NASA
occasionally subtle

Origami Around

titsay
EXPECTATIONS
noise dept.
No title available
YOU ARE THE REASON

shark vs the universe
d e v o n

if i look back, i am lost
art blog(derogatory)
he wasn't even looking at me and he found me
cherry valley forever
Sweet Seals For You, Always

Kaledo Art

No title available
trying on a metaphor
Aqua Utopia|海の底で記憶を紡ぐ
Show & Tell

seen from Poland
seen from United Kingdom
seen from Argentina
seen from Germany
seen from Israel

seen from Hong Kong SAR China
seen from Czechia

seen from United States

seen from Iraq

seen from Indonesia
seen from Argentina
seen from Hong Kong SAR China
seen from United States
seen from United States

seen from Malaysia

seen from United Kingdom

seen from Czechia

seen from Russia

seen from Indonesia

seen from Netherlands
@kroniktrip
Yaşam rastlantısal olarak arka arkaya gelen anlamsız sahneler dizisi değil, fakat sonunda kavranabilir olan yasaları takip eden düzenli ve mükemmel bir bütündür.
Epiktetos
Designer Creates Relaxing GIFs That’ll Calm You After A Hard Day Dovas, boredpanda.com
Adam J. Kurtz, a talented graphic designer and artist based in NY, has created a series of GIFs that are perfect for calming you down after a long day’s work or getting you motivated for one.Each soothing GIF is paired with an inspirational quote …
"Hayatında olup biten şeylerin dilediğin şekilde olmasını dileme. Nasıl oluyorsa öyle olmasını arzu et. Böyle davranırsan her daim mutlu olursun." Epiktetos
"Eğer birisi fikirlerimin ve eylemlerimin yanlış olduğunu kanıtlayarak beni ikna ederse, seve seve değiştiririm onları çünkü benim aradığım gerçekliktir. Gerçeklikten kimse zarar görmez, yanılgılarında ve bilgisizliklerinde direnenlerden başka." Marcus Aurelius
"Yaşama sanatı, bir dansçıdan çok bir güreşçinin sanatı gibidir; art arda gelen darbeleri, önceden sezinlenemeyenleri bile ayaklarının üstünde sıkıca durarak savuşturmaya hazır olmak gibidir." Marcus Aurelius
Motivasyon eksikliği için beş öneri;
Blogum için yazmayalı uzun zaman oldu. Tatildi, bayramdı, yarına olmadı bir sonraki güne derken yeniden bilgisayarın başına oturmak, yeniden bir şeyler yazmaya başlamak her gün giderek zorlaştı. Aslında motivasyon eksikliği farklı biçimlerde de sık sık başıma geliyor. Planlar yapıyor, daha düzenli, daha çalışkan olmaya karar veriyorum. Daha çok okumak, daha çok yazmak, film izlemek, spor yapmak… Bir şekilde başlıyorum da. Ama çabalarım iyi niyetli denemelerden öteye gidemiyor. Sonra yine kendimi en yakın kanepede boş gözlerle tv’ye bakarken buluyorum. Hep de bir bahanem var. Kendimce de gayet geçerli bahaneler. Ama bu şekilde ne kadar devam edebilirim? Hayat hızla akıyor, benim de yapmak istediğim yığınla şey var.
Böylece koltuktan ve tv önünden uzaklaşıp, planlarımı uygulamaya nasıl odaklanabilirim diye düşünürken aşağıdaki liste ortaya çıktı.
1-Doğru zaman ve doğru şartlar için beklemek yerine harekete geçin; Galiba bu maddeyi sık sık kendime hatırlatmam gerekiyor. Yıllarca sigarayı bırakmak için doğru zamanı bekledim. Bu ay da geçsin, şu iş de bitsin derken o doğru zaman yıllarca gelmedi. Sonra bir adım attım ve her şey değişmeye başladı. Engel diye düşündüklerim kaybolup gittiler. İşte anahtar sözcük “hareket”.
2- Küçük hedefler belirleyin; Uygulama aşamasında beni yılgınlığa düşürenin kendime büyük hedefler belirlemek olduğunu fark ettim. İki saatlik yürüyüş planlarımı bir günden fazla uygulayamadım. Ayda şu kadar kitap bitirme hayalim sadece arka kapaklarını okumakla sınırlı kaldı. Artık daha küçük hedefler belirlemeye çalışıyorum. Yazmak için sadece bilgisayarı açıp karşısına oturdum. (Şu anki gibi) Evet kahve molaları biraz sık ama bir kere başladıktan ve yapacağınız işe odaklandıktan sonra kahvenizi yapıp tv karşısında oturmak, elinizde telefon, twitter’a boş boş bakmak istemiyorsunuz. Zihin tetiklendikten sonra devam edecek enerji ve isteği kendisi üretiyor.
3-Kendinize güvenin; Karşılaştığımız her aksaklık kendimizden, yöntemlerimizden şüphe etmemize sebep olur. Bu şey harcadığım zamana değecek mi? Başarılı olamazsam ne olacak? soruları her dönemeçte kafamızı karıştırmaya devam eder. İsteğimizi, enerjimizi azaltır. O yüzden bana kalırsa amaca değil sürece odaklanın. Okuduğunuz kitabın her kelimesini içinize sindirin. Attığınız her adımla birlikte bedeninize yaptığınız iyiliği düşünün.
4-Acele etmeyin; Bu biraz zor. Bugünlerde hepimiz yüksekleri hedefliyoruz ve hepimizin acelesi var. Ama koşarak çıktığınız bu yolda nefesinizin bir o kadar hızlı kesilmesini istemiyorsanız, evet, acele etmeyin. Kısa zamanda amaçlarınıza ulaşamamak enerjinizi ve hevesinizi düşürür. Bir haftada beş kilo vermeye çalışırken büyük ihtimalle ikinci günde diyeti bırakırsınız. Başarısızlık hissi motivasyonunuzu azaltır. Kendinize inancınızı zayıflatır. Gerçekçi hedefler belirleyin ve küçük adımlarla ilerleyin.
5-Neden? Neden, kilo vermek, spor yapmak, daha fazla okumak, yabancı dil öğrenmek, okulu bitirmek ya da ulaşmak istediğiniz şey her ne ise onu istiyorsunuz? Bu cevabı bulun ve sınavların arasında boğulurken, ertesi güne rapor yetiştirmek için sabahlarken, bir sürü eğlenceden mahrum kaldığınızı düşündüğünüzde, kendinize sık sık hatırlatın.
Kalite; Mekandaki yaşantıda Düşüncedeki derinlikte Sevgideki cömertlikte İfadelerdeki gerçeklikte İdaredeki düzende Eylemdeki etkide Doğru zamandaki doğru harekette gösterir… Lao Tzu
(via yurdanur)
Inan ki ışıldayan her gün, son günün olacak; böylece minnettarlıkla karşılarsın her beklenmedik saati
Horatius
Görmek Dünya'yı bir kum tanesinde, Gökyüzünü bir kır çiçeğinde Sonsuzluğu avuç içinde Ve ebediyeti bir saatte
W. Blake
Mutluluğun bir ölçüsü var mı?
Hayatta bir yığın şeyi kaçırdığınız, bir o kadar şey de için geç kaldığınız hissine kapıldığınız oldu mu? Yeniden denemek için artık çok geç olduğunu düşündüğünüz, kendinizi başarısız, yetersiz hissettiğiniz? Aslına bakarsanız bunlar hepimiz için gayet normal düşüncelerdir. Ama kimilerimiz üstesinden gelip onların akıp gitmesine izin verirken, bazılarımız da saplanıp kalır. Böylece kendi mutsuzluğunu yaratır. Peki mutluluğunuzu başarılarınızla ölçmek doğru mudur? Belki şu anda, hayal ettiğinizden çok daha farklı bir yerdesiniz ama bu başarısız olduğunuzu göstermez. Mutlu olmak için geride bıraktıklarınızın hayatınızı etkilemesine izin vermek yerine sahip olduklarınızı büyütmeye çalışmakta fayda var.
1-Yetersizlik ya da başarısızlık hislerinin geleceğinizi belirlemesine izin vermeyin. Denemeden bilemezsiniz bu yüzden denemekten korkmayın. Başarısız olma korkusunun bir şeyleri denemediğiniz için duyacağınız pişmanlığın yanında hiç önemi yoktur.
2-Tecrübelerimizi başarılarımızdan değil hatalarımızdan ediniriz. Ve her başarımızın ardında bir sürü hata bırakırız. Böyle büyürüz biz. Ve ister hatalarınıza saplanıp kalın isterseniz yolunuza devam edin hayat durmadan akar. Ona direnmek ya da uzaklaşmaya çalışmanın bir anlamı yoktur. Unutmayın. Yarın yeni bir gündür. Yeniden başlamak için.
3-Kendiniz için yapacağınız en iyi şey kendinizi başkalarıyla kıyaslamaktan vazgeçmektir. Bunun yerine sahip olduğunuz en özel şeye, kişiliğinize yoğunlaşın. Onu geliştirmeyi, beslemeyi, onunla mutlu olmayı ve tabi ki ona karşı dürüst olmayı öğrenin. Saklanmadan, bir şeylerin ardına gizlenmeden gerçek sizi keşfedin. Kendi yolunuzda yürümekten korkmayın.
4-Her türden ilişkinin karşılıklı saygıyı barındırması gerektiğini unutmayın. Kimliğinizi ve değerlerinizi ne dostluk ne de aşk için feda etmeyin. Bırakın çevrenizde sizi olduğunuz gibi seven insanlar olsun. Başkalarının negatif düşüncelerine ve kendileri için oluşturdukları dramaların hayatınızı etkilemesine izin vermeyin. Nelerin dışarıdan geldiğine, nelerin size ait duygular olduğuna dikkat edin.
5-Bugün başarı ve mutluluğun standartlarını belirleyen şey sadece toplumsal kabullerdir. Bunların dışında bir hayat, sizin başarısız ve dolayısıyla mutsuz olduğunuzu göstermez. Başka türlü başarılar ve mutluluklar da mümkündür. Bunu siz, kendiniz için yaratabilirsiniz. Elinizden gelenin en iyisini yaparak, kendinizle barış içinde ve huzurlu olmak iyi bir başlangıç olabilir.
Hayatınızı hafifletin;
Hani bazen ne yapacağınızı, nasıl yapacağınızı bilemezsiniz, her şeyi ardınızda bırakıp gitmek istersiniz ya işte öyle günler için birkaç öneri;
1-İşe temizlikle başlayın. Yaşadığınız ve çalıştığınız yeri düzenleyin. Son altı aydır görmediğiniz, kullanmadığınız, işinize yaramayan her şeyi ihtiyacı olanlara verin ya da yok edin. Kendinize daha fazla yaşam alanı açın. Benzer düzenlemeyi ilişkileriniz için de yapın. Sizi mutsuz eden, engelleyen, sağlıksız ilişkilerinizi sonlandırın. Hayatınızda yeni ve mutluluk veren insanlara yer açın.
2-Seçim yapmakta zorlandığınız, sizin için neyin iyi olduğuna karar veremediğiniz anlarda hayatın sizin için hazırladığı plana güvenin. Bırakın yavaş yavaş ortaya çıksın. Her şeyi bilmeye ve kontrol etmeye çalışmaktan vazgeçin.
3-Hayatınızda nelerin olması gerektiğini ve nelerin olmadığını düşünmeyi bırakın. Fırsatlara ve yeniliklere kapınızı açık tutun. Sizi sınırlayan düşünceleri keşfedin ve bırakın gitsinler. Rahatlayın ve hayatın tadını çıkarmayı unutmayın.
4-Çoğumuzun, kim olduğumuz ya da hayatımızın nasıl olması gerektiği konusunda bir düşüncemiz vardır. Ama yaşadıkça olayların pek de planladığımız gibi gitmeyeceğini öğreniriz. Böyle anlarda hayata küsmek yerine belki de bunun sizin için en iyisi olabileceğini düşünün.
5-Beklentilerimiz, gerçekleşeceklerine dair hiç bir garantimiz olmasa da ilişkiler ya da durumlar içinde çok uzun süre hareketsiz kalmamıza, her geçen gün onlara daha fazla umut, daha fazla değer yüklememize neden olur. Bazı şeyler umduğunuz gibi gitmediğinde esnek olun, yönünüzü yeniden belirleyin ve artık geride kalanlar üzerinde düşünmeyin.
6-Hepimiz “Ben bunu asla yapamam” , “Asla öğrenemem”, “Bunu asla başaramam” gibi kendimizi sınırlayan inançlara sahibiz. Eğer yapamayacağınıza inanırsanız, yapamazsınız. Siz sadece kendi düşünce, seçim, davranış ve kararlarınızı kontrol edebilirsiniz. Kendiniz hakkındaki düşüncelerinizi değiştirmek ve dışarıdan çok içeriye odaklanmak daha fazla sakinlik getirir.
7-Geçmişi yeniden yaratıp durmayı bırakın. Dikkatinizi şimdiye, yaşadığınız ana odaklayın. Kaçmak ve geride bırakmak istediğiniz şey hatalarınız mı? Kendinizi suçlamaktan vazgeçin. Öğrendiklerinizi de yanınıza alarak yolunuza devam edin.
8-Korkularımızın çoğunun temelinde ölüm korkusu yatar. Antik Yunan ve tasavvuf felsefesinin de üzerinde durduğu nokta, ölümü bilmenin hayatı bilmek için gerekli olduğu ve bu şekilde yaşamımızı daha doyurucu ve anlamlı olacağıdır. İlk filozoflar için hayatın bir gün son bulacağının farkında olmak felsefe yapmakla aynı anlama gelirdi. İç huzuruna ise sadece ölümün de diğer her şey gibi hayatın bir parçası olduğunu kabullendiğinizde sahip olabilirdiniz. Korkularınızın hayatınızı yönetmesine izin vermeyin. Hayatı tümüyle kabullenin, mantıksız ve gereksiz korkuları bırakın gitsin.
Hayatınızı kim yönetiyor?
Alışkanlıklar bir yandan hayatımızı kolaylaştırırken diğer taraftan bizi dar bir alana sıkıştırır. Gündelik alışkanlıklarımız otomatikleşmiştir, büyük kısmı, özgür irademize ait olmaktan çok çevre tarafından tetiklenen, bilinçsizce yapılagelen davranışlardır. Öyle kök salmışlardır ki içimizde, kişiliğimizin bir parçası gibi hissederiz. Değişebileceklerini, değiştirebileceğimizi düşünmeyiz. Oysa onlar işgalci kuvvetlerdir. Montaigne' in söylediği gibi “Gerçekten alışkanlık pek yaman bir hocadır ve hiç şakası yoktur. Yavaş yavaş, sinsi sinsi içimize ilk adımını atar; başlangıçta bir kuzu gibi sevimli, alçak gönüllüdür; ama zamanla ortaya yerleşip kökleşti mi, öyle azılı, öyle amansız bir yüz takınır ki kendisine, gözlerimizi bile kaldırmaya izin vermez...”
Sonra mutsuzluktan, monotonluktan, can sıkıntısından, sürekli aynı hataları yapmaktan, aynı sorunları yaşamaktan şikayet ederiz. Halbuki, alışkanlıklardan, kalıplaşmış düşüncelerden, kısır döngülerden kurtulmak, yaşantımızı farklı şekilde yönlendirmek kolay değilse de mümkündür. Mutluluğumuzu alışkanlıklara feda etmek zorunda değiliz. Onları hayatımızdan çıkarabilir, dönüştürebilir ve değiştirebiliriz.
1-Değişimden korkmayın; Alışkanlıkları sürdürmemizin başlıca sebebi değişim korkumuzdur. Dünya hiç durmadan değişse de çoğumuz kendi küçük güvenli bölgemizden çıkmak istemeyiz. Artık pek işe yaramasalar da alışkanlıklarımıza sadık kalırız. Oysa sadece değişime uyum sağladığımız sürece büyüyüp gelişeceğimizi unutmayalım. Kolay olacağını kimse söyleyemez ama buna değdiğini göreceksiniz.
2-Alışkanlıkları bir anda yıkmaya çalışmak kolay değildir ve sizi yılgınlığa düşürebilir. Küçük değişimleri hedefleyin. Her zamankinden farklı tarzda kitaplar, müzikler, filmlerle ve hatta yemeklerle başlayabilirsiniz. Bunların düşünce biçiminizi değiştirmenizde büyük etkisi olacaktır.
3-Birinde yapmak istedikleriniz, kendinizde görmek istedikleriniz, değiştirmek istediğiniz alışkanlıklarınız, diğerinde ise sizi engelleyen davranışlarınız, düşünceleriniz için iki listeniz olsun. Listenizi göz önünde bir yerde bulundurun. Engelleyici her alışkanlığı tekrar tekrar okuyun. Kısa süre sonra ne kadar saçma olduklarını görmeye başlayacaksınız. İşte değişimin vakti geldi. Tabi ki bebek adımlarıyla.
4-Davranışlarınızın altındaki nedenler hakkında düşünün; “Neden böyle yaptım, böyle söyledim” gibi sorularla hangi alışkanlıkların davranışlarınızı yönettiğini keşfedin. Değişim istiyorsanız önce nelerin değişmesi gerektiğini bulmalısınız.
5-Şimdide yaşayın; hemen vazgeçmeniz gereken ilk alışkanlık geçmiş ya da gelecekte yaşamaktır. Hepimizin geçmişe dair hikayeleri, geleceğe dair endişeleri var. Geçmişin derslerini öğrenin ve bırakın gitsin. Geleceği takıntı haline getirmeyin. Kontrol edebileceğiniz, yönetebileceğiniz tek zaman dilimi şimdidir.
Aptallık, Bencillik ve Sağlık,
Gerçekçi romanın babası sayılan Gustave Flaubert, dahi olmasını bir yana bırakırsak, sıra dışı bir kişiliğe ve yaşama sahipmiş. O yüzden mutluluk reçetesi de muhtemelen bugüne kadar duyduklarınızdan epey farklı olacak. Flaubert mutlu olmak için şu üç koşuldan en az birine sahip olmamız gerektiğini söylüyor; Aptallık, bencillik ve sağlık.
Aptal olmadığını ve sağlığının da pek iyi olmadığını düşünürsek geriye sadece bencillik kalıyor ki ünlü yazar da mutlu olmak için ikinci şarta yani bencilliğe sahip olduğunu söylermiş. Sanırım hepimiz sağlık konusunda hemfikir oluruz. Diğer koşullarımız ne kadar iyi olursa olsun sağlıkla ilgili en küçük bir sıkıntı bile hayatımızı gölgelemeye yeter. Peki bencillik konusunda ne düşünürsünüz.
Özellikle başkalarının isteklerini gerçekleştirmeye çalışmaktan kendimize vakit ayıramaz hale gelmişsek, isteklerimiz hep geri planda kalıyorsa biraz bencil davranmanın zamanı gelmiştir. Hem kendimizden hem de birlikte olduğumuz insanlardan, dostlarımızdan nefret etmemek için arada bir bencillik zaman zaman gayet faydalıdır. Üstelik bencil olmasaydı dünya Flaubert gibi bir yazarı tanıyabilir miydi? Hiç sanmıyorum.
-Milyonuncu kez yazıyorum belki ama HAYIR demesini öğrenin; bu sizin hayatınız ve sizin mutluluğunuz. Yani ona sahip çıkacak, değerini bilecek, iyisiyle kötüsüyle yaşayacak olan kişi sizsiniz.
-Siz ve mutluluğunuz arasına girilmesine izin vermeyin; bir şeyleri de sadece siz istediğiniz için yapın. Eğer ne istediğinizi bilmiyorsanız bulmak için zamana ihtiyacınız olacak. Onu boşa harcamayın.
- Bir şey yapmaya başlamadan önce durun ve düşünün. “Bu sizin hayaliniz mi yoksa bir başkasının mı?” Başkalarının hayallerinin peşinden sürüklenmeyin.
-Bazen akıntıya kapılır gideriz. Bu yüzden sizin için önemli olan şeylerin, gerçekleştirmek istediklerinizin bir listesini yapın. Kontrol elinizden çıktığı zamanlar hayatınıza yeniden tutunabilmek için faydalıdır.
-Durun, nefes alın ve kendinize şu soruyu sorun; Hayatım nereye gidiyor?
-Yalnızlıktan korkmayın, insanlarla birlikte olmak güzeldir ama yalnız kalmak da güzeldir. Bu zamanı kendinizi daha iyi tanımak için bir fırsat olarak değerlendirin.
-Dengeyi hayatınızın ve yaptığınız her şeyin odağına koyun. Ne tamamen kendi içinize kapanın ne de mutluluğu kalabalıklar içinde arayın.
-Ağırlıklarınızdan kurtulun. Hayatınızı ve sorumluluklarınızı hafifletin.
-Başkalarının sizin hakkınızdaki düşüncelerinden endişelenmeyin.
-Eğlenin; sevdiğiniz şeyleri yapmaya daha çok zaman ayırın. Tadını çıkarın. Çünkü Montaigne'in de söylediği gibi “Bu sizin yalnızca başlıca işiniz değil, en parlak en şerefli işinizdir.”
“Düşüncelerimizin en iyi aynası hayatlarımızın akışıdır.” Montaigne
Büyük düşünür John Lennon boşuna söylememiş “Hayat sen planlar yaparken başından geçenlerdir” diye. Hep bir şeylere yetişmeye çalışır, zamanın peşinde koştururken bir de bakıyoruz ki bir sürü planlar yaptığımız, hayaller kurduğumuz yıllar, yanı başımızdan gelip geçmiş farkına bile varmamışız. Belki de insan olmanın fıtratında var. Geçmez sandığımız zamanın uçup gitmesi, bir göz kırpmasında bir ömrün gizlenmesi.
Bu durum fiziksel daha doğrusu beyinsel özelliklerimizin yanı sıra bir de yaşantı biçimimizden kaynaklanıyor. Eskisinden çok daha fazla bireysel olduğumuz hatta nerdeyse sadece bireysel mutluluk üzerine kurulu hayat tarzımıza rağmen ne yaşadığımızın pek de farkına varmadan zaman geçiriyoruz. Sokrates'in “Sorgulanmadan yaşanan hayat yaşamaya değmez” cümlesini de unutmamak gerekiyor. Farkındalık taşımadan yaşayarak, sahip olduğumuz sağlığı, enerjiyi en önemlisi zamanı alışkanlıkların, tembelliğin, gündelik sorunların içinde eritiyoruz. Peki planlarımızı, hayallerimizi, yaşamayı ertelemek ya da günlük dertlere kurban etmekten nasıl kurtuluruz?
1-Hayır demeyi öğrenerek; pek beceremediğimden olsa gerek bunu cidden önemsiyorum. Sürekli yazmaktan ve hatırlatmaktan bıkmayacağım bir maddedir.
2-Başkalarının işlerine karışmayarak; İnsanlar sürekli yaşadıklarını anlatır, kendilerinden bahseder, sizi de yaşantılarının içine çekip tanıklık etmeye zorlarlar. Bu bir çeşit var olma biçimidir. Başkalarının görüp duymadığı şeyler yaşamanın bazıları için bir önemi yoktur. Misal facebook paylaşımları. Ama bu zamanınızdan çalar. Başkalarının hayatıyla meşgul olurken kendiniz için yapmak istediklerinizi ertelersiniz. Sınır koymayı öğrenin.
3-Zamanım yok bahanesinin arkasına saklanmayarak; zamanım yok en bilindik bahanelerden biridir. Bir sürü saçma sapan şey için zaman buluruz da hayallerimizi gerçekleştirmeye çalışmak için bir türlü zaman bulamayız.
4-Henüz hazır değilim daha sonra... cümlesini kullanmayarak;fırsatları kaçırmak ve tembelliğe devam etmek için harika bir cümle. Bununla birkaç on yıl geçirebilirsiniz ama bazı fırsatlar karşınıza bir kez çıkar, hatırlatırım.
5-Korkular ve endişelerle yaşamayarak; bazı zorlukların karşımıza çıkmasına engel olamayız ama belki de hiç olmayacak şeyler için endişelenerek hayatımızı ertelemek, tembelliğimize bahane bulmaktan başka bir şey değildir.
6- Ve tabi ki elinizdekinin değerini bilerek; Montaigne'in de söylediği gibi; “Biz pek şaşkın varlıklarız: Filanca hayatını işsiz güçsüz geçirdi deriz; bugün hiçbir şey yapmadım deriz. -Bir şey yapmadım ne demek? Yaşadınız ya! Bu sizin yalnızca başlıca işiniz değil, en parlak en şerefli işinizdir.”
Daha doyurucu bir hayat için 10 öneri
21.yy da kapitalizmin birer neferi olarak tüketme sınırlarını çoktan aştık. Tüketimin kendisini de tüketmiş bir halde artık hiçbir şeyden zevk alamaz durumdayız. Önümüze konan nesnelerin daha yeni, daha iyi, daha daha olması bile bizi mutlu etmiyor. Ne olduğunu bilmediğimiz başka bir şeylerin peşinde, hiçbir şeyden zevk alamaz duruma geldik. Yaşamanın tüketmekten başka anlamları olduğunu unuttuk. Nasıl bu hale geldiğimiz konusu çokça tartışılır. Ama belki daha acil olan bu durumdan, sürekli mutsuz, sürekli depresif ruh halinden nasıl kurtulacağımız.
1-Daha az televizyon izleyerek; dizilerin de yaz tatiline girmesini fırsat bilerek TV izlemek yerine kitap okuma ya da yürüyüş yapma alışkanlığı edinmek daha yararlı olabilir.
2-Günlük tutmaya başlayarak; hayatınızı değiştirmek için neye ihtiyacınız olduğunu kısa sürede fark etmenizi sağlayacak bir yöntemdir.
3-Kendiniz üzerine düşünerek; kişinin kendi hatalarını görmesi, görse bile kabullenmesi ve onları değiştirmeye çalışması çok kolay değil. Yine de herkesin olduğu gibi sizin de hatalı davranışlarınızın olabileceğini kabullenmeyi deneyin. İnsanın kendisine yapabileceği en büyük iyilik kendisine karşı objektif ve dürüst olmasıdır. Bir kez fark ettikten sonra eminim reddetmek yerine düzeltmeye çalışmanın daha çok faydası olacağını kabul ederiz.
4-İnsanlarla birlikte olarak; Facebook ya da Twitter üzerinden değil, gerçek insanlarla aynı mekanı ve zamanı paylaşın. Size gerçekten yaşadığınızı hissettirecektir.
5-Hayatınızda neyin eksik olduğunu fark ederek;Tüketim=Mutluluk anlayışından kurtulun. Tüketiminizi sınırlandırın. Hiçbir nesnenin yeni bir siz yaratmadığını ve yaratmayacağını, içinizdeki boşluğu doldurmayacağını kabullenin. Sizi gerçekten mutlu edecek şeyler, amaçlar üzerinde yoğunlaşın. Paranızı daha fazla konser, sinema, tiyatro biletine, kitaba ve yeni yerler keşfetmeye harcayın. Daha az kıyafet, teknoloji vs. alın.
6-İşinizi ve özel hayatınızı birbirinden ayırarak; Hayatınızı işinizle tanımlamayın. İşi eve taşımayın. Kimse, özellikle patronunuz size yeteri kadar çalıştığınızı, biraz dinlenmeniz gerektiğini söylemez. Kendinize vakit ayırın, keyif aldığınız şeyleri daha sık yapın. Sonuçta iş, sadece iştir :)
7-Sevdiğiniz bir konuda uzmanlaşarak; Farklı pek çok alanda bir şeyler yapabilir üstelik zevk de alabiliriz. Ama en az bir konuda bu makarna pişirmek bile olsa çok iyi olmak hayatınıza keyif katar.
8-Mutlu olmak ya da kendinizi iyi hissetmek için mutlaka bir neden gerekmediğini anlayarak; Mutluluğunuzu, beklentilerinizin gerçekleşmesine bağlamak ya da zor zamanlarda umudunuzu tamamen yitirmek. Hayatınızı bunlar üzerine kurmayın, iyi ve kötü anların geçiciliğini düşünün, hiç biri sonsuza dek sürmez. Üstelik mutluluk için hayatta ve nefes alabiliyor olmak gayet yeterli bir nedendir. Yaşamın bir hediye olduğunu ve onun da sonsuza kadar sürmeyeceğini unutmayın. Değerini bilmeniz gereken en önemli şeydir yaşamak.
9-Sahip olmadıklarınız yerine sahip olduklarınıza odaklanarak;Polyanna tarzı bir düşünce olabilir ama gerçekten yararlıdır. Alışkanlık haline getirirseniz tüketim dışında başka şeylerle de mutlu olabileceğinizi keşfedebilirsiniz.
10-Gönüllü çalışmaları; Kendinizi tanımanız, varlığınızı hissetmeniz için önemli fırsatlardır. Başkalarına yardım etmek hayatınızı iyileştirir çünkü iyilik bulaşıcıdır.
“Eğer hatalar yapmıyorsanız yeterince zor sorunlar üzerinde çalışmıyorsunuzdur. Ve bu büyük bir hatadır.” Frank Wilczek