kendimi en sevdiğim ve en sevmediğim hatıralarımın hepsinin seninle olması, öyle can sıkıcı ki. sana ne duyacağımı bilmiyorum. öfke mi pişmanlık mı özlem mi merak mı, kalbim renksiz kaldı bu belirsizlikten. bezdim. oysa yaşam bana yokluğunda öyle renkli öyle süratli öyle değişken hadiseler sundu ki, ben seninle ilgili her şeyi sanki kilo aldığım için içine sığamadığım beni artık daraltan sıkan boğup bunaltan allahın cezası bir elbise gibi öylece kapının önüne koyduğumu, birilerinin alıp üstüne uydurduğunu, benim de tüm bunları unuttuğumu sanıyordum. yıldım yanılmaktan. seneler göğsümüzün üstünden karnımızın içinden odamızın ortasından evimizin önünden geçti, ben artık evinin önünden geçerken içimde bir sürü kapı aynı anda açılmış da cereyan yapıyormuş gibi hissetmem, gözüm o tanıdık köftecinin tıka basa dolu masalarında seni yine aramaz, yanında, kolunda biriyle, belki o birinin de kucağında bir çiçek buketiyle karşılaşırsak ne yaparız korkusu duymam daha diyordum. usandım uslanmamaktan. tüm masalsı güzelliğimizi, parlayan göz içlerimizi, şenliğimizi, baharımızı tomurcuğumuzu yitirdik, her şey bir felakete bir afete dönüştü aramızda, biz öylesine ayrılmadık, öylece ayrılmadık, biz parçalayarak, parçalanarak, dişe diş, kana kan, kalbimizin ta üstüne tırnak izleri bırakarak, saçlarımızı yolarak ayrıldık, köklerimizi söktük, toprağımızı bozduk, bahçemizi talan ettik, birbirimize affı hiç mümkün olmayan sözler savurduk, aşil topuğumuzu biliyorduk ve birbirimizi tam da oralardan vurduk, kasırgalar kopardık, çatılarımız uçtu, topuzlar kılıçlar, hoyratça bozguna uğrattık birbirimizi, biz öyle ayrıldık, bir meydan muharebesiyle, dönmüş gözlerle, çocukluğumuzu öldürdük, birbirimizi muhteşem bir özenle mahvettik, ilmek ilmek söktük diktiğimiz her şeyi, tüm bunları öyle çok sayıkladım, öyle iyi ezberledim, öyle eminim ki hepsinden. öyle çok bulandırdım ki midemi. o mide artık kıvranmaz senin derdinle. derdim. yoruldum hayretten. bunca şeye rağmen duvarların üstüme yürümesine nasıl sebep olabilirsin. gözümde serçecik yaşlarla sabahı bekletip sabaha varınca hiçbir şey olmamış gibi roller kestirip kendimle aramı nasıl açtırabilirsin. aklım almıyor, kalbim hiç. senden söz etmeye yüzüm de gönlüm de yokken, sen kaygısız başınla mis gibi uykularda sağa sola dönerken tüm bunları bana nasıl yazdırabilirsin. yeter artık yitirdiğim. yanıldığım yenildiğim tükendiğim ama tükenmediğim. yeter kıvılcımlar çıkararak sürüklediğim kalbimi. sokağında sıkıştığım. sıkıldığım. yeter dönüşürken dövüştüğüm kendimle. yeter hırkamın kollarını çeke çeke burnumu çeke çeke saçlarımı çeke çeke ağladığım. yeter karnımda kayalar yuvarladığın. görkemli bir ağaç gibi devrildiğim delirildiğim ne söylediğimi artık bilmediğim yeter. yetsin.









