güne yine çok sevgili ablamla kavga ederek başladık, harika.
Cosmic Funnies
AnasAbdin
Game of Thrones Daily
Cosimo Galluzzi
KIROKAZE
dirt enthusiast
Three Goblin Art
h

❣ Chile in a Photography ❣

Love Begins
"I'm Dorothy Gale from Kansas"
ojovivo
No title available
No title available

oozey mess
Show & Tell

roma★
taylor price
Not today Justin
TVSTRANGERTHINGS
seen from United States
seen from North Macedonia
seen from Italy
seen from India
seen from Türkiye

seen from Australia
seen from Australia
seen from Brazil
seen from Germany
seen from United States
seen from Pakistan

seen from Australia

seen from Australia

seen from Canada

seen from St. Vincent & Grenadines

seen from United States

seen from Australia

seen from United States

seen from Australia
seen from Australia
@munzevir
güne yine çok sevgili ablamla kavga ederek başladık, harika.
beni buralardan uzaklaştır. beni kendi dünyana yerleştir. benim yerim tam olarak orası.
kelimeler boğazımda dizili şimdi.*
çiçeğim, bu yollar sana çelme takarsa senin için ben düşeceğim
bu geçmeyecek. bu, burayı çürütecek ama geçmeyecek
baktığım her yerde gördüğüm tekdüzelik beni boğuyor. herkesin aynı cümleleri kuruşu, herkesin aynı yerden bakışı, herkesin, kalan herkese özenişi, özellikle de kimsenin bu tekdüzeliği farketmeyip bile isteye yapar gibi içinde kayboluşu beni yoruyor.
bazen doğrusu bu olduğu için böyle olmaz olanlar. bazen böyle olması gerektiği için de böyle olmaz. bazen böyle olur sadece. nedenini bilmiyorum.
oysa ölmekten korkmuyorum. ama bir daha olsa doğmak ister miydim, bilmiyorum. hem ben ne zaman ölsem, ölmedin diyemezsin, sen de gördün ben avuç kadar bir kızdım, kendi sesimden korkar, kapı arkalarında ellerimi saklardım, ben her defasında yeniden doğmaktan hiç yorulmadım. ama aynı hikayeyi farklı kelimelerle yazınca sonum değişmeyecekmiş, biz bir kraliyet dairesinin sıkıcı prensesleri değil, biz bu sokakların sıkılmak için yalvaran hakikatli ve biraz da arabesk kadınlarıymışız çünkü. saçlarımızı bir kuleden sarkıtmaz, ağlarken onları avuçlarmışız. biz ayakkabımızı bir yerde düşürmez, gözümüzü düşürsek de kaldırıp almazmışız. biz öyle, işte öyle kadınlarmışız. parmağımdaki kesiği gördün, ne çocukmuşuz değil mi, masum küçük pembe kabarık etekli. arka sokaktaydık, siz yoktunuz, kimse yoktu bak ben içimdeki cesetleri bir bir doksan sekiz kere gömdüm.
o kadar ağır bir hüznün içindeyim ki ölenlerim gidenlerim gelmeyenlerim bitmeyen ve başlamayan her şeylerim, kimsesizliklerim ve orospu çocuğu kalabalıklarımla ben, öyle ağır ki içime oturan taş, ama nasıl bilmiyorum, bilmiyorum ben nasıl böyle durabiliyorum. nasıl bir yerlere diz üstü kapaklanıp yakamı paçamı yırtmıyor, titrete titreye başım arkaya düşerek ağlamıyorum. ben nasıl bi insanım, ben bilmiyorum. buna güçlü olmak diyen çocuklar gördüm ama ben sanki dört asırdır yaşayan bir kadının ölemeyişindeki arsız çaresizlik kadar, neyim ben, yorgun mu, kırgın mı, bilmiyorum. sanki ben denizyıldızıymışım, kesilirse kolum, tekrar doğarmışım, hem bu defa iki tane yani evvelden güçlü ve eksilmesi beklenirken aslında daha çok olurmuşum. peki benim bunu isteyip istemediğimi bana bir kez sordular mı. yahut bana o şansı tanıdılar mı. öyle ağır- ağır ki. ama ezilmiyor bu başım. ezilmiyor ne acı. boynum kırılıp kucağıma düşmüyor, ne acı.
“hissizleştiğimi biliyorum. her gün farklı şeyler yaşanıyor ama ben hiçbirine sevinemiyorum, üzülemiyorum, tepki veremiyorum. hislere içimizdeki pervaneler deseydik, duvarlara çarpa çarpa parçalandı derdim aslında.”
dün gece babam içkili gelmişti. herkes uyuyordu, annemde nur babana kapıyı sen aç dediği için ben babamı bekledim. sallana sallana içeri girdi, konuşmuyordu. sonra sigara paketinden bi çöp sigara çıkardı, içmeye başladı. yere bakıyordu, susuyordu. babam susmazdı yada yere öylece bakmazdı. garipti. sonra birden konuşmaya başladı. "bi gün sigarayı bırakamadığım için canım sıkkındı, sigarayı koluma tutmuştum." dedi. sağ kolunu gösterdi. sigarayı koluna yaklaştırdı ama bastırmadı, izin üzerinde durdu öylece sigara. "sonra burası öyle bi kabardı ki, çok kötüydü. ama ben yinede sigarayı bırakamadım." sigarayı koydu küllüğe. içmedi, yandı öylece. uzunca bir süre sustu, yere baktı sadece. "benim babam hiç alkol kullanmadı. hiç sigara içmedi, babam bizim kötülüğümüzüde hiç istemezdi." dedi. her kelimesinde sesi biraz daha cızırtılı çıkıyordu. ağlayacaktı, biliyordum. ama ne yapacağım konusundada bi fikrimde yoktu, babam hiç ağlamazdı ki. "benim babam öyle bir adamdı ki." dedi gerisini getiremedi. ağlamaya başladı. bende ağlıyordum. vicdan mıdır nedir, ben her şeyi unutup babam gibi içini çeke çeke ağlamaya başladım. sonra gülümsedi devam etti. "bi gün bana şöyle demişti. "murat ben seni pek sevmezdim ama sen benim için çok çabaladın, hastanedeyken başımda çok durdun. sen çok başkaydın." dedi. kimseye karışmazdı, kendi halinde bir adamdı benim babam." sonra başka anısına geçti. "babamın okuma yazması yok ama çalışmış bu kadar malı bize bırakmış. bir gün arkadaşlarıyla beraber oturuyormuş elinde gazete ama okuma yazma falan bilmiyor yani, öyle kağıda okuyormuş gibi bakıyor, sonra yanındaki arkadaşı gazeteyi ters tutuyorsun demiş. babamda herkes öyle okuyor, bunun marifeti ters okumakda." demiş." sulu gözleriyle güldü, güldüm. gözleri hala dolu. gözlerim hala yaşlı. sonra sustu, ağlaması yavaşladı. koltukta kıvrıldı, uyuya kaldı. küllüğe baktım, sigara yana yana bitmiş. söylenecek söz bitmiş. alfabedeki harfler yok olmuş. ağzını açıp konuşacak halin kalmamış. ölmeyi bekleyecek sabrın tükenmiş. sigara içecek dudakların ölüme susamış o anda. vicdansızlığın körelmiş, yok olmuş. koltukta kıvrılarak yatan adama vicdanın baş göstermiş. geçmiş silinmiş. her şey unutulmuş ama sen yinede kalkıp babanın üzerini örtememişsin. kızım sen bu kadar mı acımasız oldun?
iki kas gevşetici, bir sakinleştirici, dört cigara, biraz da oksijen istiyorum. diyeceğim ne varsa diyemediğim, hepsinin amına koyayım, yazıp yazıp sildiklerimi sikeyim bu gece. şu kadarcık kırılsın kafam, şu kadarcık uyuşayım yeter ki. kuduruyorum biliyor musun acıdan, kuduruyorum anlatamamaktan, gırtlağımı sıkanlardan, geçmişten, bugünden. ne desem eksik yanlış. ne yazsam tam değil. bi şırınga bulayım, bi şişe. siktir et beni. beni siktir et.
insanlara bağırmak isteyip kendine sustun. insanları görmek istemedin ama karşına çıkan bütün aynaları yumrukladın. tüm nefretini kendine kustun. şimdi kendi elinden tutmaya çalışıyorsun. herkes herkesi affeder de sen kendini nasıl?
bir apartmanın altıncı katından binlerce kez düştüğümü fark ettim. binlerce kez kan revan içinde kaldığımı. binlerce kez buğulu gözlerle bakarken gökyüzüne hayran kaldığımı. bir mektubu hiç okumadığımı. bir cümleyle bir gelecek yaktığımı, binlercesiyle geçmişi andığımı. hiç yaşamadan binlerce kez ölüşümü izledim sanki gözlerinizde. o kadar tanıdık değildim, kendime dahi. binlerce kez kaçtım. binlerce kez düştüm. bu kalkışım değil, bu alışmışlığım. pek kısaydı ama bana bir asırdı. bir asır akıllıydım şimdi bir asır çok deli.
özlemek yedi harf değil de yirmi yedi bıçak yarası sanki.
dertmiş. taşaymış. ard arda içilen sekiz tane biraymış. gecenin üçünde peş peşe içilen bir paket sigaraymış. ağustosta üşümekmiş. saatlerce izlediğin çıplak ampülmüş. pervazın önündeki solan çiçeklermiş. baban yine gelmemiş. ölsen cenazende kim olurmuş. annen seni hiç affetmemiş. bu hikâye hiç bitmemiş.
ilk günki senle yeniden tanışmayı çok isterdim