ben, duvar diplerini giyineceğim!
Misplaced Lens Cap

@theartofmadeline
Sweet Seals For You, Always

★
NASA
Jules of Nature
2025 on Tumblr: Trends That Defined the Year

❣ Chile in a Photography ❣
No title available
Stranger Things
Show & Tell
Lint Roller? I Barely Know Her
Keni
will byers stan first human second
taylor price
art blog(derogatory)
trying on a metaphor

pixel skylines
Cosmic Funnies
No title available

seen from United States
seen from Türkiye
seen from Türkiye
seen from United States
seen from United States
seen from United States

seen from United States
seen from United States
seen from United States

seen from Finland
seen from United States

seen from Brazil
seen from Argentina

seen from United States
seen from United States

seen from United States

seen from United States

seen from United States

seen from United States

seen from United States
@mahvet
ben, duvar diplerini giyineceğim!
-dönersen ıslık çal.
dikenleri öpeceğiz güller de şaşıracak
gözlerin menekşe bahçesi
bir hırka aldım kendime, hüzün rengi. zaman geçiyor lale, diyor içimdeki o uzak fırtına. zaman geçiyor ve sen hâlâ aynı istasyonda, hiç gelmeyecek bir treni bekliyorsun.
sen kanadından öptüğün kuşu, öptüğü yerden vuran insansın.
tek başına yürüdüğünü sandığın yollarda ben de vardım ama görmek istemediğinden yanına bile bakmadın dimi. beni görmek istemediğinden. ben de gözümü senden ayırmadığım için düşmüşüm ya hep. sana bakarken düşmüşüm. kaldırmamışsın. keşke yanlışlıkla bile baksaydın. yanındaydım.
bazen ağladığını duyardım. duyar mıydım, yoksa hisseder miydim, bilmiyorum. kalkıp yanına gitmezdim. sabaha çıkmayayım diye dua ederdim sadece. ama sabah olurdu, uyanırdım ki hayattayım. uyandığımı belli etmeden, bütün geceyi huzur içinde geçirmişim gibi yatardım. o, yavaşça odaya girerdi. uyuduğumu sanırdı. usulca alnımı okşar, öper, giderdi. ama bir sabah, yine gelmesini, alnımı okşamasını, usulca öpmesini beklerken, çıt diye kapandı kapı. beni öpmeden gitti. o zaman her şeyin bittiğini anladım.
İçinde yarattığın boşluktan at kendini.
bir hırka aldım kendime, hüzün rengi. zaman geçiyor lale, diyor içimdeki o uzak fırtına. zaman geçiyor ve sen hâlâ aynı istasyonda, hiç gelmeyecek bir treni bekliyorsun.
başımı vura vura parçalamak istediğim duvarın yanındayım yine. evimdeyim. yine.
hayalin suskun çehresinde yine günah öğreten gözlerin gülümsedi. yine ben kaldım, kalbimin köşesinde bir de senin busenin yakıcı hasreti.
Tanrı şahit mutluluk goncasıydım, gelip dalımdan kopardı beni aşkın eli. âh alevine döndüm, ne acı dudaklarım, o dudaklarla bir daha birleşmedi.
rüzgâr perdeleri deliler gibi uçuruyor. sanki içeride sakladığım tüm o kırık tabakları ihbar edecek dünyaya. pencere önünde, saksıda can çekişen bir sardunya; işte benim payıma düşen çiçek. adı konmamış suçlarım gibi açıyor kırmızı kırmızı. bir kuş geçiyor gökyüzünden, telaşlı ve hür. ben patates soyuyorum, parmaklarımda eski yaraların sızısı. annemin dikiş kutusundan çalınmış bir yalnızlık bu. rüzgâr esse ne olur, kuş uçsa ne olur? ben bu evin karanlık karnında, kendi küllerimden yeni bir fırtına doğuruyorum.
bırak unutayım. nesin sen bir lahzadan, gözlerimi idrâk sahrasına açan bir lahzadan başka. bırak unutayım.
sende bir şeyler var ali. dilindeki düğüm bir bana çözülmedi. bir insan memleketine bu kadar uzak olmamalı.
ama sevgilim, gözlerinde gökyüzü kalmış hâlâ.