Hiç düşündün mü hayatın bir rüya olabileceğini ?
PUT YOUR BEARD IN MY MOUTH

shark vs the universe

pixel skylines

⁂
macklin celebrini has autism

@theartofmadeline

Product Placement
Game of Thrones Daily
Sweet Seals For You, Always
RMH
No title available
todays bird
Noah Kahan
2025 on Tumblr: Trends That Defined the Year
h

JVL
untitled
Peter Solarz
ojovivo

Discoholic 🪩

seen from United States
seen from United States
seen from United States
seen from United States

seen from United States
seen from United States
seen from United States
seen from United States
seen from United States

seen from Malaysia

seen from Pakistan

seen from United States

seen from United States

seen from United States
seen from United States
seen from United States

seen from United States

seen from United States
seen from United States

seen from United States
@kusanadam
Hiç düşündün mü hayatın bir rüya olabileceğini ?
Milyarlarca lira harca ibadethaneler yap, ardından o ibadethanelerde aç insanlar için dua et. Çok komiksiniz....
Kapatıyorum dükkanı, sabrım kalmadı...
Ben deli değilim, benden başka herkes deli olduğu için beni deli zannediyorlar. İnsanın kendi olabileceği tek yer akıl hastanesidir sanırdım, yanılmışım. Delirmeye bile hakkınız yok burada. Tımarhane delirme hakkının kutsandığı mabed değil midir? Değilmiş! İnsan tımarhanede bile delirme hakkını elde edemiyorsa ölsün daha iyi. Ben size ve kendime rahatça dil çıkarabilmek için burada değil miyim, bunun için kapatmadınız mı beni buraya. Elektroşoklar tersini söylüyor bunun. Hastabakıcının suratını görmem elektroşoka girmeme yetiyor da artıyor bile. Şehir cereyanını boşa harcamayınız efendim. Hayatım boyunca kendim olabileceğim bir yer aradım. Bu yer bazen bir insanın yüzü oldu, bazen sevdiğim bir kitapta altını çizdiğim cümle, bazen ölüler gibi haftalarca susmanın saltanatını yaşamak, bazen de denizin köpürdüyen mavi kaosunda eritmekle gözlerimi. Ama yetmedi bunlar. Sonuna kadar kendim olmak istedim, evreni kanatlamak pahasına. Sanatı denedim; otoriteye karşı çıkanların birbirlerine karşı imgelerle iktidar olma çabası. Polis olun efendim, daha saygın. İnsanın kendi olabileceği tek yer gece kalbidir dedim sonra, insan yalnızken kendisidir diye de uzattım. Ama insanların ruhuma bu izinsiz girişleri yok mu, beni delirtiyor: ‘sevgilim beni ne kadar çok seviyorsun’lar, ‘felsefe yapma, aşka gel kendine gelirsin’ler, ‘insanları olduğu gibi kabul et, mutlu olursun’lar vb… İnsanları olduğu gibi kabul edersem bu savaşları, bu gizli sömürüyü, bu öldürücü şiirsizliği de kabul etmiş olmaz mıyım; bu İsa’ya hem Edip Cansever’e, hem kendime, yeni doğan çocuklara ve gökyüzüne ihanet etmek olmaz mı? Hepimiz deliyiz, akıllı taklidi yapmayı bıraktığımız anda tımarhaneye kapatılırız. İnsanlar akıllı taklidi yapmakta ne kadar da usta tanrım. Bense beceriksizliğim bu konuda, daha doğrusu akıllı taklidi yapmaktan bıktım. Normal olmaya çalışmak deli olmaktan daha zor. Belki de bunu anladım. Bir ofiste çalışıyordum, deli gömleğimin (seçkin bir markaydı) üzerine kravat takmayı bıraktım. Beni kimin delirttiğini gerçekten merak ediyorum. Babam olabilir diyorum, çocukluğumda az dövmedi beni sözcüklerle. Lise 2’de beni derste kuşumla oynarken yakalayan son Osmanlı Aysel de olabilir beni delirten. (Kaltak dediğime bakmayın, kızgınlığımdan söylüyorum, yağmurda ıslanmış bir köpek kadar aşıktım ona.) Tek tek beni kimin delirttiğini hesabını yapmak zor, kısaca beni insanlar delirtti diyebilirim. Beni insanların çıldırtmasındansa gökyüzünün çıldırtmasını isterdim, karanlık yağmurun, müziğin… Beni çıldırtma hakkını insanların elinden almalıyım. Önemsiz deliliklerimi saymayacağım, beni buraya kapattıran son çılgınlığımı anlatacağım. İntihar fikri yine tanrım olmuştu, aynadaki yüzüme tükürüp silahımı aldım ve mahallemizdeki büyük çukurca camisine gittim. Girdim içeri. Caminin tavanına iki el ateş edip namazı böldüm. Haklı olarak üzerime saldıran bir dindarı bacağından vurup ‘suküneti’ sağladım. Gerginlik caminin duvarını çatlatacak kadar büyüktü. Fazla vaktinizi almayacağım dedim. Ve Perulu şair Cesar Mendoza’nın “Acı Çekene Saygı” şiirini okumaya başladım. Tanrı’yla aynı fikirde değilim İntihar edenlerin cehenneme gideceği konusunda Kainatın yaratılışına katılmaktan bıktığımda ruhum İntihar edeceğim ben de Denenmemiş bir yolla Nerdeyse bütün akıllı kalpler İntihar edipsiktir çekmiş yeryüzüne Ben ateist değilim, babasıymış gibi Tanrı’ya küsen bir çocuğum Eğer Tanrı intihar edenleri ve Nietche’yi Cehenneme gönderirse Cehennemde yanmayı tercih ederim ben de Tanrı dürüstlüğü sever Tanrı’nın hayal gücünü beğenmiyorum Ben Tanrı olsam Peygamberler göndermez Direk konuşurdum insanlarla Ben Tanrı olsam Hitler’i iyi kalpli bir Yahudi olmakla cezalandırırdım Yahut yetenekli bir yazar yapardım onu İçindeki kötülüğü insanlara değil Tuvallere boşaltırdı Ben Tanrı olsam Devletler yok olur Gül kokulu bireyler var olurdu sadece Atlar çılgın zamanlar koşardı Ben Tanrı olsam Düşünce gücüyle herkesin İstediği karakter olmasını sağlardım Dünya bir şiirin Yaratılım sürecine dönüşürdü böylece Ben Tanrı olsam intihar ederdim İnsanlarla birlikte Acı çekmeyi öğrenemediğim için Sessizlik ağır bir kaya gibi hepimizin üzerine çökmüştü. Cemaat beni linç etmek için fırsat kolluyordu, seziyordum bunu. Tabancam tek dostumdu o anda. O sırada cemaatten yaşlıca bir adam bana doğru yürümeye başladı. Dur diye bağırdım, dur, yoksa… Dinlemedi yavaş yavaş ağır çekimde yanıma kadar geldi, gözlerinde diğerlerindeki gibi öfke değil, merhamet gibi bir şey vardı. Tanımıştım, babamın arkadaşı Ahmet abiydi. ‘Dinle beni, Allah’ın kendin olduğunu anlayıncaya kadar hep acı çekeceksin’ dedi usulca. Ellerim titremeye başlamıştı, bu sözler dikenli bir çalı gibi saplanmıştı içime ama acıtmıyordu. Silahımı aldı, beni linç etmek isteyen kalabalığı ve zamanı bir el hareketiyle durdurdu. Sonrası… Sonrası buradayım işte. O yaşlı adam Ahmet abinin sözünü hatırladığımda sakinleşir gibi, içimdeki bir sırra erer gibi oluyorum ama izin vermiyor insanlar ve anılar kendim olmamama, içimin sularına bir balık gibi dalaraktan. Dışarıdayken bir söz vermiştim kendime: onlar ne yaparsa ben tersini yapacağım diye. Onlar yalan mı söylüyor, ben doğruyu söyleyeceğim. Onlar boyun mu eğiyor, ben isyan edeceğim. Hem de her şeye. Onlar sanattan nefret mi ediyor, ben inadına Mozart dinleyeceğim, ölü yazarlarla dostluk kuracam, 7. Mühür’ü, Sonbahar’ı ve Seven’ı izleyeceğim. Onlar paraya mı tapıyor, ben yağmurda ıslanmaya tapacam. Onlar statünün getirdiği saygınlığa mı inanıyor, ben serseriliğe ve kaybetmişliğe sokak olacağım. Sonuç: insanın tanrı’ya inancının kaybetmesinden daha kötü olan bir şey varsa, o da insanlığa inancını kaybetmesidir. Siz insansanız, ben insan olmayı reddediyorum. Deli olmam güllerle birlikte açmama, zamanın dışına taşmama engel değil; tam tersine bunlara açılan kapı. Bu arada delilerin söz söyleme özgürlüğünden bol bol yararlanıyorum. Geçen gün bağırmaya başladım: sizin sığınacak bir Allah’ınız var, benim yok. Benim sığınacak yalnızca kelimelerim var. Deliliğini topluma kabul ettirebilene dahi derler; ben ettiremedim, tımarhanedeyim. Güldüler. Aklın fazlası cehennem dedim, güldüler. Her çocuk tanrı’nın gönderdiği bir peygamberdir. Ve unuturuz büyüyünce peygamber olduğumuzu. Gider bir öğretmen oluruz, işçi, pezevenk, mühendis, memur dedim, güldüler. Şehir cereyanına bağladılar beni. Güldüler siktir çektiler, kalbimin içinde çarpan kalplere. Çirkinleştireni her yerde, ey dünyayı kutsallaştıran çılgınlık neredesin dedim, güldüler. Öyle bir şekilde yan yana getirelim ki sözcükleri, herkesi orospu olmaktan kurtaralım dedim, güldüler. Zaman geçti. Artık çıplakken bir şey söyleyemiyorum insanlara, kişiliklerim birbirleriyle yaşamayı öğrendi, gidecek başka bir bedenleri olmadığını anladı en sonunda. İlaçlarımı düzenli kullanıyorum, sigarayı azalttım. Buradan çıkmama az kaldı, doktorum Alper bey söyledi. Geçende kendi kendime Cemal dedim Cemal -ismim cemal bu arada- hayatı güzelleştiren şey tehlikeyi sevmektir. Hayatı güzelleştirmek istiyorsan dünyanın en tehlikeli şeyini sevmeyi öğrenmelisin: insanı! Buna kendini sevmekle başlayabilirsin. Hak verdim Cemal’e. Güzel konuşuyordu, inandım ona. Cemal’e borcumu ödeyeceğim. Yeryüzünde insanlar tarafından kanatılmamış hiçbir aşık olmayı yeniden deneyeceğim. Cemal’e borcumu ödeyeceğim. Az kaldı, bekleyin beni.
Sence ne kadar bilmiyorum ama, silahların çekilmesine kanın akmasına çok az kaldı bay ego....
Yazarların Hayatlarından Küçük Bilgiler
Dostoyevski epilepsi hastası, homofbik ve iflah olmaz bir kumarbazdı.
Oğuz Atay sevdiği kadına yakın olabilmek uğruna karısından boşanıp sevdiği kadının kocasıyla arkadaş oldu evlerine daha sık gidebilmek için.
Salinger yaklaşık kırk yıl evinden dışarı adım atmadı, tek bir kare bile fotoğrafı çekilemedi.
Yusuf Atılgan Türk Edebiyatının kilometre taşları sayılabilecek iki büyük eseri yazdıktan sonra (Anayurt Oteli ve Aylak Adam) insanlara küstü, bir köye yerleşip otuz yıla yakın neredeyse tek bir satır bile yazmadan çiftçilik yaptı.
Althusser elli yıldır birlikte olduğu ve taparcasına sevdiği karısı Helen’i bir sabah yanı başında uyurken elleriyle boğdu, bu boktan hayata daha fazla katlanmasına seyirci kalmaması için.
Stephan Zweig’de tıpkı Althusser gibi yaptı, tek farkla, o tabanca kullandı karısı ve kendisi için. İnsan ırkına duyduğu güvensizlik Walter Benjamin’i Fransa sınırında kendi kafasına sıkmaya zorladı.
Hemingway yalancının tekiydi, Jean Genet gasptan tecavüze kadar bulaşmadık suç bırakmadı ve ömrünün yarısını hapiste geçirdi.
Kierkegaard çok sevdiği nişanlısı Regine Olsen’i terk etti, çok sevdiği için. Ömrü boyunca hep acı çekti bu yüzden ama soranlara da yaptığının doğru olduğunu söyleyip durdu. O kadar çok seviyordu ki Regine’i ve o kadar nefret ediyordu ki kendisinden, evlenip onun kendisine ‘maruz kalmasına’ izin veremezdi!..
Düne kadar ya şeriat gelirse diye sorulunca olmaz birşey TSK var deyip. Silivri kapılarında darbecilikten yargılanan komutanlar için eylem yapan. Ulusalcı tayfa bugün demokrasi aşığı. KCK ve yurt severler ölen erler için yas tutuyor. Ülkücüler sokaklarda asker avlıyor. AKP demokrasi için bizleri sokağa çağırıyor. Kafalar karışık içimde bir kalkışma var bastırıyorum. Durum ciddi falan değil. Senin beynin yok...
Biz darbeye evet demiyoruz, biz halkı kirli siyasal oyunları ile manuple eden, bunun üstünden götürmeye bakan bir iktidar ve yarattığı sahte devlete hayır diyoruz! Mücadelemiz bitmedi, susuyor ve duruyorsak asaletimizden, biz kıpırdarsak dünya yerinden oynar!
Sence ne kadar bitmemize? Ben artık hissedemiyorum uzuvlarımı, var edicez derken var oluşumuzdan vazgeçmiş haldeyiz. Birkez daha doğarmı insan küllerinden sence zümrüdü anka gibi. Bence doğmaz son sigaralarımızı içiyoruz, son konuşmalarımızı yapıyoruz ve balçık saplanmış haldeyiz.
Abd de açılan 3 ayrı davada 11 türk bankasının adı karapara aklama ve terorizme finans sağlamakla geçiyor, Sence neden 2. gezi konuşmaları ?
Inancli olupta namaz kilmayandan trt payi al, inancli olmayandanda trt payı al, sonra kendini din hocası zanneden bi yavsagi o ekranlara çıkarıp hepimize hayvan dedirt, sonra anlat kul hakki en büyük gunah haram diye, ne kadar salak varsada buna alkis tutsun, ac bi kuran oku Hicr de ne diyor hayvanlarin ibadetiyle ilgili
Öyle bi yaşıyoruz ki sanki ölümsüzmüşcesine, hayat yok ölüm var siktiğimin yaşamında, ölücez ve bu yaptıklarımızın hepsi sonlanıcak.