Yüzümde küçük bir gülümseme, gözlerimde hafif bir buğ, bedenimde zelzele... Katil de benim, Katledilende.

Product Placement
PUT YOUR BEARD IN MY MOUTH
todays bird
hello vonnie
DEAR READER
h
🪼
Peter Solarz
Aqua Utopia|海の底で記憶を紡ぐ
AnasAbdin
wallacepolsom
No title available

Kiana Khansmith
Three Goblin Art

ellievsbear
taylor price
Cosimo Galluzzi
No title available
Mike Driver
i don't do bad sauce passes
seen from Canada
seen from Belgium

seen from Singapore
seen from United States

seen from United States

seen from Finland
seen from Panama

seen from United States
seen from United States

seen from Netherlands
seen from United States
seen from Brazil
seen from United States
seen from Egypt
seen from United States

seen from Netherlands
seen from United States

seen from Malaysia
seen from United States
seen from United States
@kullerindebogulan
Yüzümde küçük bir gülümseme, gözlerimde hafif bir buğ, bedenimde zelzele... Katil de benim, Katledilende.
Derinlere saklı gerçekler, gerçeklere gizlenmiş acılar...
Çürümeyi bekleyen bir ceset gibi, geçiriyorum saatlerimi.
Aile, açık bir yaradan akan sevgidir. Kan hiçbir zaman akmaz, sevgi ise oluk oluk açık yaradan akarken, küçük çocuklar avuçiçlerini açarak sevgiyi kader çizgilerine doldurur ve gülümserler. Kader çizgilerini yıkayan sevgi, ailenin damarlarından gelir.
Bazı çocukların ise kader çizgileri sevgiyle dolmaz; açık yaradan kimsesizlik akar ve o çocuklar, avuç içlerini birdaha açmazlar.
Başta geçmiş duvarları yıkıyordu, duvarlar yıkılırken yer titriyordu, titreyen yer camı çatlatıyordu fakat uzakta renkleriyle umudu hissettiren gökkuşağı, ihtişamını asla kaybetmiyordu.
Kapalı kapılar, sessiz konuşmalar. Sahte gülüşler, sevgisiz öpücükler. Nerdeydi aşk, sevgi, güven. Neredeydi o hasret kaldığımız saygı. Çürümüştü hepsi, çürütmüştü çünki. Bir kapı var. Ardında durmayan gözyaşları, bitmeyen hıçkırıklar. Yine konuşamayan bir dil bununla mahvolan bir ruh...
Kaçışların yumuşak zeminde bıraktığı adım izleri, takip edildiğimiz insanlar için bir pusula olmuyor muydu?
Her kaçış, arkasında başka bir adımı bırakıyordu. En kusursuz kaçış, zihnin içinde gerçekleştirdiğimiz kaçıştı ve bu kaçışlar, kendi zihnimizden başka hiçbir zihinde adım izi bırakmazdı.
Bir mezar kazdım eşeleye eşeleye. Tırnak uçlarıma dolan toprak gözyaşlarımı kuruttu ölünün arkasından ağlanmaz diye. Oysa mezar da benim içindi hüzün de. Bu yüzdendir hiç ağlamayışım belki de. Arsız bir çocuk gibi sırt çevirmişimdir düzene. Bir alışverişse bu şayet, Tanrı benden gözyaşlarımı alırken göğsümdeki boşluğa bir taş yerleştirmiş kalbim yerine. Kabul etmişim ben de, beni dünyaya getiren de farksız değil nihayetinde. Yüksünmedim hiç taşla yaşanır mı diye ama hep kaçıldım sanki taşımı yerinden söküp onlara fırlatabilirim diye. Halbuki ötekisiydim ben tüm hikâyelerin, taşlanan yağmalanan bendim. Küfür bendim, küfredilendim.
Canım çok şey anlatmak istiyor ama yorgunum. Beynim yorgun, bedenim yorgun, bunca şeyi affeden kalbim bile yorgun. Heveslerim yorgun, iyimserliğim yorgun, konuşarak anlaşmaya olan inancım bile yorgun. Benden sadece mecalsiz bir şey kaldı.
Ben öylesine karanlık ve korkutucu bir büyüydüm ki kendi kalbim bile küsmüştü bana. Kendi kalbim bile acımıyordu bana. Atmıyordu adam akıllı, belki o bile öleyim istiyordu.
Acıdım yine kendime. Sevgisizliğime acıdım. Belki biraz yanlızlığıma, belkide herkes gibi olamayışıma. Ama acıdım günün sonunda. Yine hissetim o tiksintiyi her uzvumda.
O neyi sever, neyi sevmez; ona ne iyi gelir, ne iyi gelmez; bilmiyordum. Sanki ruhuma yabancıydım, sokak ortasında karşılaşmışız gibi. Bedenim ise bir otel odası; öyle aidiyetten uzak, öyle soğuk...
Kibrit
İnsan saramadığı yarayı saklarmış; bazen bir gülüşün içine,bazen derin bir sessizliğe...
Gözlerin ülkem gibidir,
Kokun özgürlük
Ellerin bir direniş
Kalbin ise bendeki bir devrim.
Giderek kalabalıklaşan bir karanlıkta yalnızlığıma yoldaşım.
Bazı konuları aşamadım, bazı şarkıları susturamadım, bazı cümleleri unutamadım ve kalbimi yaşanmışlıklardan arındıramadım.
Sesinden vazgeçenin içine bakmayı içiniz kaldırabilir mı?