“güz biter sular köpürür de kapanmaz gülüşünün açtığı yara uçurum olur, cellat olur her gece“
sheepfilms
Jules of Nature
almost home
Mike Driver
★
d e v o n

izzy's playlists!
Game of Thrones Daily
No title available

No title available
h

Game Changer & Make Some Noise
Monterey Bay Aquarium

roma★

pixel skylines
macklin celebrini has autism

PR's Tumblrdome
Show & Tell

Andulka
Sade Olutola
seen from Estonia
seen from United States

seen from United States

seen from Malaysia

seen from United States
seen from Canada
seen from United States
seen from United States
seen from China
seen from Türkiye

seen from Türkiye

seen from Thailand
seen from Nepal

seen from Bangladesh
seen from United States
seen from China

seen from United Kingdom
seen from Bangladesh

seen from United States

seen from Türkiye
@ciceklikontes
“güz biter sular köpürür de kapanmaz gülüşünün açtığı yara uçurum olur, cellat olur her gece“
“ben acılar denizi olmuşum, yaklaşma
sularım tuzlu, sularım zehir zemberek
baksana; herkes içime dökmüş artıklarını”
sırf kalbim alsın diye
aklım almıyor seni.
bir delinin sevdiğine bıraktığı not
benim önümü kesen dünya sana imkanlar sunar.
ama hep yıkıldığımız yeter sevgilim, biraz da kekik toplayalım
eflatun gözlerini bir grog kadehinde unuttum.
Nemsin be? Sevgili dost yâr arkadaş. Hepsi! En çok da en ilk de Leylâ'sın bana. Bir umudum, dünya gözüm, dikili ağacımsın.
Ömrüm seni sevmekle nihayet bulacaktır.
Ümit Yaşar Oğuzcan-Şiir Denizi 1 (syf.20)
Bakırköy Ruh ve Sinir Hastalıkları Hastanesinde bir dönem personele okuma yazma eğitimi vermiş olan Bedia Tuncer, bir taraftan da akıl hastalarıyla ilgilenmiş ve akıl hastalarının yazdıkları şiirleri derleyerek bir şiir kitabının yayınlanmasına vesile olmuş.
“ocaksız köylerimde, dumanlar tüter elbet ben yandım, sen yanma allah aşkına”
hatırlamıyorum onun içimde başlayışını kendi başlayışımı hiç bilmeyişim gibi sanki;o sonsuzdan beri hep vardı ve ben her zaman mecburdum bambaşka hikayelerde yalnızca "onunla" sınanmaya. ben kendimi bir bahar sabahında bildim. yaz habercisi ağaçların çiçeğe duruşunda masmavi gökyüzüne açtım kollarımı tüm şefkatiyle kuşatıp sarsın beni diye. sonra bıraktım bedenimi esen rüzgara korkusuzca... ve zarif boyunlu güllerin narin hırçınlığında toprak kokuları karıştı anılarıma. ama bilemedim ne zaman farkettiğimi kuşların özgürlük ninnileri söylediğini. dedim ya işte,hiç hatırlamıyorum ben varoluş anını yüreğimin en derininde. günışığını hatırlıyorum ben yalnız ağaç yaprakları arasından usulca sızıp nazikçe göz pınarlarıma değen. çimen ve papatya kokularının valsini ve bir de başdöndürücü ışıltısını mor menekşelerin. ama ne varki tüm bunlara rağmen yine de bir türlü hatırlamam onun yokediciliğinin içimde başlayışını.. bütün hayata tutunuşlarımın onun bir çift karanlık kuyu olan gözlerinde sonsuz bir esaret olarak yitişini ve evet ne varki bir türlü hatırlamam ben kaç hikayede daha ona yenildiğimi. ve evet ne varki hiç bilemem ben ona ne kadar daha yenileceğimi.
"eflatun gözlerin olduğunu bilmiyordum geceyarısını yaşamaktan yorgunum"
“ve hele ne zaman düşünsem seni yaprak gibi titriyorken kalbim”
“yas içinde bütün dünya şehirler yanmış yıkılmış gördüktü ne kadar yorgun ne kadar çaresizdi isa ve demiştin bir gün, anımsıyorum mutsuzluk da boğabilirmiş insanı bir gün, akşama doğru, alacakaranlıkta.”
🌵
“ciğerime denk gelecek gibi batsın bütün acılar”
“ya her şeyim ya hiçim sorma dünyam ne biçim bir kördüğüm ki içim çözdükçe dolaşıyor”