Okumamız gereken bir şeyler var.
Herkese merhaba!
Okumamız gereken bir şeyler var diye düşündüm ve Jung Yung’un yazarı olduğu Yuva’yı okudum. Bu süreçte zaten yapılabilecek en güzel aktivitelerden biri kitap okumak zaten. Siz de okuyun ve birlikte düşüncelerimizi paylaşalım.
Uzakdoğu’ya olan ilgimi edebiyata da taşıdım ve Koreli bir yazarın ilk ve tek eserini okudum. Bu kitap seçkin listelerde 2016’nın en ilgi çeken romanı olarak yer almakta. Bu değeri de kesinlikle hak ettiğini düşünüyorum. Kitabı bitirdikten sonra yazarın başka kitapları var mı diye araştırdım ve maalesef yokmuş. Umarım en kısa sürede yenileri gelir.
Biraz kitaptan bahsetmek gerekirse kitap bir anda sizi alıyor ve daha önce hiçbir üyesini bile tanımadığınız bir ailenin oturma odasına oturtup olaylara dâhil olmanızı sağlıyor. En azından benim kitabı okurken hissettiğim şey tam olarak buydu. İlk sayfasından itibaren teker teker tüm aile fertleriyle tanışıp olayları ardı arkasına bir bir yaşadım. Kesinlikle akıcı ve merak uyandırıcı bir kitaptı. Bu bakımdan yazara bir teşekkür borçluyum aslında. Çünkü genelde aile hikâyelerinin düz ve sıradan oluşu bir süre sonra beni yormaya başlıyor. Yazar bu sıradanlığı çok iyi bir şekilde bir şekilde aşmış.
Kitabın isminin Yuva oluşu biraz yanıltıcı olabilir. Kelime anlamıyla yuva denilince akla sıcacık bir ev ocakta demlenen çay ve tereyağına sürülen ekmek geliyor ama maalesef bu kitapta bunları bulmak çok zor. İşte bu yokluk kitabı okuduğunuz süre boyunca sizi karakterlere bağlıyor. Onların aslında bunlara ne kadar özlem duyduklarını ve bu süreçte yaşadığı tüm duygusal değişimler sizi de sarıyor. Karakterleri sıradanlıktan arındıran en güzel nokta bu. Kitap tanıtımında Tolstoy’un şu sözüne vurgu yapılmış: ‘’Her mutsuz aileninse kendine özgü bir mutsuzluğu vardır.’’ Bu kitabı tamamlayacak en güzel cümle bu olabilir. Kitap tam anlamıyla bir ailenin ortasına konulmuş ve yıllarca unutulmuş bir bomba gibi. Herkes bu bombayı biliyor ama kimse patlatmıyordu.
Dışarıdan bakıldığında normal bir aile var karşınızda. Tek çocuk olan Kyung zenginlik içerisinde yetişmiş bir akademisyen. Fakat babasının ona sağladığı zenginlik bir yük olmuş ve kendi hayatını kurmaya karar vererek güzel Gillian ile evleniyor ve bir de çocuk sahibi oluyorlar. Kyung her ne kadar evlendikten sonra artık yeni bir hayatı var diye de düşünse de maalesef geçmiş arkasını bırakmıyor. Kyung’un babasının asla bitmeyen hırsı ve bu uğurdaki bencilliği sizi hayrete bırakıyor. Bir yandan Kyung’un annesinin heba olan gençliğine üzülürken giderek canavarlaşması sizi şaşırtıyor. Böyle bir ailede büyüyen Kyung’un içsel bunalımlarına yakından tanık oluyorsunuz. Kitabı okurken sürekli bir suçlu aramaya çalışıyorsunuz ama maalesef kimse bu kitapta ak kaşık değil.
Kitabı okurken sürekli kendimi şu soruyu sorarken buldum: ‘’Nasıl olabilir ya?’’ Bu soruyu yaklaşık beş altı kez sordum ve son soruşumda zaten kitap bitmişti. Aslında çok sakin bir şekilde başlıyordu kitap. Her zaman tanık olabileceğimiz tipte bir ailenin sabah kahvaltısına konuk oluyorsunuz. Bu ilk sayfalar aslında bana bir çekince yaratmıştı ve kitabın sıkıcı ve fazla içsel olduğunu düşünüp bırakmak istemiştim. Şu an bunu yapmadığıma mutluyum bu nedenle eğer siz de öyle hissedersiniz diye söylüyorum lütfen devam edin.
Kitap hakkında konuşmak isterseniz ya da yeni kitap önerisinde bulunmak isterseniz lütfen yorum bırakın. Love y’all. Sevgiyle kalın.














