Fragmanlar 7 - Dört artı bir
-Richard Wagner, Tristan und Isolde (Prelude)
Yaşamın gölgesi, melancholia, her birimize çarpacak ve farkına dahi varamadan öldürecek bizi. Ölüyüz, ölmüşüz, ölüyoruz. Justine gelinlik içinde, ayakkabılarını yarım giymiş, bir dakika önce kocasını aldatmış, Justine, ismi ne güzel, hiç sevmem o kadını ama- Justine…
Wagner'in eserlerindeki ortak nokta, trajedi, tragedya- Nietzsche'den biliriz, Cosima, ve übermensch… Kimliği sakat, hasta ve deli bir zavallıdan, bir âşıktan, bir canavardan alan üstün, zerdüştün dini, perslerin, spartalıların ve koca göğüslü Aristokles'İn serüveni- okunur mu? Alakası var mı? Benim ağzım, bu kulaklara göre değil, düşüyor, düşüyor…
Düştü. ve ben bir sigara yaktım.
-Tomaso Albinoni, Adagio in G minor
Gökyüzü ışıl ışıl, öyle olması gerek, ama benim gökkubbemde toplanmıyor melekler, tanrı yok, tanrı öleli çok olmuş, bir önceki eserde, yok olmuş tanrı; Aristoteles'in yalnızca ama yalnızca kendini düşünen tanrısı, hareketsiz ve mastürbasyon bağımlısı, bu da benden olsun…
Albinoni Hegel'dir, Dawkins'dir, Sagan'dır, Kozmosun içindedir, yıldızlar vardır ve gökyüzü asla ışıltıyla parlamaz; kapkaranlıktır o, insanı içine çeken koca dipsiz uçurum, hep Nietzsche'ye dönüş- ya dipsiz uçurum, o da sana bakıyorsa? O zaman ne yapacaksın sevgili kuşum, o zaman, ne yapacaksın?
Ciğer kopartır Albinoni, bir parçadır o, bir canavar, kocaman ve karanlık; ama yine de umut dolu… Bitmez, bitmeyecek gibidir, çok güzeldir, çok…
Kalp şeklinde pizzadır, sirkeye dönmüş şaraptır, saat on olmuştur artık, saat, on, olmuştur.
Sözcüklerin tükendiği andır Albinoni. Eğer ki aşk, bir simülasyonsa, taklidi ancak O'dur.
-Felix Mendelssohn, Allegro Molto Appasionato (Violin concerto in E minor)
Felix kedi ismidir, ama kemanı coşkudur. Coşkudan ötedir, coşku, ancak onun bir gölgesidir ve kan vardır, kan kokar, cayır cayır yanar gözü gibi, Sauron'un, gözü gibi yanar ve söylemiş miydim, karanlıktır?
Zaman geçer, her şey erir, biter, ölür, eskir, parçalanır ve entropi, fizikçiler daha iyi bilir, fizikçiler; ne kadar Felix bilir? Bilmelidir, herkes bilmelidir, göz göze gelinmelidir, extasia, hayır; bu bir sonraki eser için. Daha fenası için, en fenası için.
-Johannes Brahms, Hungarian Dance no 1
Brahms gecedir. Gecenin tâ kendisi, uzanışı, kolları ve örümceğidir. Suyun kenarıdır Brahms, içeri dolan ay ışığı, denizdeki yansımalardır; yakamoz? Öylesine çirkin bir kelime, asla yakışmıyor buraya. Yükseliş, çıkış, iniş, merdivenden ve katlardan, çokça katlardan aşağı yüksek bir d ü ş ü ş: Brahms.
Bir korsanı andırır ve maceracıdır, içinde gerçekten ama gerçekten aşktan bir kalıntı vardır, ama hayır; çok yanılıyorum, her zamanki gibi, korkunç yanılıyorum. Brahms bir hayaldir, Paris gibi, asla olmayan bir şehirdir. Çoktan düşmüş, ve kalıntılarında günbatımının arandığı o muhteşem şehirdir; tanrıların nefeslerini tuttuğu bir gerçekliktir Brahms, kimseye dokunmaz, teğet geçer; ama ciğeri de bir yandan söker, iyice bastırır, kalp masajını yarım bırakır.
Kitapçının önündeki iç çekiştir Brahms.
Brahms, yatağın altına çekilip de atılan haptır. Işıkların parlamasında, renklerin canlılığında ve ellerin sıcaklığında saklıdır. Kışın son güneşidir Brahms.
-Bonus: André Rieu - And The Waltz Goes On (composed by: Anthony Hopkins)
Genel olarak valsin en güzel örnekleri bu neşeli adamın yaylarında salınır durur. Çok neşeli, çok mutlu. Nedense bana Alman olma hissiyatı verir (ama kendisi Alman değildir). Ağaçların arasında şarkı söyleye söyleye gezinen, kafası hafiften kıyak bir Alman köylüsünün, bir kaz çobanının nefesi gibidir; bir rahibin dilindeki küfürdür, dindir, dilimlenmiş domuz salamıdır.
Kendinden gurur duymaktır.













