içeri alır. Paşa, ne olduğunu anlamadan kendini Kâbe'de bulur. Bu esnafın dedikodularının aksine bir Allah dostu olduğunu fark eder. Namaz bittiğinde, esnaf yine "Elimi tutun" der ve ikisi dükkâna geri dönerler.
Paşa, yaptığından pişmanlık duyar ve af diler. Kendisini bir öğrenci olarak kabul etmesi için yalvarır. Esnafın bir koşulu vardır: Paşanın görevini bırakıp, bir sırıkla sokaklarda ciğer satması ve böylece nefsini terbiye etmesi gerekmektedir. Bu hikâye nedeniyle, bu yere Paşam Sultan adı verilmiştir.
Kütahya türbeleri, Paşam sultan türbesi
Paşam Sultan, Germiyanoğulları zamanında Kütahya'da yaşamış saygın bir ahi lideridir ve "Seyyid-el Nureddin" adıyla da anılır. Türbesi, Kütahya'nın Paşam Sultan Mahallesi'nde, Kurşunlu Camii'nin yakınlarında yer alır. Kareye benzer dikdörtgen bir plana sahiptir. Kubbeli mekan, içinde dört ahşap sanduka ve bir mumyalık bölümü barındırır. Duvarları büyük moloz taşlarla inşa edilmiştir.
Paşam Sultanın şeceresi:
Hacı İbrahim Cemal, Şeyh Nureddin Efendi'nin torunlarının torunu olarak, on yedi yaşında veba nedeniyle hayatını kaybetmiştir. Hacı İbrahim Cemal'in babası Hacı Kemal Paşa, onun babası Hacı Şeyh Mehmed Efendi, onun babası Şeyh Aladdin ve Şeyh Alâaddin Efendi'nin babası da Şeyh Nureddin Efendi'dir. Şeyh Nureddin Efendi'nin doğum ve ölüm tarihleri ise bilinmiyor.
Paşam Sultan Türbesi nerededir?
Paşam Sultan Türbesi, Kütahya'nın merkezinde, Sultan Bağı Mahallesi'nde bulunur ve Kurşunlu Camii'ne oldukça yakındır. Kare planlı ve kubbeli bir yapı olan bu türbe, büyük moloz taşları kullanılarak inşa edilmiş duvarlara sahiptir. Ana girişi Kurşunlu Sokağı üzerinde yer alır. Yan sokaktan L şeklindeki bir merdivenle çıkılan iki bölümlü türbe, en son 2001 yılında Kütahya Belediyesi tarafından restore edilmiştir.
Türbenin içinde bulunan sandukalar üzerindeki kitabeler, türbenin 16. yüzyılda inşa edildiğini göstermektedir.
Türbede, Kemalettin Paşa'nın oğlu İbrahim Cemal'in sandukası yer almaktadır. İbrahim Cemal, 1589 yılında, 12 yaşındayken kolera nedeniyle vefat etmiştir.
Paşam Sultan Türbesi, Kütahya'nın önemli tarihi ve kültürel yapıları arasında yer alır ve her yıl binlerce ziyaretçiyi ağırlar.
Kütahya Ulu Cami Caddesi'ne yakın, Kurşunlu Camii Sokağı'ndaki Seyyid Nureddin Zaviyesi'nde, Paşam Sultan'ın 14. yüzyılın ikinci yarısına tarihlenen türbesi bulunmaktadır.
Paşam Sultan Türbesinin Mimarı Yapısı:
Zaviyenin geniş avlusunda yer alan mescidin doğusunda, kareye yakın dikdörtgen bir plana sahip kubbeli bir türbe yer almaktadır. Paşam Sultan'a ait bu türbede dört ahşap sanduka bulunur. Mimari açıdan dikkat çekici detaylara sahip olan türbenin alt kısmında bir mumyalık bölümü mevcuttur.
Duvarlar büyük moloz taşlarla örülmüş ve yer yer devşirme taşlar kullanılmıştır. Mumyalığın üzerindeki bölüm dikdörtgen plana sahip olmasına karşın, kuzey ve güneydeki derin oyuklarla kare bir plana dönüşmektedir. Üzeri kasnaklı bir kubbe ile kaplanmıştır. Günümüzde yağlı boya ile boyanmış olan türbenin mimari özellikleri kısmen kaybolmuş ve mimari detaylar gizlenmiştir.
Türbenin doğu duvarında, diğer mezar taşlarından daha yüksek bir konumda yer alan mermer bir mezar kitabesi, buranın Paşam Sultan'a ya da Seyyid Nureddin'e ait olmadığını göstermektedir. Bu mezar, 17 yaşında kolera hastalığından vefat eden İbrahim Cemale aittir. Babası Kemaleddin Paşa nedeniyle bu yere Paşam Sultan Türbesi adı verilmiştir.Fotoğraf Bing yapay zeka ile tasarlanmış olup temsilidir.
Kaynak: Kütahya Kültür ve Turizm Müdürlüğü ''Kütahya Tanıtım Broşürü'' / Kütahya Valiliği
Makale Kütahya türbelerinden Paşam Sultan türbesini ve paşam sultan menkıbesini anlatmaktadır .