koparılmış iklimlerin dal kurularında yeşeren çiçek kokusu sinmiş üzerine.

Janaina Medeiros
Not today Justin

#extradirty
TVSTRANGERTHINGS

Origami Around
$LAYYYTER
No title available

oozey mess

PR's Tumblrdome
Three Goblin Art
DEAR READER

No title available

blake kathryn
Cosmic Funnies
"I'm Dorothy Gale from Kansas"

No title available

JVL

@theartofmadeline
Stranger Things
Today's Document
seen from Canada
seen from Chile
seen from United States

seen from Canada
seen from United States
seen from United States
seen from Australia
seen from United States

seen from United States
seen from Canada
seen from Canada
seen from South Korea

seen from India
seen from Germany

seen from North Macedonia

seen from Canada
seen from Canada

seen from North Macedonia
seen from North Macedonia
seen from North Macedonia
@lmunis
koparılmış iklimlerin dal kurularında yeşeren çiçek kokusu sinmiş üzerine.
güzellik halis mi?
güzellik hâlis mi bilmiyorum, bildiğim tek şey gözlerinin baktığı yeri güzelleştirdiği.
yanılgılar ve yenilgiler.
artık bana, duymak istemediğim o şarkısın sen. senin kapıların, benim evime açılmaz artık.
çünkü ben, eşiğinde bekleyen o eski ben değilim. rüzgarla savrulan umutlarımı topladım bir bir. senin sesin, içimde yankılanan bir hatıradan ibaret şimdi ne çağırıyor beni, ne de durdurabiliyor adımlarımı.
seni; senin bile haberin olmadığı şeylerden dolayı seviyorum, sen boşuna saçlarını düzeltiyorsun.
ben sende düzelen hiçbir şeyi aramıyorum dağınık kalan yerlerin yeter bana.
sonsuzlukta kaybolmak, senin de içinde olduğun bir cümlede çok güzel görünüyor.
geceyi sev ve ölen her çocuk için bir yıldız düşür. sen şiiri sev, ben sana kesin âşık olurum. ayak seslerindeki tonu yakalamak için fırsat kollayacağım. bunu, bil.
geceyi sevdim diye değil; karanlığa adını fısıldadım diye parladı yıldızlar. sen sesi bekle, ben susuşuna kalbini bırakırım.
seni; senin bile haberin olmadığı şeylerden dolayı seviyorum, sen boşuna saçlarını düzeltiyorsun.
senin suların çok bulanık, kalbimi göremedim ben hiç. oysa benim kalbimde bir parça yeşillik olduysa, hepsi sayendeydi.
insan aptal hissedince eve döner. evlerden önce döneceğim hiç kimse yoktu. küçük bir oda da sakin huzurlu bir yaz gibi değil, güneşin tam altında rahatsız edici yapış yapış bir yalnızlık yaşıyordum. kapıları kapatıp ardında bıraktığım herkesi çok özlüyordum.
bir şeyler daima yarım ve hayattan biraz alacaklı. göçüp gittiğimde sadece bunlar olacak aklımda bu dünyadan.
oturdum tek başıma bir masada, herkesin hayata tutunuşunu, mutlu oluşunu izledim. bütün güzel kapılar herkese sorunsuz açılırken, zorlasam da giremediğim tüm kapıları hatırladım. ben dünyaya zorla evlatlık verilmiştim, burda bir fazlalıktım. ben, yenilmiştim. en çok da kendime.
artık bana, duymak istemediğim o şarkısın sen. senin kapıların, benim evime açılmaz artık.
elin elimdeyken ve sen göğsümde uyurken, diğer elimle bütün dünyaya karşı gelip, bütün dünyayla savaşıp, bütün dünyayı yenebilirim. sen bana sarıl.
"bana kimsin dediklerinde, artık kim olduğumu biliyorum fegel. dünyalar güzeli bir varlığın gölgesiyim. tek amacım bu benim. senin varlığına bir gölge olarak eşlik etmek. seni sevmek, seni daha çok sevmek, senin önünde her daim eğilmek."
ruhumdan damıtılmış gülümsemeler bütün gecemin neşeli geçmesine izin veriyordu. göğsüme iliştirilmiş bir demet karanfilin hafifçe ruhuma dokunduğunu hissediyor gibiydim. avuçlarımın arasında ağır ağır ilerleyen yangınları izlerken bile gözlerimi çekmemiştim. başımı önüme eğmiş kulağımın dibinde uğulduyan ince ve serin boşluğun vermiş olduğu huzuru görür gibi oluyordum. fakat tüm bunlar anımsadığım bir rüyanın birkaç silik ve tozlu anısı olabilir miydi? hayalimde birtakım siyahlıklar kımıldadı. yanıma baktım. aynı yer ve aynı masada kalmışım... etrafımda beni yaşama sürükleyecek olan müziğin iç gıdıklayıcı sesi uzun ve tatlı bir kış gecesinde asılı kalmıştı. yüzümdeki yerini koruyan gülümseme ile tek başımaydım.
bana iyi geliyorsun. aklımı gerekli gereksiz bilgilerle çorba olmuş bir ansiklopedi gibi düşün. o sonsuz denizin içinde boğuluyorum. ama sonra bir anda ortaya çıkıyorsun, pembe fosforlu kalem gibi. bir ya da birkaç kelimenin altını çiziyorsun. belirli bir noktaya odaklanabiliyorum böylece. son anda bulduğum bir can simidi gibi o fosforlu cümleye sımsıkı sarılıyorum.