Not today Justin
Game of Thrones Daily

Origami Around
One Nice Bug Per Day

izzy's playlists!
Sade Olutola
Misplaced Lens Cap
Show & Tell

pixel skylines
🪼
will byers stan first human second
he wasn't even looking at me and he found me

blake kathryn

Product Placement

shark vs the universe
No title available

Love Begins

#extradirty

if i look back, i am lost
let's talk about Bridgerton tea, my ask is open

seen from Malaysia
seen from Saudi Arabia
seen from Türkiye

seen from Malaysia
seen from Italy
seen from United States

seen from Malaysia

seen from Ecuador
seen from United States
seen from United Kingdom
seen from United States

seen from United States

seen from South Africa

seen from United States

seen from Türkiye

seen from United States

seen from France

seen from United States

seen from Spain
seen from Russia
@melihasblog
Ben herkese küstüm Jülide. Bildiğin çocuk gibi küstüm. Kırgın çocukların oyunu terk etmesi gibi, alıp başımı giderim sandım, olmadı.
Belki de en çok sende sustum. Korktum biraz… eğer konuşmaya başlarsam duvarlarımı yıkarım diye. Bana kızma bayım, çünkü ben kendimi hep o duvarlarla korudum. Hayatım boyunca yalnız kalmaya o kadar alışmışım ki, sen gelince afalladım; bazen nasıl davranacağımı bilemedim. Ama ilk kez, uzak olduğum bir duygu yanaştı bana: inanç… ve ben daha da korktum. Çünkü o duvarların arasında yaşadığım hayatta bunlar yoktu. Ben sadece özlemini çektiğim o mutlu aile tablosunu asmak istedim o duvarlara; sanki asarsam gerçek olacakmış gibi. Çok yabancıydı bana bütün bunlar, biraz güzel, biraz ürkütücü. Şimdi sana nasıl anlatayım bilmiyorum bayım… hayalleri olmayan bir kız çocuğu, ilk kez hayal kurmaya yeltenmiş ama korkuyordu işte. Ve şimdi öylece duvar izliyorum; bomboş bir duvar… sanki o tablo bir anlığına oradaydı da ben inanmışım gibi, oysa hiç olmamış gibi boş.
aklımda koca bi' yer edindin, tebrikler.
Kalbimde koca bi' yer edindin, tebrikler.
Hayatımda koca bir boşluk bıraktın, tebrikler.
En büyük kötülük gitmek değildir. En büyük kötülük, kalacakmış gibi yapmaktır. Sığınacakmışım gibi hissettirmektir. Sonra da insanı, kendi ayakta kalma taklidine geri mahkûm etmektir.
Bir söze denk geldim: “Tüm dünyaya karşı yaptığım güçlü taklidini bir kenara bırakıp, ağlayarak sana sarılabilmeyi o kadar çok isterdim ki…” diyordu. Biliyor musun, belki de en çok o an kırıldım. Bir cümleye değil; o cümlenin bende açtığı boşluğa. Sana gelememek… Sensiz kalmak… En çok orada çarptı yüzüme. İnsan onca şeyle savaşır, sırf dinlenebileceği bir limanı olduğunu bilerek ayakta kalır. Benim vardı sandım. Meğer sadece kıyıdan gördüğüm bir silüetmiş. Ne rotası vardı, ne yanaşabileceğim bir iskele. Ve sen, bana en büyük kötülüğü tam da burada yaptın: Sığınabileceğim tek yere, ulaşamayacağım bir mesafe koydun. Sen, sığınılacak yer olmayı beceremedin. Ben de dönüp tekrar denemeyecek kadar öğrendim.
Sana bugüne kadar hiç kıyamadım. Ama iyi niyetimin bittiği yerde, seni ateşe verecek benzini döken kişi ben olurum.
Bir süre direndim. Kışı inkâr ettim, içimdeki çiçekleri savundum. Ama insan en çok, aynı yerden defalarca kırılınca yoruluyor. Ve bir an geliyor sadece şunu söylüyor: “Buraya kadarmış baharlarımı geri istemiyorum artık.” Çünkü anladım, bazı mevsimler hiç gelmemek üzere ertelenirmiş.
Öfkem dışarı taşmıyor; içimde, kapalı bir odada oturuyor. Konuşmuyor, ağlamıyor, sadece bakıyor.
Sesindeki o buzdan duvar; ne zaman bana çarpsa, içimdeki bütün baharlar hükmen mağlup ilan edilirdi.
O an, tomurcuklanmaya hazırlanan ne varsa içimde, kendini geri çekerdi. Kuşlar susar, güneş dilekçesini geri alır, umut usulca eşyalarını toplardı. Ben yine de bir çiçek gibi inatla sana dönük kalırdım; donacağını bile bile, yüzümü senden esen soğuğa çevirerek.
Ben öldürüyorum içimdeki seni.
Gülüşüm neşeden değil, çöküşü ertelemekten.
Ve düşmek için itilmeye gerek yoktur bazen. Yerin yoksa, zaten düşmüşsündür.
“Ben yarama acıyı hissetmek için dokunuyordum çünkü başka bir şey hissetmiyordum..”
İçim öyle uzun zamandır suskundu ki, acı tek kanıtım olmuştu. Sevinç yoktu. Öfke bile yoktu. Sadece kalın bir boşluk. İnsan bazen iyileşmek için değil, uyuşmadığını ispatlamak için kanatır kendini. Canım yandığında en azından bir şey oluyordu. Bir tepki. Bir gerçeklik. “Buradayım” diyen bir sızı.Belki de mesele acı değildi. Mesele, başka hiçbir şeyin bana ait hissettirmemesiydi.
-çok mu sevmiştin?
-bilmem. ben sevmesini bilmiyordum herhâlde. kimi sevdiysem bana düşman oldu. hadi, kalkalım.
biz seninle gülüşemedik, biz seninle biz olamadık, lügatımda böyle kalmış. ben senin hiçbir şeyin olamadım. arkadaşın bile.