“Ah! Galiba bir şey beni ısırdı.
...
Kendimi kötü hissediyorum”
I'd rather be in outer space 🛸

oozey mess
h
occasionally subtle
Monterey Bay Aquarium
Peter Solarz
we're not kids anymore.

izzy's playlists!

tannertan36

Discoholic 🪩
AnasAbdin
todays bird
$LAYYYTER

❣ Chile in a Photography ❣

Product Placement
No title available
Three Goblin Art

Love Begins

Origami Around
Sade Olutola

seen from Italy

seen from Türkiye
seen from United States
seen from Jordan

seen from Jordan

seen from Japan
seen from United States
seen from United States

seen from United States
seen from United States

seen from United States
seen from United States
seen from United States

seen from United States
seen from United States

seen from United States

seen from United States

seen from Türkiye

seen from France

seen from Italy
@miraclemiranda
“Ah! Galiba bir şey beni ısırdı.
...
Kendimi kötü hissediyorum”
‘’Haklısın ama bir öğrenci kurşuna isabet oldu ve buradakilerin de amaçlarının bu olduğuna adım gibi eminim. Yani… bir bakıma, bizde şuanda hedefiz. Bende onlara yardım etmek istiyorum ama gidip bakmak ve buradan ayrılmak ne kadar doğru bir karar?’’
“Evet, bir öğrenci kurşuna isabet oldu. Bunun durması lazım. Birileri kahraman olmaya çalışmazsa daha çok kişi zarar görecek. Öne atılıp kahraman olmaya çalışmak aptalca ama biri yapmak zorunda. S.H.I.E.L.D.’ın bir işe yaradığı da yok. Bu insanların burada olmaması gerekirdi.
Hem ne zaman biz mutantlar doğru bir karar vermişiz ki? Gidip onları pataklıyalım.”
‘’Tanrım, bunu duydun mu? silah patladı.’’
“Yardıma ihtiyaçları olabilir. Eminim her kese ihtiyaç vardır. Eminim zor durumdalardır. Neden gidip bakmıyoruz? Gerçekten korkuyorum sadee bunu yapak zorunda gibi hissediyorum.
Okulu savunmalıyız.”
“Kafayı sıyırdın herhalde? S.H.I.E.L.D elbet bir şeyler yapacak ve bize bir şey olmadan kurtulacağız buradan. Korkaklığı kessen iyi olur!”
“S.H.I.E.L.D.’ın onlar her kimse onları buraya sokmaması da gerekiyordur. Buraya girmemeleri gerekiyordu. Belli ki işlerini o kadar da iyi yapamıyorlar.
S.H.I.E.L.D. işlerini yapamayınca ne olur biliyor musun? İşler bize kalır. “
“Yeter artık kes şunu! Kapılar kilitli, anlamakta zorluk mu çekiyorsun?”
“O halde bir şeyler yap! Aman tanrım o halde bir şeyler yap ve buradan çıkalım. Evet güzel bir saklanma yeri ama sonsuza kadar burada kalamayız. Sonsuza kadar burada kalmamız olanaksız.
Elinde sonunda buraya gelecekler. Ve geldiklerinde ya kaçmış yada hazır olmalıyız.”
“Buradaydılar. Hemen gitmen gerekiyor, onlar buradaydılar. Aman tanrım çok korkuyorum.” dedi fısıldayarak. Hem ağlıyor hem de odanın en köşesinde yorganına sarılmış halde oturuyordu.
“Söylediğinden daha korkunçlar, söylendiğinden çok daha korkunçlar.”
“Peki, önden buyur o halde.”
Miranda kucağında duran resim defterini yatağının altına koydu ve ayağa kalktı. Yavaş ve büyük adımlar attı sanki onu kızdırmaya çalışıyormuşçasına adımlardı bunlar. “Tavuk olarak geldin ve öyle gideceksin” göz devirdi ve kapı kolunu çevirdi. “Neden yukarı çıkmıyoruz? Çatıya”
“İçine o ruhlardan birinin kaçmış olma ihtimali var mı? Çünkü bu konu hakkında bu kadar neşeli olmamalısın, koridorlarda tek başına gezmeyi dene, hala bu kadar iyimser ve arkadaş canlısı olabileceğini sanmıyorum.”
“Beni bir de dışarıda gör. Dışarıda her şey berbat. Burası beni açıyor. Burası beni gerçekten açıyor. Burayı sevmeye başladım. Ne diyorum böyle, burayı SEVİYORUM!
Neden sadece bana eşlik etmiyorsun? Pekala senin deneyin olacağım. Beni test et.”
”Aslına bakarsan şehir efsanesine bağlı. Yatakta bir şey yediğimde yatağın altından canavar çıkacağına falan inanmıyorum, gerçi bunun bir şehir efsanesi sayıldığından da emin değilim.
Neden tehlikede olmaktan, korkmaktan memnunsun?”
“Korkmuyorum. Gelmiş geçmiş ruhlar beni korkutamaz. Hatta bana kalırsa, onlarla arkadaş bile olmalıyız.” aklında Harry Potter filminden bir karakter geldi ve bunu Rita Skeeter’ı taklit ederek söyledi. “Sana bir sır vereyim mi? Yatakta yemek yiyince yatağın altından canavar çıkmıyor. O arkadaşım Dereck. Evet bebeğim!”
“İki soruna da cevabım pek değil olacak sanırım. Tahminimce sen inanıyorsun?”
“Şehir efsanelerinin yarsını ben yaratıyorum.” dedi ve oturdukları yerden kalktı. Odanın diğer ucuna gitti ve yatağın altından minik bir plak çıkardı. Onu gramofona yerleştirdi. Bir keman senfonisi çaldı. Miranda bunu beğenmişti.
“Seni ağlatan ve hayatını kurtaran şarkıyı asla unutma, evet The Smiths’den alıntı yapıyorum.”
“Sağlam güçmüş.” dedi ve neredeyse çökmekte olan boyalarına kadar sökülmüş koridorda ilerlediler. Kimin kimi takip ettiğini bilmiyordu sadece yürüyordu o halde onu izlemeye karar verdi. Asla bir lider olamamıştı bu kanında yoktu.
“Şakası bile olmaz güzelim. Siyah saçlarımın siyah farımın yada hep kulağımın arkasına sıkıştırdığım kalemimin altında oldukça güçlü biriyimdir. Hele de iş üstünde” Onu ani bir hareketle tuttu. Henüz lafını bitirmişti, Caden’in sarsıldığını hissetti ve içten içe kıkırdadı. O kadar küçülmüşlerdiki tahta kurularının deldiği minik bir deliğin içinden odaya ilerlediler.
“Burası şirinmiş ha?”
Caden, kızın gücüne yaptığı yoruma karşılık başını sallamakla yetindi. Sağlam güçtü. Hatta öyle ki bir daha peşini bırakacağını pek sanmadığı kâbuslarını da sağlamlaştırmıştı ama bunlar başka bir hikayenin konusuydu. Düşünceleri daha fazla açılmadan dikkatini Miranda’nın kelimelerinde topladı. Buradaki herkes güçlüydü, yani inanıyordu ama kontrolünü daha önce çok az kişiye vermişti ve Miranda kolunu tuttuğunda aylardır ilk kez olacakları bilmek istedi- Elbette tekrar kontrolsüzce o bataklığa düşmedi fakat, o kadar da değildi.
Birkaç saniye sonra vücudu sarsılarak durduğunda gözleri olduğundan birkaç kat fazla açılmıştı Caden’ın. Karanlıkta kapıda görmediği deliklerden birinin içindeydiler sanıyordu ki. Ve sığabilmişlerdi. Deliğe. Sağlam güç dediğin böyle olurdu be. Yüzü şaşkınlıkla parlarken bunun muhteşem bir şey olduğunu düşündü oğlan, o bunu dillendirmeden konuşan kızla bu düşüncesi patlamış, aynı tavırda bir cevaba açılmıştı dudakları deliğin içinde son adımlarını atarken: “Şirin tanımın yırtık perdeler ve kırık camları da kapsıyorsa, evet, bayağı.”
“Pekala” der demez elini tekrardan çocuğun omzuna koydu ve anında kapının önünde eski boyutlarına döndüler. Bu süreç çok hızlı oluyordu. Bir saniyeden biraz daha kısa bir süre içinde boyut değiştiriyorlardı. Miranda odaya göz gezdirdi. Elini ışık düğmesine götürdü, hemen kapının yanında duruyordu. Ampul parlamadı. Sadece pencereden gelen ay ışığı vardı. Perdeler belkide yıllardır arada bir sert esen rüzgarlardan dolayı hırpalanmış, yırtılmıştı. Rüzgar sadece perdelerin değil camlarını işini bitirmişti. Yerde kırık cam parçaları vardı. Miranda karanlığa alışmak için bir kaç saniye sadece boşluğa baktı ve her şey netlik kazandı. Burası bir yatak odasıydı. Miranda, Caden’a kamerasını çalıştırmasını ve sadece ona ayak uydurmasını söyledi. “Aman tanrım Caden! Sanırım az önce pencerede birini gördüm. Aman tanrım buna eminim.” sesi sakin çıkmıyordu. “Caden, buradalar! Buradan hemen çıkmamız lazım.” bağırıyordu. Pek yüksek sesle söylemiyordu bunları ama bağırıyordu. Yere dizlerinin üstüne çöktü ve elleri ile gözlerini kapattı. Miranda kıkırdamaya ve ardından kahkakaha atmaya başlamıştı. ,
“Kamera bende olacaktı ve sana yüzünün halini gösterecektim adamım!”
“Benimki seninki kadar yerlerini tutmayacak muhtemelen, geleceğe dair milyonlarca seçenek görebiliyorum sadece ki kullanmak istediğimi de söyleyemem.” Suratından geçmişini hatırlamasıyla karanlık bir gölge geçti Caden’ın, ciddiyetini dağıtmak amaçlı konuştu sonra: “Şu beraber girme işi seni yormayacak mı, çok fazla oda var. Arada bir bayanlar önden de gidebilir, hm?” Sırıttı ve ilk kilitli odanın önünde durup “Şaka yapıyorum, hadi neler yapabildiğini görelim, Mucize Kız.”
“Sağlam güçmüş.” dedi ve neredeyse çökmekte olan boyalarına kadar sökülmüş koridorda ilerlediler. Kimin kimi takip ettiğini bilmiyordu sadece yürüyordu o halde onu izlemeye karar verdi. Asla bir lider olamamıştı bu kanında yoktu.
“Şakası bile olmaz güzelim. Siyah saçlarımın siyah farımın yada hep kulağımın arkasına sıkıştırdığım kalemimin altında oldukça güçlü biriyimdir. Hele de iş üstünde” Onu ani bir hareketle tuttu. Henüz lafını bitirmişti, Caden’in sarsıldığını hissetti ve içten içe kıkırdadı. O kadar küçülmüşlerdiki tahta kurularının deldiği minik bir deliğin içinden odaya ilerlediler.
“Burası şirinmiş ha?”
Skylar, şaşırtıcı bir şekilde odada yalnızdı. Beş kişi kalıyorlardı odada, ancak herkes malikanenin diğer taraflarını gezmek ile meşguldü, o hariç. O ise odada kalıp, defter ve kalemden oluşan ikili ile yalnızdı. Yatağın başlık kısmına sırtını vermiş, dizlerini kendine çekmişti, defteri de dizlerinin üzerindeydi. Bu evde daha önce yaşamış olan kişileri düşündü nedensizce. Acaba şu an durduğu noktadan, zaman içinde geriye gidebilseydi, nelere şahitlik edebilirdi? Kavgaya? Bir çiftin birbirine söylediği aşk dolu sözcüklere? Bir cinayete? Bir doğuma? Ya da rutin bir kıyafet değiştirme seansına? Seçenekler sonsuzdu. Bunların hepsini resmedemezdi belki… ama en azından ona en yakınını çizebilirdi, değil mi? Düşünceleri aklından birer birer kalem aracılığı ile kağıda aktarılırken, aklı, zihni boşalıyordu.
Ne kadar süre geçmişti hiçbir fikri yoktu, ancak resmini tamamladığında mutlu bir aile tablosu çizdiğini fark etti. Buraya kadar gayet normaldi, eğer ailenin üzerindeki siyahi şimşeği görmezseniz. Bu malikanenin unutulmuş olmasının bir sebebi olmalıydı ve bu sebep hiçbir şekilde iyi olamazdı. Kara kalemi ile çizdiği yerlerin üzerinden bir kere daha geçip istediği tonları elde ederken, bir fısıltı duydu. Ah, o kadar güzel ve o kadar yanlış ki. Skylar otomatikman başını kaldırdı. Etrafına baktı. Hala odada yalnız oturuyordu. Bu, fısıltıyı duymak, onun için yeni bir olay değildi. Dünyadaki tüm insanların düşünceleri susmak bilmiyordu zaten hiçbir zaman, ancak bu… daha farklıydı. Daha yoğun, daha keskin, daha yakın, daha sesliydi… Bir şekilde farklıydı işte. Belki de sadece saçmalıyordu. Belki de bu delireceğinin işaretiydi, ha? Kafasını iki yana salladı ve işine geri döndü. Ancak yine bir şeyler duymaya başladı. Yetenekliymiş, onu yanımıza almalıyız. Bir tane daha. Hayır, insanlara resim çizerek mi öç alacak? Bu işte sadece biz varız. Bir tane daha. O kızılı ben istiyorum. -Her zaman istediğine sahip olamazsın. -Seyret ve gör. Nereden geliyordu bu sesler? Neyden bahsediyorlardı? Kalemi elinden bıraktı. Resmine baktı, resmi konuşuyor olamazdı. Belki birisi onunla kafa buluyordu sadece? O esnada, kalem oynamaya başladı ve o sihirli kelimeleri yazdı;; Yukarı. Bak. Yutkundu. Yavaş yavaş bakışlarını yukarıya doğru kaldırdı ve gördüğü şey karşısında neler olduğunu anlamadı. Gözleri büyüdü, kalp atışı hızlandı. Binlerce ölü beden tavanda asılıydı. Uzandığı yerden kalktı, kalem ile defteri attı. “Bu da-” derken birisi kolunu tırnaklarını geçirdi, sertçe. Arkasını döndü, kimse yoktu. Elini koluna götürdü, kanıyordu. Arkasını döndü ve bütün cesetlerin aşağıya indiğini, hepsinin ona nefretle baktığını ve üzerine doğru geldiğini gördü. Ağzından çıkan çığlığa engel olamadı. “Ben deli değilim.” Bir yandan eri geri gidiyordu, bir yandan da bunu sayıklıyordu. Nereye gitse bir başka bedene çarpıyordu. En sonunda biri kolunu tutup kendine doğru çevirdiğinde, kolunu çekti “Dokunma bana!” dedi. “Ben deli değilim…” dedi, ancak son cümlesi bir fısıltı olarak çıkmasına engel olamadı.
Buraya bayılıyordu. Burayı seviyordu, aman tanrım burası Miranda için yaratılmıştı. Miranda’nın karanlık iç dünyasını saklamak zorunda olmadığı bir yer hiç bir zaman yeterince karanlık değildi. Her adım daha karanlıktı. Herkes burada huzursuzdu o halde Miranda’da gerçek benliğine bürünmüş bir biçimde yüzünde yarı gülümseme ile koridorda yürüdü. Odasının kapısını açtı ve eski gramofona yanında getirdiği Rus bir adamın keman senfonisini koydu. Miranda kemanı seviyordu. Miranda kemanı Madrid’deki birinin Arjantin’e gitmek istememesi kadar çok seviyordu. Kemanın sesi çok özeldi. Öbür müzik aletlerinden daha çok şey yaşayıp geçirmiş ve daha çok hüzünlenmişti. Kemanlar arkadaşıydı. Miranda pencereden gelen ışığı sevmişti. Resim defterini yatağın altından çıkardı pastel boyalarını da çıkardı. Kulağının arkasına sıkıştırmış olduğu sigarasını da çıkardı. Çakmağını da cebinden çıkardı. Miranda birçok şeyi çıkarmıştı. Sigarasını yaktı ve elini ağzına götürdü. Sağ dizini şövalya olarak kullandı ve pencerenin resmini çizmeye başladı. Kelimelerle arası iyi olmadığı için küçüklüğünden beri resim çizerdi. Eli pastel boyanın renklerine bürünmüştü. Bir anda boyalar elinden düştü.
Miranda bir çığlık duymuştu. Bu onu ürkütmüştü o kadar korkmuştu ki bir anda gücü devreye girdi ve koskocaman odanın ortasında miniminnacık kaldı. Miranda boyut değiştirebiliyordu. Kendini hemen toparladı ve eski boyutuna döndü. Gülümsemeye başlamıştı. Hemen odasından çıktı ve neler oluyor diye bakmaya bir kat alta, sesin geldiği yere, doğru inmeye başladı. Kafasında rus müzikali hala dönüp duruyordu. Odanın ortasında ağlayan bir kız vardı. Kız o kadar çok ağlıyordu ki deri ceketi su içinde parlıyordu. Oda dağılmıştı. Oda bir tren kazasından sonra ki raylar kadar dağılmıştı. Onun yanına gitti ve ona dokundu. Dokunur dokunmaz kız sıçradı ve ona baktı. “Şşşhh... Sorun yok geçti güzelim.” dedi, kızın neden ağladığını yada bağırdığını bilmiyordu. Sadece berbat bir halde olduğunu biliyordu. Onu elinden tuttu ve yatağa çıkardı. Sadece ona baktı. Miranda bunu yapardı. İnsanların en küçük kusurlarını fark edene kadar yüzlerini ve vicutlarını incelerdi.
“Bileğin, ne oldu böyle?”
“Eh, güzel bir başlangıç olacak böyle,” dedi Miranda’nın söylediklerinden sonra gülüp. “Şimdi… Aslında nasıl yapacağımızı bilmiyorum pek, Scooby Doo’dakiler bayağı malzeme taşıyorlardı?” Kameranın bir tuşuna basıp omzundan indirdi. “Yanında toka falan varsa kilitli odalardan başlayalım, biraz tecrübeli sayılırım.”
Scooby Doo’dakilerin bayağı malzemesi varsa bizim de özel güçlerimiz var. Bu yerlerini tutar. Tutmaz mı? Kilide gerek yok benim gücümün ne olduğunu biliyor musun? Boyut değiştirme. Eminim bu eski devasa kilitlerden geçebilecek kadar küçülebiliyorumdur. İşin eğlencesi ne peki? İstediğim nesnelerin ve kişilerinde boyutlarını değiştirebiliyorum. Odaya önce gireceğim diye sevinme yani. SONSUZA DEK BERABERİZ!”
“…Ve birazcık çıplağım, eğer fark ettiysen.”
"Anlamıyorum, dünyanın yarısının penisi var. O halde çıplaklık kimseyi özel yada bakmaya değer yapmaz. Zaten tanrı giyinmemizi isteseydi bizi kravat ile yaratırdı değil mi? O halde benimle bahçede ki çeşmeye gel. Ne dersin?
Çıplak gelirsen belki yüzersin de.”