Bu gece melankolinin en koyu tonu gibi kokuyor bana, bir şeyler eksik. Belki de çok yalnızım ve sessizlik sızıyor zihnime. Meşgul olmadığım sürece bu kadar boş ve anlamdan yoksun hissetmek, dolapta saklı kalmış boş bir vazonun en güzel detayı, ve aynı zamanda üzerindeki toz gibi hissettiriyor. Bazen duvarlar üstüme yıkılacakmış gibi geliyor, ciğerlerim bir kirpiye hediye edilmiş bir balon, yüzüm kurumuş cansız bir yaprak, duygularım bana batan birer diken. Ve ben kaçarken kendime çarpmaktan bıkmışlık ile mücadele edememekten sıkıldım, kitaplarımın arasındaki kurutulmuş çiçeklerimi kimse görmüyor çünkü evimi ziyaret edip beni keşfetme merakıyla kitaplığımı kimse karıştırmıyor. Gökyüzü mavi, gözlerime yansıyan renk gri. Renksizleşiyorum. Güneşin batışını sayarak geçirdiğim bu yaz geceleri bir türlü bitmek bilmiyor, ben ise her geçen gün biraz daha tükeniyorum. Cam kenarında unutulmuş bir saksı, veya kaktüsler susuz da yaşar diye görmezden gelinmiş bir zavallıyım ben.













