Kader'di bu, ilk günden son güne ilmek ilmek işli, kaçılması mümkün olmayan…
Ne görünür ne görünmez olmalıydı,ve sadece bakan gözlerle güzelliği görülebilmeliydi…
Senin hiç bir izi takip edemediğin o yollarda, nasibin seni tam yerinde, tam zamanında, tam da ortasında bulmalıydı…
İşte bu yüzden kırışıklardı tuval, hic bir köşesinde ondan kaçamayacagın, neresinden gidersen git, neresinden dolaşırsan dolaş, ne yaparsan yap yinede seni istediği yere götüren kırışıklar..
Aşk nasıl olmalıydı bu tasvirde… Güneş gibi sıcak mı? Ay gibi güzel mi ? çiçek gibi narin mi ? Elif gibi doğru mu…
Aşk yemin gibi olmalıydı, aşığada maşuğada delil olmalıydı her iki cihanda.
Kur'an da delil gösterilen her ayete başlar gibi “Vallahi” diyebilecek kadar emin olmalıydı! “Vallahi!” diyebilecek kadar cesur olmalıydı…
Sonra Aşk doğruya gitmeliydi, Tevbe suresinde dediği gibi “Mümin erkeklerle mümin kadınlar birbirlerinin Velileri, yardımcılarıdır. Onlar iyilikleri teşvik edip kötülükleri menederler.”
işte aşk o “velileri” sıfatına mazhar olmalıydı…
O zaman aşk belkide “Vav” olmalıydı…
Hem vav gibi kaderine tam teslim, boynunu tevekkülle eğmiş, mütevazi hem de vav gibi “Elif"inde güzelliğini içinde barındıran. ”Ve'l-asr“ da ki haliyle zamana, ”ve'l leyl“ de ki haliyle geceye, ”Ve'n nehar“ da ki haliyle gündüze yemin eden. bir kulun olması gerektiği gibi “veli"nin Vavı…
ve iki Vav buluştu kaderin ortasında, tam yerinde tam zamanında… Gözlerine bakarak birbirlerinin sessizce haykırdılar aşklarını birbirlerine. Kendileri belki kara, ama kalplerinin buluştuğu yer bembeyazdı, tertemizdi…
Aşkın her gece kalbimden taşıp zihnimde yankılanan tasavurruydu bu…
Bu bir yakarışın cismi, aslında en içten bir duanın resmiydi…