seen from Türkiye
seen from United States

seen from Bulgaria
seen from Germany

seen from Germany
seen from Latvia
seen from United States
seen from Singapore
seen from Ukraine
seen from Romania

seen from Canada

seen from United States

seen from United States
seen from United States
seen from Poland

seen from T1
seen from China

seen from T1

seen from Malaysia
seen from Canada
How to Break Free from Emotional Dependency: A Stoic Guide to Inner Freedom
How to break free from emotional dependency with the Stoic wisdom of Epictetus. If your happiness depends on someone else's approval or presence, this Stoic guide will show you how to regain your inner freedom. Does your world crumble when the person closest to you leaves? Most people live like puppets, tied to strings held by others. Whether it's a partner’s approval, parental expectations, or social media likes—if your emotions are in someone else's hands, your joy is never truly yours.
Epiktetos - Düşünce ve Sohbetler
Epiktetos'a göre yaradılış nedenimizi, var oluşumuzu, var olanları, çevreyi, dünyayı, evreni anlamaya çalışmak için sakin ve yavaş ilerlenmeliydi. Dantel yapar gibi ince ince her ayrıntısıyla ilgilenerek kümülatif bir şekilde ilerlemek gerekiyordu. Ama bunu başaramayan insanoğlu kendini bir kargaşanın, kaosun, içinde buldu. İnsanlar böylelikle asıl amacını unutup eline gelen ipliği ayıklama telaşına düştü. Felsefe, felsefe olmaz oldu, değerini yitirdi...
Bu cümleler beni cidden çok etkiledi. Bu kadar iyi açıklanamazdı. Özellikle insanların asıl amacını unutup kendini kaosun içinde hayatta kalma mücadelesine girdiğini söylediği kısıma çok hak veriyorum. Bu farkındalığı bazen ben de yaşıyorum. Mesela günlük yazmayı bir gün aksattığımda ertesi gün o günü yazmak için masaya oturduğumda bir an hiçbir şey hatırlamıyorum. Ben ne yaptım dün diye düşünüyorum. Hatırlamıyor olmam beni ürkütüyor. Yani o kadar acele hareket ediyoruz ki hiç bir kere olsun oturup kendimizin ve ne yapıyor olduğumuzun, şu an geçmekte olan zamanın farkına varmaya çalışmıyoruz. Yaşıyoruz ama yaşadığımızın farkında değiliz. Bu farkındalığa ulaşmak için illaha elden ayaktan düşmek, yaşlanmak mı gerek? Biz kimiz, neden burdayız, ne yapıyoruz? Cidden kitapta bunlar en kısa ve öz şekilde ifade edilmiş.
DÜŞÜNCELER...
Elimizde olan şeyler düşüncelerimiz, yaşantımız, özgürlüğümüz, arzularımız, eğilimlerimiz, nefretlerimizdir. Elimizde olmayan şeyler mal, mülk, makam, şöhrettir. Eğer elinde olmayan şeyi arzu edersen hayatında mutluluğu asla tam olarak yakalayamazsın. Sürekli üzülür, sinirlenir, hayatın hakkında şikayet edersin. Hayatı tam olarak yaşamaya çalışmak yerine dünyevi şeyler peşinde koşturmaktan hayatını heba eder, pişmanlık duyarsın.
Hayat hikayeni ilmek ilmek işlemelisin... ki bittiğinde eserinle gurur duyasın. Bu yüzden anı yaşamalı, hayatının dilediğindeki gibi olmasını dilemek yerine şu an olduğu gibi olmasını dilemeli, mutlu olmalısın diyor kitapta. Yani kesinlikle hak veriyorum ama kitabı okurken bazı kısımlarda cidden yazarın yani Epiktetos'un gaddar olduğunu düşünmedim değil. Mesela sevdiğim birinin ölümü benim elimde olmayan bir şeydir. Ama sorarım, ben buna nasıl olur da üzülmem? Biri bir hayvana zarar verir. Bu benim elimde değildir. Ama nasıl olur da buna sinirlenmem? Aksine vurdumduymaz davranırsam kendimden utanırım. Yazar bunların dünyevi şeyler olduğunu düşünebilir ama biz de bu dünyada yaşayan varlıklar olarak bu dünyevi şeyleri tamamı ile yok sayamayız diye düşünüyorum. Elimde olan şey nefretim, eğilimlerim, özgürlüğüm, yaşantım diyor. Aslında düşününce elimde olan şeyler ile elimde olmayan şeyler çok iç içe değil mi? Ben kesinlikle bunları birbirinden ayıramam. Birinin bir hayvana zarar vermesi benim elimde değildir ama bundan nefret etmem benim elimdeyse... Yine de aynı kapıya çıkıyor. Ben sırf hiç sinirlenmemek, üzülmemek için bunları görmezden gelemem ki. Öfke de üzüntü de hayatımızda yaşamamız gereken duygular. Yaşantımın da benim elimde olduğunu söylüyor yazar. Evet, belli bir yere kadar bu doğru. Bunu şu an yazmaya ben karar verdim mesela. Gidip uyumak istersem bu da benim kararım ve yaşantımın bir parçasıdır. Ama... Biz bu yaşantımızı içindeki yan karakterlerle beraber sürdürüyoruz. Her ne kadar kendi yaşantımız olursa olsun, bu yan karakterlerle bağlıyız maalesef. Mesela ülke ekonomisinin kötü duruma gitmesi ve alım gücünün azalması benim neden olduğum bir şey değil. Fakat ben bu gelişmelere karşın kendi yaşantımda fedakarlık ya da değişiklikler yapmak zorunda kalıyorum. Bunu yapan ben olmadığım gibi bu yaptıklarım da benim elimde olan şeyler değil. Bu iki grubu birbirinden ayırmak öyle kolay değildir kısacası.
Bizi üzen şey varlıklar ve olaylar değil, bizim onlar hakkındaki düşündüğümüz şeylerdir. O zaman biz mutlu olmak istiyorsak ne yapmalıyız? Düşüncelerimiz, bizim elimizde olduğuna göre onları kontrol ederek bunu sağlayabiliriz!
Bu birkaç satırda da yazarın duygusuz olduğunu hissettim. Haklı, çok haklı ama yine bazı katılmadığım noktalar var. Biz duygular ile yaratılmış canlılar olarak biz nasıl olur da duygularımızı görmezden gelir ve onları bastırmaya cüret edebiliriz? Ben sevdiğim birinin üzüldüğünü gördüğümde düşüncelerimi kontrol edip 'ah bu beni üzmüyor, ben çok mutluyum' diyerek onu görmezden mi gelmeliyim? Az önce de dediğim gibi ben her olumlu ya da olumsuz duygunun hayatımız için çok önemli olduğunu düşünüyorum.
Başımıza gelen her olayda bizim faydamıza olan şeyi bulmalı, ona odaklanmalıyız. İyi, kötü her şeyin bize bir şeyler katacağını unutmamalıyız. Böylece gerçekdışı korkularımız asla bizi alt edemeyecektir. Bu düşünceye kesinlikle katılıyorum. İyi ya da kötü her olay bizim ders çıkarabilmemiz için birer fırsat.
Söylediklerimize dikkat etmeliyiz çünkü ne diyorsak ve ne düşünüyorsak hakikat odur... Bu yüzden beni olumsuz etkileyeceğini düşündüğüm şeylerden bahsederken, onları düşünürken etkilenmeyeceğim hale getirepiktetosmeliyim. Bunu fark ettiğimden beri gereksiz yere olumsuz şeylerden çok bahsetmemeye başladım. Bahsediyorsam da cidden olumsuz kelimeleri kullanmadan konuşmaya çalışıyorum. Cidden gündelik hayatı oldukça etkiliyor.
Yaşanmamış gelecek sürekli olumsuz ihtimalleri düşünüp bunları engellemeye çalışıp mutlu olmayıp maddi bolluk içinde yaşamaktansa endişelenmeyi bırakıp bana gelecek şeylerle endişesiz ve mutlu bir şekilde maddi açlık içinde yaşamayı yeğlemeliyim. İstikbalde başıma gelecek her bir hadise bana yabancıdır ve onun benimle hiçbir alakası yoktur. Bu yüzden 'ya...' diye düşünüp yaşamakta olduğum anı da mahvetmemeliyim.
Hakkında inancının tam olduğu bir yolda insanlar seninle alay etse de yürümeyi bil. Çünkü onlar başta seninle alay edip sonra sana imreneceklerdir. Eğer onların alaylarını önemsersen iki kat gülünç olursun. Bunun birçok örneğini tarihte görebiliriz. Kesinlikle bu yaklaşımın başarıyı getireceğini düşünüyorum.
Sen biri sana hakaret ettiğinde değil ancak incindiğini düşündüğün anda incinirsin. Sen terk edildiğin için değil, üzüldüğünü düşündüğün için üzülürsün. Sen kendini bildiğin sürece bu şeylerin hiçbiri sana işlemeyecektir. Bir kişinin söylediklerine verdiğim tepkinin ölçütü o kişiye verdiğimiz değerle ölçülür. Halbuki söyledikleri kişi kim olursa olsun aynıdır. Ama tanımadığın biri ile kardeşinin söylediklerini aynı şekilde değerlendirmezsin, değil mi?
"Yarın kendimi yola sokacağım" demek, "bugün saygısız, sefih, alçak, hakkaniyetsiz, hain olmak istiyorum" demektir. Bir şeyi yapmaya karar veriyorsak bunu ertelememeliyiz. Mesela ders çalışmak için her defasında kusursuz bir program hazırlama telaşına düşüyoruz. Saat saat planlıyoruz, aralarda ne yapacağını bile düşünüyoruz. Bunu planlamak saatleri alıyor zaten. Sonra ertesi gün bir dersi kaçırıyorsun, zincir kopuyor. Sonra zaten bugün programa uyamadım, yarın tekrar denerim deyip dersi bırakıyorsun. Fakat asla o programa uyman mümkün olmuyor. Bu en basit örneklerinden biri.
Fuarlara insanlar ya satmak ya da almak için giderler diyor. Siz hiç merak edip de panayırı görmek, bu fuarın kim tarafından ve ne için kurulduğunu öğrenmek için geleni gördünüz mü? Bu, dünya için de geçerlidir. İnsanların bir kısmı satış, bir kısmı alış için gelmiş. Bunların arasında bu kusursuz alemi hayretle seyretmek, onu anlamak, onu kimin yaptığını, niçin yaptığını ve nasıl idare ettiğini öğrenme endişesini taşıyan çok nadirdir. Zira bu alemin bir güç tarafından yaratılmamış olması ve biri tarafından idare edilmiyor olması mümkün değildir. Düşünün, bir şehir yapıcısı olmadan var olamaz, bir idarecisi olmadan ayakta durabilir mi? Bir ülke onu çekip çeviren biri olmadan yaşamını devam ettirebilir mi? Bir kitap yazarı olmadan var olabilir mi? Öyleyse biz nasıl varız? Gerçekten harika örnekler...
Kitap gerçekten çoğumuzun fark edemediği şeylere değiniyor. Çok güzel yaklaşımlar ve fikirlerden oluşuyor. Her birine sonuna kadar hak vermesem de gerçekten çok yararlı ve uyandıran bir kitap olduğunu düşünüyorum.
"Her olayda elimizden geleni yapmalı ve geriye kalan şeyler için sakin kalabilmeliyiz. Deniz yolculuğuna mı çıkıyorum? O halde ne yapmalıyım? Gemiyi, kaptanı, mevsimi, günü, rüzgarı iyi seçmek benim elimdedir. Denize açıldığında büyük bir fırtınaya yakalanırsan, bunu hesaplayamazsın.
Gemi batıyor mu? Ne yapmalıyım?
Elimden geleni.."