Çocuğuz. Hep bir şeylerin sonunu yaşıyoruz ya, o yıllar da ergenliğe adım atmamış sabiler olduğumuzu kabul etmediğimiz son yıllar. Yanımda, mahallenin bıçkın delikanlı kızı var. Tabii benim de ondan altta kalır yanım olmadığını söyleyebiliriz. Badi badi yürüyoruz, kız çocukları neyi yaparsa biz tam tersini yapıyoruz. En büyük zevkimiz, hemen paraleldeki çıkmaz sokaktaki bir evin penceresine, mahallenin erkek çocuklarıyla birlikte yumurta atmak. Pislik olsun diye değil ama, bildiğin intikam. Bir teyze oturuyor o evde, nasıl aksi, çocuklardan nasıl nefret ediyor… anlatamıyoruz kimseye.
Bir gün bakkalın önünde bizim bıçkın delikanlı kızımızı bekliyorum. Elimde de bir kutu meyve suyu var, ama bitmiş. Pipeti kemire kemire dibini höpürdetiyorum. Kendimce oyalanıyorum. Bir anda bir baston hissettim, mabadımda. Nasıl bir acı, nasıl bir yanma hissi… Tamam yaramaz bir çocuktum, alışkınım ceza olayına… Ama hiçbir şey yapmazken neden vurulur bir çocuğa? “Ne oluyor laaan!” diye bir yakarışla arkama döndüm. Bizim teyze, bir elinde baston, diğer tarafta koluna girmiş yaşlı bir teyze, kızgın gözlerle bana bakıyor. “Ne vuruyosun ya?” diye vızıldıyorum bu sefer. Teyzeyi duymuşum, mahallede oldukça ünlü cadı karı bu olsa gerek diye düşünüyorum. Mahallede büyüyen her çocuk, cadı karı sıfatını bilir. Bizim mahalleninki de bu teyzemiz. Bir an yaşlı teyzeye bakıyorum, gözleri şaşkın ve bıkkın. Bastonumu geri ver diye kızı yaşındaki “cadı karı”ya bakıyor. Teyze de bıkmış olsa gerek… Yaşlılara hürmetimiz var sonuçta. 9-10 yıllık koskoca hayatımızda, en sevdiğimiz insan dedemiz… Ama bastonu da hak etmedik! Derken sessizliği bozuyor cadı karı, “Pislik yapma höpür hupur! yersin sopayı bas git,” diye hönkürüyor. Biraz televizyondan, biraz mahalledeki abilerimizden gördüğüm şekilde, gözlerimle teyzeyi işaret edip, kafamı sallaya sallaya pis bakışlar atarak uzaklaşıyorum bakkalın önünden. Ucunda bastonu bir kere daha yemek var sonuçta, ama intikam da alınmalı! O bastonu da boşa yememiş olmak lazım diye düşünmeye başlıyorum bakkalın hemen yanındaki apartmanın bahçe taşına oturup. Bizim kızla mahalle ahalisi ufak ufak düşüyor. Her gelene tekrar tekrar, her defasında da bir kelime artırarak olanları anlatıyorum. Her gelen de cadı karıyla ilgili bambaşka bir hikaye anlatıyor. Derken dişe diş kana kan intikam diyor, ne yapsak diye düşünmeye başlıyoruz. Derken her zamanki gibi apartmandan çıkan pala bıyıklı, zayıf, esmer Ali Abi, ağzında sigarasıyla küfürler savurarak dağıtıyor hepimizi. Ali Abi aslında çok kıyak adamdı. Bizi tek tek gördüğünde sıcak bir muhabbeti olur, hatrımızı sorar, uzun zamandır görmediği bir velet varsa, onu merak ettiğini belli ederdi. Ama bir araya geldiğinde bu ufaklıkların nasıl tehlikeli olduğunu çok iyi biliyordu…
Aradan birkaç gün geçti. Bizim apartmanın önündeki, içinde oturacak tek bir yer olmayan çardakta toplandık. Bir süre hangi oyunu oynayacağımız üzerine tartıştıktan sonra, birimizden “cadı karı!” diye bir ses yükseldi. Önce herkes irkildi. Fiziksel olmasa da ruhsal bir darbesi var teyzenin, herkes üzerinde… Oradan başka biri yumurta dedi, derken bakkaldan alınan yumurtalarla, 6-7 çocuk teyzenin evine doğru yola koyulduk. Bir üst sokak, Çilek Çıkmazı. Arabalar çıkamıyor, ama ince bir bahçesi var ki, bilen koşarak kaçar. Bir de engelli koşu yolunu kullananlar vardı. O zamanlar boyumuzun iki katı bir duvar. Tırmanmak mümkün değil. Su deposuna tırman, ordan duvara, ordan diğer bahçeye falan filan… Az parçalanmadı dizlerimiz ve dirsekleriniz o yolda… Velhasılı kelam, teyzenin evine geldiyoruz. O ilk yumurtayı atmak öyle bir vicdan istiyormuş ki meğer…
Bir tek yumurta atan oldu, çiğ yavrusu gibi dağıldık. Sonra tabi 1 hafta mavra döndü… Hele biz, mahallenin sözde bıçkın delikanlı kızları… Ama 1 gün dalga geçerler, 2 gün dalga geçerler, 3. gün gazımızı alana aşk olsun… Mahallede ıslıkla anlaşırdık, sokağa çıkan bir ıslık öttürürdü ki, koltuktan kimin o ıslığı çaldığını bile bilerek fırlardık.
1 haftanın sonunda iki kız çocuğu, mahallenin erkeklerinden yeterince gaz almış ve birbirini de doldurmuş vaziyette yumurtaları doldurduk poşete. Tam 12 yumurta. Islıkla milleti de topladık, yürüyün diye. Evin önüne geldik, hala dalga geçiyorlar kız çocuğu ne anlar diye… Bir başladık, 1, 2, 3… 12 yumurta bitti. Tabi cadı karı çoktan cama çıkmış, çığlık kıyamet… Ortalıkta da kimse kalmamış, daha 2. yumurtada kaybolmuş goygoycular…
Tam 1 hafta mahallede gezememiştik kadının korkusundan! Ama intikamımızı almış, rüştümüzü ispatlamıştık ya… Gerisini siz düşünün, mahalledeki havayı da mavrayı da…