geçip giden zamandan daha büyük kaybım yok
One Nice Bug Per Day
Stranger Things

gracie abrams
RMH
Cosmic Funnies
PUT YOUR BEARD IN MY MOUTH
𓃗
No title available

ellievsbear

#extradirty
Mike Driver
taylor price
trying on a metaphor

titsay

tannertan36

No title available
macklin celebrini has autism

No title available
art blog(derogatory)

JVL
seen from United Kingdom
seen from Malaysia

seen from Brazil
seen from Sri Lanka

seen from Singapore
seen from Norway
seen from Canada

seen from Germany
seen from Bangladesh

seen from Canada
seen from United States

seen from United States
seen from United States
seen from Mexico
seen from Russia
seen from United States

seen from Türkiye
seen from Malaysia

seen from Germany

seen from Germany
@telaslarim
geçip giden zamandan daha büyük kaybım yok
keşke biriyle balkonda her şeyi konuşsak sonra ben aşağıya atlasam.
Güneş yüzüme gülerdi ellerimden tutunca.
Niye yaptım bunu kendime demedim. Kapatmadığım her kapıdan yel esti, ama bazılarında yüzüme çarpan o soğuğu bile sevdim.
Söyleyeceğim birçok şeyin arasına karışmışım ama kendimi sadece yazılarımın yazarında bulmuşum. Anlattıklarım arasında kendim için bir yer kalmamış. Fikrimde yokmuşum, mühim olan değilmişim. En az kendime yer vermişim. Bu kadar kelime içinden bir tek ismimle varmışım. Ben ne hâle gelmişim. Kendime ne yapmışım.
seni anlama telaşı yok artık üzerimde. bununla mı yüzleştin, yüzünü kaybetmişsin.
dünyanın bütün boşluklarından seni özleyerek çıkmaya çalışıyorum. buna buradan gökyüzüne merdivenle tırmanmak denir. olsun, ben deniyorum. anneme üzülüp senin yaranı okşuyorum, insanlara öfkelenip senin yaranı kanatıyorum. biri yanındayım deyince senin ellerini arıyorum. günüm kötü geçince o yorganın altında herkesten gizli senin yüzünü okşuyorum. hâlâ sevdiğin şarkıları dinliyorum belki gelirsin diye, hâlâ sevdiğin yemekler ocakta. neredesin bilmiyorum ama bulmaya çalışıyorum. hangi duraktasın, sana varmaya çalışıyorum. kırık ayaklarımla gökyüzüne tırmanmaya çalışıyorum, sana hep çocuğum çünkü. oraya çiçek bırakmışlar, biri oranın mezar olduğunu anlamış sanki. ağlamıyorum ama çakmak arıyorum. benim de elimden bu geliyor bazen. olsun. seni anmak toprak değil çiçek ekmek saksılara, yollara ve hatta yatağına bile. diyorum ki boğazım kanayana kadar, olsun. o çok güzel, ve kaf dağının ardındaki ülkede keyfi çok yerinde. melekler ölmez cânım, oradasın biliyorum. ve seni hep, çok.
gökyüzüne merdiven dayayacak kadar çok.
kendi cenazeme katılacak kadar iç içeydim ve tek başıma tabutumu omuzuma alacak kadar yük edindim bu hayatta
ben bu gece biraz dargınım, biraz kırgın, biraz kızgın. bu gece kırık bir aynayım. beni bana tuttular bu gece. ağzımı açsam susmayacağım da bedenim dimdik, ama gölgem kambur şimdi. durdukça büyüyen bir yük koydular içime. insan gerçekten çok güçlü yoksa ölebilirdim. belki birazdan geçer içerdeki duvara anlatırım. belki ağlaşırız beraber. eğer bu geceden sağlam çıkarsam, gülümseyeceğim.
Dünyanın bütün cenazeleri evimin önünden kalkıyor..
aşk. sıyırıp da kendini bütün sözlük anlamlarından bir yerlerdesin çırılçıplak. öfke ne bilmiyor, kimseye kin gütmüyorsun. yastık altı peçetelerini unutturuyor, hüznünü bile sevdiriyorsun. gözlerin hep güzelliğe çevriliyor, ellerin daima dikensiz güllere dokunuyor. uzandığın yerlerde şefkatin izi kalıyor berrak. aşk. yakınlardasın çırılçıplak. tek kişilik yatakların iki kişilik sıcaklığısın. ‘bir daha asla’ yanılgısının bu defa son sabahısın. zemini düşündüren değil de beşinci katlardan, sen hep balkonlarda göğe baktıransın. yorgun zihinlerin en aydınlık köşesisin. ve bu evin ve bu duvarların ve bu bedenin kalbisin. ve körsün, sağırsın, belki dilsizsin inanmayana. ama hep oradasın, yangınınla yan yana. aşk. karşımdasın çırılçıplak. ve mümkün mü sana tutunmamak. …
bir kere adım atarsanız bir daha geri dönemeyeceğinizi bildiğiniz yollar vardır. sonunu daha ilk ayak izlerinizi bırakırken görebildiğiniz kara delikler. camdan duvarlarım beni öldürüyor. hani burada hiçbir şey yoktu? hani artık hiçbir şey gelmeyecekti? düzlüğe çıkayım diye uydurduğum yalanların kölesiyim sizin gibi. dönüşü olmadığını bildiğim o yoldayım allah bilir kaçıncı kez. aynı savaşın aynı kahramanıyım, bu hiç geçmedi. savaşmak arzusu hiç dinmedi. kalkanımı bir kere daha indirirsem bu son savaşım olur sanmıştım halbuki. ama yolları ve eşikleri düşlemekten alamıyorum kendimi.
yolları ve eşikleri düşlemekten alamıyorum kendimi.
haklı çıkmak kendini aklamak geride kalmış ben sadece nefes almaya çalışıyorum. kötüyümdür iyiyimdir belki hiçbir şeyimdir. belkiler kendini siler bazen hiçbir şeyimdir. nerdeymişim kimmişim en son nerede görülmüşüm kendinden haber alamamak diye bir şey varmış yeni öğrendim. öğrenmeyi istemediklerimiz unutmak istemediklerimiz hayat istemediklerimizi sunuyormuş önümüze bunu da yeni öğrendim. yürümek nasıldı mesela unutmak istemezdim unuttum bunu hatırlamadan koşmaya kalktım yere kapaklandım. bu benim hak ettiğimi yaşamam mı yani yürümeyi unutmuşum nasıl koşarmışım ama yürümeyi nasıl unuttuğumun bir önemi yokmuş gibi mi. hak ettiklerimiz peşimizi bırakmaz tamam ama bunları gerçekten hak ettiğimizi nasıl anlarız yani ben gerçekten bunu hak ettim mi. bu kadarını bu ağırlığı bu ağrıları -ki bazı ağrılar fiziksel değildir- hak ettim mi. akşam olmuş sabah olmuş yıllardır kapalı tuttuğum perdeleri açmak istemişim elimi uzattığımda hayat hayır demiş gibi. sen aydınlığı hak etmedin sen iyi şeyleri hak etmedin senin hakkın bir köşede kendine nefretini büyütmek. haklı çıkmak kendini aklamak geride kalmış ben hakkıma düşeni yaşarım yaşıyorum ama gerçekten ben bunları hak ettim mi.
günde üç kere tekrarlıyorum, seni sevmek için sana ihtiyacım yok.
günde üçten fazla tekrarlıyorum, sevseydin beni öyle bir şeyle vurmaya kalkmazdın. kabulleniş ve kapanış.
bazen insanları değil, onlara olan sevgilerinizi terketmeniz gerek. bazen zarar vermemek için. bazen zarar görmemek için. yumruk sıkmamak için. içe atıp dolmamak için. bir çift söz karşısında eğilip bükülmemek için. onların beklentileriyle ağırlaşmamak için. o yüze bakmak zorunda olmamak için. -ki hatırla, çok sevince de o yüze bakamadın.
“bir daha kimseyi öldürmeyeceğiz dedik, içimizde, yaşatmayacağız da. o kadar büyük sevmeyeceğiz.”
hoşçakalın kuşçuklar.
yıllar sonra yine aynı yerdeyim, bir sokağın ortasında, benden alınan herkesin mezarlarının başında, içimi donduran soğukta otobüs durağında bekliyorum. yine o kapının ardında hiç duyamayacak olana konuşuyorum, konuştum, durdum. konuşamadım, durdum kapının önünde oturdum, boş bir evin kapısında ne kadar oturulmazsa o kadar oturdum işte. duyulmayacağının farkında da olsa insan duramıyor. yıllar önce farkında değildim, kapının hep bi şekilde ve mutlaka açılacağına inanırdım artık açılmasa bile konuşmamı bitiremiyorum. bazen cümlenin ortasında duraksıyorum bir anlamının kalmadığını görüyorum. gördüklerimin altında ezilmiyorum da öncesi kadar. ve bir ize daha yeri olmayan jiletin tamamladığı bileklerimi açıyorum. toprağın altından uyanamamanın imkansızlığıyla barıştım, olduğum yerde, diktiğimiz fidanların ağaç oluşundan memnun bir kadın var. birlikte büyütemeyeceğimizin sancısını birkaç dikişle kabullendim. ağaca ağlamanın, ağaca bağırmanın soğuk bir mezarlıkta mezar taşına sarılmaktan hiçbir farkının olmadığını da yaşayarak sarsıldım. gecenin üç’ü, sokağın ortasında çöktüm, ağlamadım, etrafı arasam bile bulamayacağımı öğrenmiştim, şimşek çakmadı ben gözlerimi kapatmadım. aştım, evet aştım bu sokaktaki çığlığımı, titreyen ellerimi. son kez görüşümü, son kez hızla koşuşumu, cansız bir bedenle korkarak konuşmamı. hikâyeyi bitirmek için başladığım yere döndüm, sonun başlangıcına. suçlulukla başladım, kendimi affetmeden bitiriyorum.
“sevmek için akıl gerekmez. mantık gerekmez. kafandaki bütün tahtaların illa tam olması gerekmez. sevmek için sevmek gerekir, o kadar.”